ÇANKIRI TARİHİNE TANIK: Necdet İPEK
Eski YSE İl Müdürü, Çankırı Belediye Başkanı Necdet İPEK ile Mülakat
Mülakatı yapan: Nurettin DERELLİ
Tanık: Necdet İPEK
Lakabı: Efe Necdet
Doğum yeri: (Çankırı, Kurşunlu)
Doğum tarihi: 1934
Önemli Görevleri: YSE İl Müdürü, Belediye Başkanı
Mülakat tarihi: Nisan 2006
Sayın Necdet İpek; Çankırılı hemşerilerimizi (sanal olarak) bir çatı altında toplamaya devam eden Cansaati.org sitesi son günlerde çok yönlü çalışmalar yapmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Çankırı tarihine yüz canlı tanık bulma ile ilgilidir. Umuyorum siz büyüklerimizin katkıları ile Çankırı Tarihine yüz tanığı temin amacı ile ulaşabildiğimiz tanıkların Çankırı ile ilgili verecekleri bilgi kaynaklarına göre, gelecek nesillerimize Çankırı’mızın gelişim sürecini daha iyi tanımaları yönünde belge bırakmak arzusundayız. İşte bu anlamda YSE’deki hizmetleriniz ve Çankırı Merkez Belediye Başkanlığınız yönüyle Çankırı’ya verebildiğiniz katkıları da kapsayan ama daha çok sosyal içerikli geriye dönük olarak, birazda sizi geçmişe götürme adına bu mülakatın sizinle paylaşılmasına izin verdiğiniz için Cansaati Org sitesi okuyucuları adına teşekkür ediyorum.
Sayın İpek, Hayata gözlerinizi nerede açtınız ? Sizden başka kaç kardeşiniz var. İsimlerini tek tek söyleyebilir misiniz?
Ben Kurşunlu Hacıbekir Mahallesinde doğmuşum. 2 Ocak 1934 tarihinde, ana doğum tarihim budur. Nüfus kayıtlarında değişmeler var, Hacıbekir Mahallesi, bizim Kurşunlu ilçesinin en eski yerleşim bölümü. Biz üç kardeşiz. İki oğlan bir kız ve annemin başka ölmüş eşinden iki ablamız var. Toplam beş kardeşiz. Büyük ablamdan başlamak suretiyle Hatice, Ayşe, Necdet, İbrahim, Fatma.
İlkokula nerede ve hangi tarihte başladınız? Öğrenim görmeye başladığınız tarihte muadil başkaca bir okul var mıydı?
İlkokula Kurşunluda 1939 yılında başladım. Bizim okuduğumuz dönemde başka bir okul yoktu. Sadece bir yatılı okul mevcuttu.
İlkokul öğretmeninizin ismini hatırlıyor musunuz? Hayatta ise görüşmeniz olabiliyor mu? Sınıf arkadaşlarınızdan isimlerini halen hatırladıklarınız var mı? Görüşebildikleriniz var mı?
Sınıf öğretmenlerimi hatırlıyorum. Birinci sınıfta Şükrü İnal bey, ikinci sınıfta Meliha Dündar hanım, üçüncü sınıfta Hüsmen Törün bey, dördüncü sınıfta Osman Türker bey, beşinci sınıfta Aysel Çam oğlu o zaman bekardı sonradan hocamız. Hatay Valiliği yapan Kemal Gazezoğlu idi. Ben burada öğretmenlerimizle ilgili bir hatıramı anlatayım. N. Derelli; buyurunuz efendim. Bu öğretmenlerden ben Çankırı’ya geldiğimde Aysel (Çam) Gazezoğlu buradaydı kendisi ile görüşmek istediğimi kardeşi İsmail Çam oğlu’na rica ettim. Ve bir tatile gelişlerinde Hatay’dan bir vesile görevi dolayısı ile hocam beni Bayındırlık Müdürlüğünde buldu. Orada görüştüm. Çok memnun oldu bende çok mutlu oldum. Diğer hocalarımın hepside vefat ettiler.. Allah hepsine rahmet eylesin. N. Derelli; Amin mekanları cennet olsun. Arkadaşlarınızdan isimlerini hatırladıklarınız var mı? Var tabii aşağı yukarı sınıfın 45 kişi idik sınıfımızda 15 kadarı kız 30 civarında da erkek öğrenci vardı. Kızlardan da iki üç tanesini hatırlıyorum. Erkeklerden halen görüştüğüm arkadaşlarım var. Onlarda Ankara’da ikamet ediyorlar. Bir tanesi Sadık Mermer belediye zabıta müdürlüğünden emekli oldu. Diğerleri aşağı yukarı N. Derelli; Kurşunlu’daki İlkokulunuz ismi ne idi o zaman; Tepe Mektep derlerdi. N. Derelli: Teşekkür ediyorum.
Diğer üst öğrenimlerinizi nerede tamamlayabildiniz? mezun olduğunuz okuldan sonra bulunduğunuz yer itibariyle bir üst okul var mıydı?
Kurşunlu’da ilkokuldan başka hiçbir okul mevcut değildi. 1945 yılında Çankırı’da Erkek Sanat Enstitüsü açıldı, Kız Meslek lisesi açıldı bunun açıldığına dair Kurşunlu’ya Milli Eğitim Memurluğuna haber gelmiş ilan verdiler gittim gelen varsa Çankırı’ya gitsinler diye. Öyle bir şansım olmadı, şu bakımdan olmadı. İlkokulun beşinci sınıfında maalesef çocuk yaşta babamın amcasının oğlu merhum kayınpederim. Bizim orada malum beşik kertmesi hikayesi vardır. Bundan dolayı İstanbul’da kayınpederim rahmetli Zaptiye (Polisin karşılığı) İstanbul’da Osmanlı İmparatorluğu zamanında zaptiye imiş 1928 yılında hastalık nedeniyle vefat etmiş. Bundan dolayı ailenin tek kız çocuğu teyzesinin yanında kalıyor imiş, ben o zamanı hatırlamıyorum. Söz kesilmiş. N.Derelli; efendim evlilik konularını ileriye yönelik soru olarak yönelteceğim. Bundan dolayı yani evlenme söz konusu olduğu için Çankırı’ya gitme yönünden mahrum kaldık. N.Derelli; sizinle beraber mezun olanlardan Çankırı’ya veya Çankırı dışında başka okullara gidenler oldu mu? Bilginiz var mı? Var tabii, arkadaşlarımın çoğu Çankırı’ya Sanat Enstitüsüne gittiler, Ankara’ya giden nadirdi çünkü Ankara’ya o zaman sadece tren çalışıyordu ve birde kalma imkanı yani yanında kalacak, nerede okuyacak, bir iki tanış N.Derelli; şimdiki yurt, pansiyon olmadığı için evet. Mutlaka bir tanış aranıyordu, bir akraba aranıyordu yanında istihdam edeyim diye. Ama Çankırı için arkadaşların çoğu hepside oradan mezun oldular. N.Derelli; yani burada okul ve sınıf arkadaşlarınız sonuçta okumaya meraklı insanlardı. Yani bizim zamanımızda daha fazla okumak, tahsil görmeyi heyecanla isterlerdi. Ve tatillerde gelen talebelerde halk tarafından takdirle övülür, sevilir, kucaklanır ve okumaya teşvik edilirdi. Teşekkür ederim efendim. Sayın Necdet İpek’in sözüne devam arzusunu hissettiğimden buyurunuz devam ediniz diye yeniden söz hakkı verdiğimde sayın İpek sözlerine devamla… ben 1946-1947 yıllarında okumak üzere dayımın oğlu Ankara Yapı Enstitüsünde öğretmendi onun vasıtası ile Ankara’ya okumaya geldim. Sonrada şansımız yaver gitti. Bizim zamanımızda orta okulda nişanlı olmak dahi yasaktı. Yani tahsil yapmaya engeldi. Nüfus memuru bunu nüfusa işlememiş o eski nüfus kağıdı ile yani evlilik nüfus kağıdı ile değil de eski nüfus kağıdı ile rahmetli dayımın oğlu N.Derelli; yani o zamandan çift nüfus cüzdanlı Türk Vatandaşı idiniz. EVET, EVET, EVET o sayede okumanın çaresini buldum onun vasıtası ile Allah rahmet eylesin. Onların yanında da altı ay kaldım. Birinci sınıfta, ondan sonrada yatılı kısmına geçtim ve Ankara da okulu bitirdikten sonra gene enstitüye muadil veya daha üst tahsil yapacak okul yoktu. Sadece İstanbul’da Yıldız Teknik Okulu vardı (Yıldız Teknik Üniversitesi) oraya da gitmek maddi yönden mümkün değildi. Biz iş hayatına atıldık. Bir buçuk- iki sene Toprak Mahsulleri Ofisinde (İskenderun ve İzmir’de) hizmet gördükten sonra Ankara ‘da birinci inşaat tekniker yüksek okulu açıldığını duydum. Ben o zaman Kayseri’de idim. İki arkadaş beraber karar verdik buraya okumaya gelelim diye. Bu arkadaşım Çankırılı Ali PULCU idi. Ali Pulcu da Kayseri’de bir inşaatta sıhhi tesisat işlerini almış o işleri yapıyordu. Beraber karar verince ben memuriyetten istifa edip Ankara’ya geldim ve Ali’de arkadan Ankara’ya geldi. Burada beraber ders çalışıp imtihana girdik 100 kişi sınava girdik ve 45 kişi kazandık. 1954-1955 yıllarında bu okula başladık. 1956 yılında birlikte mezun olduk. Ali Pulcu müteahhitliğe başladı bende çoluk çocuklu olduğum için askerliği aradan çıkarmayı daha uygun buldum ve yedek subay olarak Erzurum’da görevi tamamlayıp döndüm. N.Derelli; Teşekkür ediyorum efendim.
İlkokul döneminizde oyun oynamak için hangi araçları kullanıyordunuz? En çok hangi oyunları oynardınız?
İlkokul çağında Nurettin bey sizde bilirsiniz, Çankırı –Kurşunlu birbirlerinden farklı sosyal yapıları ayrı bir yer değil. Hepsi birbirine az çok benzer, biz çelik çomak oynardık. Ondan sonra abur gubur diye bir oyunumuz vardı. Çaputtan top gibi bir şey yapardık onu 8-10 arkadaş daire olur aramızda saklardık birisi ortaya girerdi ve biz topu o görmeden aramızda saklar ve daire şeklinde dönerdik. Kimde kimde diye ebe topu bulduğunda birisine topu fırlatır isabet ederse bu defa top isabet eden arkadaş ortaya girer (ebe) olurdu. Oyun böyle devam eder giderdi. N.Derelli; çok teşekkür ederim.
Çalışma hayatına ilk defa nerede ve hangi işle başladınız? İleriki yaş dönemlerinize dair hangi hayalleriniz vardı ve varsa bunların hangilerini gerçekleştirebildiniz?
Biraz öncede arz ettiğim gibi ilk çalışma hayatına resmi görev olarak Toprak Mahsulleri Ofisi İskenderun İnşaat Dairesinde başladım. Bu işe başlamama kadar o zaman hayatta olan rahmetli Baturay Renda’nın Çankırı eski milletvekilimiz ve başkanımız Abdulhalik Renda vasıta oldu beni Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürüne bir kart yazarak gönderdi onun tavsiyesi ile İskenderun Toprak Mahsulleri Ofisine tayinim yapıldı. N.D; Ne görevi ile gönderdiler? İnşaat Kontrol olarak Oraya gönderildim. Amerika’dan Türkiye’ye gelen Marşal yardımı dolayısı ile ilk Türkiye’ye gelen çelik silolarla ilgili N.Derelli; Yıl kaçtı? Yıl 1953. bunlar iki tipti birincisi guvanseptik, ikincisi gutler tipi idi. Türkiye’de bu silolar ilk defa İskenderun’da yapıldı. Bu çalışmada başarılı olunca beni bu defa İzmir’e tayin ettiler. Aynı silolar orada kurulacakmış Onu da Gazi emir istasyonunun yakınına başarı ile inşa ettik. (İzmir/Gaziemir) o sıra babam geldi hayatta idi ve Kurşunlu’da DDY’da amele (işçi) olarak çalışıyordu. O zamanda iki oğlum vardı. Mehmet Şinasi ile küçüğü Necati. Ben dedi torunlarıma dayanamıyorum seni Ankara’ya aldıracağım dedi. Peki baba dedim. Ankara’da nasıl yaptı veya yaptırdı ise tayinim Ankara’ya çıktı ama Ankara’da görev vermediler beni Çelikliye gönderdiler. (Kırıkkale/Çelikli) aynı silolar Çelikli’ye yapılacakmış. Oraya hafta başı gidiyordum, Cuma gün geliyordum. Çocuklarım Ankara’da idi. Altındağ gecekondu mahallesinden bir yer tutmuştum (kiralamıştım.) iyi olmadı ben yine evden ayrı idim. Bunun için daha yüksek tahsil yapmayı düşündüm. Çünkü görev başında idim ama hükümet yevmiyeli diye bir kararname çıkartarak personeli SSK’ ya tabi yaptı. Yevmiyenin dışında birde mahrumiyet zammı çıkartmıştı. Ben bu kanuna göre tek eleman olduğum için teşvik anlamında ben ona göre yevmiye alıyordum. Ancak gittim yerde TMO şefleri., Müdürleri kıskanıyorlar ve bu daha çocuk bizden fazla para alıyor bu ne biçim iş diye de diğer kişiler söyleniyorlardı. Bu durum canımı sıktığı için en iyisi okuyalım dedim. N.Derelli; şimdi efendim ileriye yönelik idealiniz ne idi? Bu yüksek tahsilimi imkanlar nispetinde tamamlayıp memleketimde tahsilime uygun nerede bir görev varsa tayinimi oraya yaptırmayı düşünüyordum. Bununda sebebi hem memleketime faydalı olmak hem de aileme yakın olmak. Çünkü annem Kurşunlu’da yalnızdı. Kız kardeşim ve erkek kardeşim o zaman bekardılar. Onları sahiplenebilmekti.
Eşinizin ismini bağışlar mısınız? İlk defa nerede tanıştınız? Nerede nişanlandınız, nişan yüzükleriniz hangi yılda ve kim tarafından takıldı hatırlıyor musunuz? . Bu döneminizde nişan takma usulleri nasıl yapılıyordu? kız isteme (Dünür düşme) işi nasıl yapılıyordu? bu aşamanın sonunda kız tarafının yerine getirmesi gereken görevler ile erkek tarafının yerine getirmesi gereken görevler neydi?
Eşimin halk arasında yakınlarımız Derya hanım derler. Esas nüfus kaydında Perihan’dır. Eşimle ben ilkokulda iken dini bir bayram münasebeti ile bize gelmiş, bende ilkokulda idim. O gün dışarıda idim eve geldim. Bir bayan oturuyor. Annem dedi ki bak Perihan gelmiş dedi ve o zaman tanıştık, ilk defa orada gördüm. Nişanımız eşimin kaldığı teyzesinin evinde takıldı, ben sadece kadınların nişan için toplandığı bu eve yanımda sadıcımla (oda şimdi rahmetli oldu Abdulkadır ile) beraber gittik o zaman yüzük değil de küpe gibi bir şeyler takıldı. Eşime ve bana da kurdele verdiler. Sonra nişan yapıldıktan sonra N.Derelli; Efendim Çankırı’da yaş döneminiz gereği dünür düşmeler genel olarak nasıl yapılıyordu? Ben onu anlatacaktım. Şimdi Çankırı ve çevresinde genel olarak Kurşunlu’nun da benzer tarafları var. Kız isteme usulü görüşü usulü ile kızlar edilir. N.Derelli; Genelde nerede görürler kızları? Şimdi görülmesi düğünlerde, bayramlarda, çamaşırhaneler, sokakta, beğendikleri kızı, bu kız münasip biz bu kızı isteyelim yalnız kendileri istemezler, kendi güvendikleri yakınlarından dostlarından bir elçi gönderirler. Kız istemeye giden elçi Der ki! ben çay içmeye geldim. Bu arada bir de haberim var bunu da iletmeye geldim. Böyle böyle filancaların oğluna kızımızı almak istiyorlar, ne diyorsunuz der? Evin hanımı da evin beyi genelinde evde olmadığı için;
- Bey gelsin ona ben söyleyeyim. Allah kısmet ettiyse olur der ve misafirini yolcu ederdi. Sonra münasebetler gizli gizli gene devam eder, kız evi olumlu ne zaman olumlu bir tavırda bulunursa o zaman da kıza dünür düşme işi için bir gün tespit edilir, o gün erkek tarafının babası, annesi, yakın akrabalarından ve yakın komşularından oluşan bir grupla kız evine gidilir. Tabii kız evi geleceklerinden haberdar olduğu için o gün ev daha bir düzenlenir, bakımı yapılır, etraf düzeltilir oturulur. Kız ilk anda ortada görünmez oturma esnasında kahve ikram edildiği sırada kız kahveleri ikram etmek üzere geldiğinde kızı bu aşamada görürler. Kız da misafirlere hoş geldiniz der, büyüklerin ellerini öper ve odadan çıkar, kız çıktıktan sonra misafirler kahveler için teşekkür ettikten sonra gelen misafirlerden konuşmacı kim ise, Kızın babasına;
- Efendim teşekkür ederim kahvenizi içtik, kahveniz tatlı idi, inşallah muhabbetimizin sonu da tatlı biter, biz işte Allah’ın emri Peygamberimizin kavli ile kızınız………. Oğlumuz ……… ile evlendirmek üzere geldik. Bunu sizden talep ediyorum. Der. Babası da:
- Allah kısmet etti ise olur inşallah hayırlısı olsun der,
Ertesi gün düğün nişan hazırlıkları başlar, kıza ne alınacak ne verilecek yani o zaman ‘TEKALİF’ derlerdi beklide kelime olarak yanlıştır “TEKELLÜF” olabilir. Yani buna benzer bir şey yani kıza verilecek takılar. Bunlar pazarlık gibi yapılır ve takı olarak yapılacak şeyler bir karara varılır. N.Derelli; Başlık parası var mıydı o dönemde? Vardı. Başlık parası vardı ama aleni olarak söylenmezdi. Yani o gizliden iki dünür arasında geçen bir olaydı. Fakat genellikle başlık parası vardı. Sonra nişan günü tespit edilir ve nişan gününe kadar ziyaretler karşılıklı yapılır, hediyeler getirilir, nişan günü de ya bir salon veya münasip bir yerde nişan takılır. Hemen düğün olmaz ise düğüne kadar geçen zamanlarda ki dini bayramlarda karşılıklı hediyeler gönderilir. Genellikle kurban bayramlarında oğlan tarafı kız tarafına kurbanlık olarak bir koç gönderir. Kurban boyanır, kurdele ile süslenir ve koçun alnına birde altın bağlanır, oğlan tarafının yakınları herkes görsün diye koçu sokaklardan geçirerek kız evine götürür ve hediye olarak eve götürürler. Bayram içinde de kız tarafı oğlan tarafına damada yiyecek, giyecek olarak gömlek gibi, çorap gibi, baklava gibi (Çankırı’da baklava ve tel kadayıf meşhurdur) birisi oğlan evine ikram edilir. N.Derelli; Teşekkür ediyorum, çok güzel anlattınız. (arada gülümseme geçer)
Çocukluk ve gençlik döneminizde ailenizin ekonomik durumu nasıldı? ailenizin barındığı yer ortamı nasıldı komşularınızdan hatırladıklarınız var mı? varsa lütfen ne iş yaptıkları ile isim ve soy isimlerini verebilir misiniz?
Gayet tabii, çocukluk ve gençlik dönemim ailemizin ekonomik durumu Kurşunlu’nun genel durumuna göre orta halli bir aileyiz. Babam evin tek erkek çocuğu, dedelerimiz Kurşunlu’da parça parça da olsa en büyük araziye sahip bir aile imiş. Onlardan kalan tarlalar (kıraç tarla) pek verimli değil, üç dönüm bir yerde, beş dönüm bir yerde fakat o zaman işte onlara ne diyoruz. Erk aile diyoruz. Amcalarım, babaları, yani dedemizin dedesi, çocukları hepsi bir aile ve müşterek çiftçilik yapıyorlar. Çift öküz, çift harman, yani her şey müşterek, ailede çiftçilik üzerine alet edevat ne kullanılıyorsa hepsi diğerlerinin kullandıklarından hem fazla hem daha üstün, geniş bir aile işte, Yahya amcam rahmetli Balkan savaşına gitmiş, Balkan savaşından sonra Çanakkale’ de şehit düşmüş, gelmemiş yani. Balkan Harbi sona ermiş askerin bir kısmını o zamanki imparatorluk idaresi terhis etmiş, amcam orada kalmış, oradan da bilahare Çanakkale’ye göndermişler. Orada şehit olmuş. Amcamın şehit olması ile babamda daha o zaman çocuk yaşta yani 14-15 yaşlarında tek evlat babaannem hayatta annem, bir halam vardı rahmetli o da çocuksuz dul kalmış. O’ da bizde kalıyor evin bütün işlerini bunlar yürütüyor. Ve bu arada Kurtuluş Savaşı başlıyor babamı da askere alıyorlar İstiklal Savaşına iştirak ediyor Rafet Paşanın Kolordusunda bu ordu da İsmet İnönü’nün komutasındaki ordulara dahilmiş, babam rahmetli İsmet Paşa’nın karargahında hizmet yapıyor babam anlatırdı biz çocukken bacakları falan şarapnel yarasıydı, ben kendisine sordum – baba dedim bacakların böyle pütür pütür ne bunlar dedim. Bana –oğlum bunları sonra anlatırım dedi. Sonra anlattı. Bir top mermisi böyle gelirken görmüş, İnönü’de yanında imiş kolundan kucaklayıp yere yatırmış ikisi beraber yere düşmüşler. N.Derelli; kimle beraber? İsmet Paşa ile beraber İsmet Paşa’yı mermiden kurtarmak için, işte o an babam şarapnel mermisi ile yaralanmış. Bilmiyorum bana öyle anlattı. Şimdi böyle babam askerde olduğu için başka bir gelirimiz yok. Halamla baba annem çiftçilik yaptırıyorlar ortakçılık sistemi ile yokluk günler, zor günleri, terhisinden sonra rahmetli İsmet Paşa babama İzmir’den sana arsa vereyim, arazi vereyim, ev vereyim Hüseyin Çavuş gitme memleketinde ne var yani, kıraç arazide! Babam da Paşam demiş annem orada, kardeşim orada, ev yalnız, bütün tarlamız tapanımız orada ben gideyim, demiş. Kurşunlu’da aldığımız evin üstü topraktı (dam üstülü bir evdi. Üstte büyükçe üç oda, odanın birisi babaanneme ait, birisi amcamın karısına ait, birisi eşimin babasına ait ve aşağıda da ahırların yanında da bir odamız vardı orada da babamla annem kalırdı. Böyle bir ev bu ev ben 5-6 yaşımda iken yıkıldı. Harmanlar arazisi parsellendi iki tane daire tipi ev yapıldı, biz başka bir eve göçtük (Küçük Kadir Beyin evi). İşte ben o evde ilkokula başladım. O ev sonradan askeri hastane oldu, ilkokul oldu, büyük bir evdi saray gibi idi. Eski Osmanlı mimari sitilindeydi şu anda o evde yıkılmıştır. N.Derelli; şu anda 2006 yılı itibariyle bu ev yok değil mi? Evet yok sahipleri evi yıktılar. N.Derelli; Teşekkür ediyorum efendim.
Çankırı’da bulunduğunuz dönemleri ve bu dönemler içinde hangi işlerle meşgul olduğunuzu anlatabilir misiniz? Burada size yakın dostlarınızın isimlerini verebilir misiniz? Onlarla genelde sohbetlerinizin içeriği hangi konulardı hatırlayabiliyor musunuz?. Hatırlayabiliyorsanız okurlarımızla paylaşabilir misiniz?
1968 yılının Mayıs ayında Bayındırlık Müdürlüğüne tayin edildim. Ancak, Bayındırlık Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü benim durumuma uygun kadro bulunmadığı için Karayolları kadrosundan Çankırı’ya yevmiyeli personel olarak tayinimi yaptı. O dönem içerisinde (o dönem deyince belediye başkanlığına kadarki dönemi birinci dönem, ondan sonrakine de ikinci dönem diyorum) Çankırı’ya trenle gelirken aynı kompartımanda tesadüfen Mehmet Çivitçioğlu ve eşi ile karşılaştım ve onlarda yeni evlenmişler Ankara’ya gelip biraz alışveriş yapmışlar Çankırı’ya dönerlerken trende tanıştık. Ben o zaman okuldan mezun olunca hemen askere gittim. Yani Türkiye’nin siyasi, ekonomik durumu ile hiç ilgilenmedim. Askerden sonra da Çankırı’ya giderken Mehmet bey Çankırı hakkında bazı bilgilerle faydalandırdı. Hemşerimiz Nurettin Ok da belediye başkanımız dedi. Bende sevindim. Vali hakkında bilgi verdi. Buna sevindim. Yani nereye gideceğim, kimi göreceğim bunları yazdım. Hemen göreve başladım. Zaten Kunduracı Recep eskiden benim arkadaşımdı. Kurşunlulu olarak Çankırı’ya yerleşmişlerdi. Onunda dükkanı vardı. Göreve başladıktan sonra Nurettin Ok beyi belediyede ziyaret ettim. Çocukken annesi ve babası Kurşunlu’ya gelirler ziyaret ederlerdi. Oradan tanışıyorduk. Çankırı’ya geldiğimde hiç teknik eleman yoktu. Nurettin Ok’u ziyarete gittiğimde, bana bize yardımcı ol dedi. Gayet tabii dedim. Elimden gelen yardımı da görevde kaldığım sürece yaptım. Örneğin, su deposu yaptığı kaleye. Kendisi milletvekili seçilinceye kadar gayet dostane birbirine destek olan iki arkadaş gibi çalıştık. Bunun dışında kamu kurum binaları (hastane, okul vs.) hangi bakanlığın yatırımı olursa olsun hepsi ile ilgilendim. Mesela taş binanın yanında yapılan lise binasının kontrolörü bendim. Yanımdaki dostlarımız N.Derelli; yani bu dostlarınızla yaptığınız sohbetlerin içeriği genelde neler olurdu? Yani bak şimdi ben gayet samimi bir ifade de bulunmak istiyorum, herkes bunu başka türlü biliyor, benim sohbetlerimde gerek belediye başkanlığımda, gerek Bayındır Müdürlüğündeki, YSE Müdürlüğündeki görevlerimde siyasetten bahsedilmezdi. Sohbetlerimizde belki başka bir siyasi görüşten kişiler vardır. Ben bir söz ederim onlar kırılırlar, memleket için, bir devlet için siyaset gerekli tabii. N.Derelli; Teşekkür ediyorum efendim.
Çankırı’da görev yaptığınız süre içinde Çankırı’nın en etkin isimleri kimlerdi sizce, lakapları dahil yaptıkları iş çeşitlerinden de bilgi verebilir misiniz? Ve bu etkin kişilerin Çankırı’nın gelişimi yönünde gösterdikleri çabalar hangi alanlarda idi hatırlıyor musunuz?
Demokrat parti il başkanı Sayın Hasan ALTUĞ vardı. Babacan bir insandı. Gürhan TİTREK vardı.
Sayın İpek, izninizle evlilik döneminize tekrar dönmek istiyorum, eşiniz hanımefendi kimlerdendir? Annesi babası hangi meslek grubunda uğraş verirlerdi? Hangi tarihte evlilik akdini imzaladınız? Nişan usullerini öğrendikte düğün usulü nasıldı? Gelin nasıl alınır, oğlan evine hangi aşamalardan sonra gelin getirilir, o zamanda düğün elbisesi olarak hangi giysileri kullanırlardı? Gelin getirmede kullandıkları araçlar nelerdir? Biraz usullerimizden bahseder misiniz?
Aynı sülaleden babalarımız amca çocukları annesi ile beşik kertiğiyiz, annesi ev kadını, babası İstanbul’da yaşıyormuş, eşim anne karnında iken babası İstanbul’da 1928 yılında vefat ediyor. Bizim evliliğimiz 1946 yılının Şubat ayında oldu. Nikahımız 21 Şubat 1946 yılında kıyıldı. N.Derelli: o dönemde düğün usulü nasıldı? Düğün usulü bizim Çankırı’da aşağı yukarı genellikle iki üç gün yapılır, bu kına gecesi ile başlar, bizim Kurşunlu’da Çarşamba günleri başlar düğün, birde Cumartesi günü başlar,
Çankırı’dan bir ortak anınız var mı? halen bu ortak anı içinde yer alan kişilerden hayatta olanlar var mı ? olanlarla zaman zaman görüşme imkanınız oluyor mu lütfen isim ve varsa lakaplarıyla birlikte bahseder misin?
Nurettin bey, benim Çankırı’da kaldığım 24 yılın her yılı bir anı aslında ancak, buradan kendim için önemli gördüğüm bir anımı sizlerle paylaş istiyorum. 11 Eylül günü Çan taş tuz fabrikasının yapımı için Valilikle beraber işler başladı, inşaat başladı, idare meclisinden sermaye artırımı kararı aldık ancak sermayenin devamını ortakların karşılaması mümkün olmadığı için daha önce o zamanki mevzuata göre Dünya Bankası kredi veriyordu, bu çeşit teşebbüslere buradan kredi alalım dedik. Kredi alabilmek içinde hükümet üyelerinden, bakanlarından destek almamız şarttı. Bu işi siyasi bir konu olmaktan çıkartıp veya bir siyasi partiye mal etmeyip, kişiye mal etmeyip, Çankırı’nın genel arzusu, genel desteği olarak halkımız hanımlarımız, beylerimiz ellerindeki altınını. Bileziğini bozarak hisse senedi almışlardır. Belediyeye güvenmişlerdir, Vilayet Makamına güvenmişlerdir bizde bu güvenin sarsılmaması ve bu güvenin devam etmesi için elimizden geldiği kadar dürüst çalışmaya, açık çalışmaya, bizde hizmetlerimizi şeffaf vermeye karar verdik o zamanın Adalet, Cumhuriyet Halk Partisinin, Milliyetçi Hareket Partisinin Başkan ve İl başkanları veya başkan vekilleri, vilayetten bir temsilci kim varsa bir heyet oluşturdum ve Ankara’ya geldik. Daha önce rahmetli Mehmet Çivitçi vasıtası ile o zamanki başbakan Süleyman Demirel’den randevu alındı. Arkadaşlarla beraber Ankara’ya geldik. Heyette Mehmet Çivitçi var, ben varım, rahmetli Cenap Akgül, Nail Çelebioğlu, şimdi ismini hatırlayamadığım bir iki arkadaş daha vardı. Birlikte Başbakanlığa gittik ancak, Süleyman Demirel dışarıda imiş, özel kalemde bekledik daha sonra Sayın Demirel geldiler ve bizi kabul ettiler. Sayın Başbakan bizi iyi karşıladı ve bizimle hoş sohbetler yaptı, güzel sohbetler oldu ve derken odaya Başbakanlık Müsteşarı Sayın Turgut Özal geldiler. Başbakan Turgut beyi görünce “gel Turgut” dedi, Turgut beyde geldi oturdu, hepimize hoş geldiniz dediler ve hemen Sayın Demirel, Turgut beye hitaben dedi ki! “ Bak Turgut bey, Çankırılılar gelmişler bir dilekleri var bunu sana göndereceğim dedi. O da başbakanım emriniz olur dedi.” Ve bunun üzerine sayın Demirel Ziraat Bankası Genel Müdürüne “Ziraat Bankası Kefalet istediği için” telefon açtı ve genel müdürle yaptığı görüşmede aldığı cevabı bize iletti ve genel müdüre yazdığı notu Turgut beye vererek “sen arkadaşların işlerini takip edersin dedi. Biz daha sonra Çankırı’ya geldik. Gelirken bunun anısına birlikte bir yemek yiyelim dedik ve bu hayırlı haberi kutladık. Geldik evlerimize gece saat 04 bizim kapı çat çat çalınıyor, gittim açtım kapıyı bir yüzbaşı, bir polis, bir jandarma, yüzbaşı dedi ki ! başkanım dedi, “komutan sizi rica ediyor, Orta Menzil Komutanlığında bekliyor” ben de şimdi giyinir kendim gelirim dedim. O devirleri hatırlarsınız, Türkiye bir anarşi-terörden Türkiye’nin her tarafında onlarca kişi insanlar öldürülüyor, ölüyor kimse korkudan sokağa çıkamıyor, geceleri her vilayet sessizliğe bürünüyor, böyle bir durumda Türkiye’nin hali, ne ise komutanlığa gittim komutan buyurunuz sayın başkanım dedi. Seninle beraber çalışacağız, vatandaşların ihtiyacını karşılamak üzere durumlara el koyabilmek için sen talimatını ver. Dedi. Zaten bu bekleniyordu. Fabrika yapmaya başlamıştık. Şimdi vatandaşa fabrika yapımı durdu diyemeyiz, paramız bitti diyemeyiz, kredi alamadık diyemeyiz. Ne ise üçüncü gün Başbakan Yardımcılığına Turgut Özal getirilince bayram ettik. Hani denize düşen yılına sarılır denir ya! bu durumda insan şey arıyor, dayanacak yer arıyor. Turgut Özal’ın özel kaleminden randevu istedim ve gece vakti kendim gittim. “Bizim Çankırı Tuz Fabrikasının kredi meselesi vardı, o zaman dedi bunu kimse durduramaz, hemen ziraat bankası genel müdürüne benim yanımda telefon açtı “Müdür bey bu muameleyi derhal tamamlayın arkadaşlar krediyi derhal alsınlar, siz taahhütnameyi verin derhal yerine ulaşsın” dedi. Geldim Çankırı’ya durumu arkadaşlara ulaştırdım. Ancak, arkadaşlarda krediyi askeriye vermez diye bir endişe vardı. (N.Derelli, Teşekkür ediyorum, çok güzel bilgiler verdiniz. Çok güzel bir söyleşi oldu.)
Ulu önder Atatürk’ün Kastamonu’ya giderken veya dönüşünde bir anlatıma göre Atatürk şimdiki Güzel Sanat Lisesi eski adı ile taş binada gece konaklamıştır. Kimisine göre de böyle bir olay olmamıştır yani gece yatısına kalmamıştır. Gibi ifadeler yer almaktadır. Sizdeki kaynaklara göre hangi olay gerçekleşmiş olabilir?
Sayın Derelli, yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün Kastamonu’ya yaptığı ziyaret sırasında Çankırı’da karşılanıyor 1925 şapka devriminden önce millette sanıyor ki! Şapka devrimi kanunundan önce, sonra yapıldı gibi. Halbuki kanun daha sonra çıkmıştır. Atatürk şapkayı Kastamonu’da kanundan önce giymiştir. Dönüşünden bir ay sonra Kanun Eylülde falan çıkıyor. Ağustos ayı içinde seyahate çıkan ulu önder Çankırı’da karşılanıyor biraz dinlenmeden sonra Kastamonu’ya seyahatlerini yapıyorlar. Aynı gün İnebolu’ya geçiyor, İnebolu’da gece kaldıktan sonra ertesi gün tekrar Kastamonu üzerinden Çankırı’ya öğleden sonra geliyor. Çankırı’da vilayette Çankırı eşrafı tarafından karşılanıyor, çay-kahve içiminin arkasından yenen yemekten sonra Ulu Önder Atatürk Ortaokul o zamanki taş mektebin kuzey cephesinde ikinci katta bulunan bir odada kalıyor. (Sayın Necdet ipek Ulu Önder Atatürk’ün okulun odasında kalma olayını okul müdürü Rahmetli Lokman Uyanık’ın anlatımından aktardığını telefonla şahsıma bildirmiştir) Ancak, diğer bilgiler Ulu Önder Atatürk’ün bahse konu olan odanın hazırlandığını ancak burada yatmadığı yönündedir.
Sayın İpek, memuriyetinizin bir kısmını Çankırı’da yaptınız. Çankırılı esnaf ve zanaatkarlar üzerinde bir gözleminiz oldu mu yani Köylümüzle birlikte ekonomik ve sosyal yaşantı durumları üzerinde genel bir değerlendirme yapabilir misiniz? Çankırı insanı ve sosyal yapıları üzerinde durmak istiyorum. Siz Çankırı’yı tanıdığınız günden Çankırı’dan göç ettiğiniz tarihe kadarki dönem içinde, Çankırılının sosyal yaşantısını bu güne göre değerlendirdiğinizde ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz ?
Çankırı’ya 1958 yılı ortalarında gelmiştim. Rahmetli arkadaşım ve hemşerim kunduracı Recep ustanın eski pirinç pazarında bulunan dükkanına müsait zamanlarımda ziyaret eder giderdim. Bu vesile ile çok çabuk esnaf ve sanatkarlarla temasım oldu. Tanıdığım ve gördüğüm sanat kollarında çalışanlarla mutlu bir hayat sürdürüyorduk. Piyasa canlı, yaşam hareketli, ateş okulu gitti ve yerine gelen NBC vesaire gibi birlikler bu canlılığı sağlayamadı. Böylece Çankırı’da dericiler, terziler, ayakkabıcılar, berberler, taksiciler gibi esnaf ve sanatkarların yıllar ilerledikçe sayıları azaldı. Tüm iş kollarında durgunluk başladı. Gıda maddeleri hariç. Bu günde devam ediyor. İşsizlik var hani o ayrı. Köy yollarlının yapılması ile karayollarının yapılması ile köylerimizde de hayat standardı yükseldi. İçme suyu, elektrik gibi alt yapı hizmetleri yapılınca karayollarının yapımında artış sağlanması köylümüzü rahatlattı. Tabii Pazar kurulması da pazara gelebilmesi de bu imkanı sağladı. İnsanın doğasında olan rahatlık ve konforu yaşama duygusu köylerden ilçelere, ilçelerden şehirlere , şehirlerden de daha büyük şehirlere yerleşme arzusu bu günde devam etmektedir. Benim inancım o dur ki bu göç her sene gelmelidir. Gelecektir. Bu kadar. N.Derelli; teşekkür ederim.
Yine Çankırı’da yaşadığınız dönem içindeki gözlemlerinize dayalı olarak o günle bu gün arasında insanların birbirleri ile ilgili iletişimlerinde, dayanışmalarında, örf ve adetlerinde bir değişiklik var mı ? varsa bu değişiklikler nelerdir.
Çankırı’da 1958 -1981 yıllarını kapsayan 24 yıl içinde kaldığım süredeki sosyal yaşantı ile daha sonraki yaşantı arasında farklılıkları söylersem kıyaslamam mümkün olabilir. Zaman içinde esnaf, zanaatkar, işçi, memur, hem kendi aralarında hem de meslek kuruluşları arasında daha kaynaşmış, daha birlik ve beraberlik içinde idiler. Bizler birbirimi görmezsek arardık, sorardık. Tüm kesimlerden gelen kişilerin iştiraki ile toplantılar, kır gezileri yapardık. Laubalilik yoktu. Herkes birbirinin yardımına koşardı. Onun derdi ile karşılıksız ilgilenirdi. Sık sık Çankırı’ya gidiyorum şimdi herkes kendi kabuğuna çekilmiş gibi yani eski Çankırı ve heyecanını göremiyorum.
Çankırı’da yerleşik döneminizde, hatırladığınız medrese, kıraathane, çamaşırhane ve benzeri yerler var mı idi? Varsa aktif olanları var mıydı? Buralarda neler yapılırdı
Çankırı Merkezinde iki çamaşırhane, biri tahta köprü civarında biri tekel binasının kale tarafında, sokak içinde. Hatırladığım kadarı ile iki adet de medrese vardı. Biri İmaretteki medrese Selçuklular zamanında yapılmıştır. Diğeri de Taş Mescit Medresesi bu da Selçuklu zamanında yapılmış aynı zamanda da medrese dışında şifa hane olarak da kullanılmış. N.Derelli; Büyük caminin köşesinde bir yer vardı. Burası da medrese değil mi idi? Hayır orası vakıftı. Çankırı’da o kadar çok vakıf var ki! vakfı olan Camiler, mektepler gibi Vakıf Genel Müdürlüğünde bir arkadaşım varda ondan Çankırı Vakıflarını çıkarttırmıştım. Hep eski yazı ile yazılmış sonradan Türkçe’ye çevrilmiş. Köylerimizde daha çok vakıf var.
Çankırı merkez dışında ilçe, belde ve köylerimizde hatırladığınız medrese, kıraathane, çamaşır hane ve benzeri yerler var mı idi ? varsa aktif olanlar var mı idi? Buralarda neler yapılırdı?
Sayın Derelli, Çankırı’nın ilçeleri dahil bütün köylerinin yüzde doksanında kıraathane değil de köy odası şeklinde yapılmış odalar var. Yani oda derken bir odasında ocaklık eski şömine tipi, kışın soba, yazın ocak olur. Burada gelenler için yemek pişirilir. Yanında dolabı ve bir yanda da yüklük dediğimiz yatak yorgan koymak için büyükçe bir dolap birde dışarıda hacet yolu dediğimiz bölümden oluşan odadır. Bunun dışında çamaşırhanelerde köylerde kapalı ve açık olmak üzere iki tip çamaşırhane bulunurdu. Bir mahalleden üç beş aile bir araya gelinir kazanlar kurulur suyu ısıtırlar. Birbirlerine yardım ederek çamaşırlarını yıkarlar. Açık olan çamaşırhaneler ise mevsimliktir. Sonbahar ve ilkbaharda aynı usulle yıkanılır. Mevsim müsaitse dereye birlikte inerler ve derede yıkarlar. Biraz evvel sormuştunuz. Çamaşırı nasıl ve ne ile yıkıyorlar diye? Daha çok baş kili denen bir kille. Yeşil renkli toprak cinsidir. Açık yeşil renkli, önce ateşte pişirilir daha sonra sıcak suda eritilip çamaşıra sürtmek suretiyle çamaşır yıkanır, bazı yerlerde de soda kullanılırdı. Bazı yerlerde çövenle yıkanılıyor. Bazı yerlerde de adi sabunla, yani kaba sabun denen sabunla. Bizim Kurşunluda da çamaşırhaneler yapılırdı.
Biraz önce köy odalarından bahsetmiştiniz. Köy odalarını son zamanlarda hep Devlet yaptırır olarak görüyoruz. Ama bunları eskidende mi Devlet yaptırırdı, yoksa köylüler kendi imece usulü ile mi yaparlardı? Gerçi şimdiki nesil biraz imecenin pek anlamını bilemiyorlar ama! Bizim bildiğimiz yardımlaşma anlamında bunu köylüler mi yapardı. Veya yasada bir hüküm mü var da şimdi Devlet yapmaya başladı. Bu konu hakkında eski bir YSE müdürümüz olarak bir açıklamada bulunabilir misiniz?
Memnuniyetle; Şimdi ilk akla gelen köylümüzün sosyal ihtiyaçlarını camisi, mektebi, suyu, yolu, yapılması, yaptırılması, köy muhtarına verilmiştir. Köy muhtarı da bunu köye salma yaparak bir kısmını karşılar, malzemesini alır. İşçilik kısmını da köylüyü yine imece usulü ile çalıştırır. BUNA KANUNEN YETKİSİ VARDIR. Kestiği cezalar kesindir. Bunun temyizi de yoktur. Yani falanca muhtar fazla para cezası kesmiş ben buna itiraz ediyorum. Yani böyle bir kanuni hakkı yoktur ve bu karar kesindir. İtiraz hakkı yoktur. Köy odasını bekletmeye bir bekçi temin eder, anahtarını verir. Muhtar köyde yoksa köy bekçisi misafir olan kişilerle ilgilenir, zaten muhtar köyde ise kendisi ilgilenir. Daha önce biliyorsun köylere eskiden tahsildarlar giderdi, köylünün en çok korktuğu jandarma giderdi. Şimdi köylü zaman içerisinde oy verme hakkını kendisinde bulduğundan beri yavaş yavaş siyaset bu hizmetleri sulandırdı. Yani köye şirin görünmek için “muhtar ben Vali beyle görüştüm sizin köye şu kadar kereste verecek” gibi derken köylü alıştı. Şimdi devletten bana şunu ver demeye başladı ve halen de aynen devam ediyor.
Sizin Çankırı içinde saygın bir kişiliğiniz vardı. En azından ben öyle biliyorum. Ancak, bu konumda iken sizi Çankırı dışına çıkartan sebepler neler olabilir?
Sayın Derelli; Çankırı’ya 1958 yılında tayinimden sonra ilk defa Çankırı dışına çıkışım 1974 de olmuştur. Bu çıkış kendi arzumla değil, memuriyetim sırasında YSE müdürü iken CHP’nin 1974 yılında iktidara gelmesi ile değişen Bakanlıklar kadroları üst düzey kadrolarında yapılan değişikliklerden bizim YSE genel müdürü de olmuştur. Yeni gelen genel müdür oturduğu gün resmi bir emirle benim tayinimi Ankara’ya çıkarttırmıştır. Yani ben Ankara gelmedim, istifa ettim (Sn. İpek’in ifadesinden Müdürlük görevinden istifa ettiği anlaşılmaktadır) Vali beyle görüştüm,istifa ettiğimi söyledim. vaziyetimi kendisine arz ettim. Bu arada sendikacı arkadaşlarla görüşmüştüm, onlarla vardığımız mutabakat sonucu, sendikayı toplayıp sendika temsilcisi olarak karar aldılar, ben o kararı Vali beye götürdüm, çünkü bu arkadaş görevi ve işleri dolayısı ile gelemiyor, vali bey bunları kabul etti. Temsilcilik için onay alındı ve temsilci olarak devam ettim. Bir ay iki ay kadar yerime gelen müdür arkadaş benim maaşımı ödemedi ve ben Savcılığa gittim, tebligat vasıtası ile müdürü çağırdılar. İfadesini aldılar. Yeni müdür efendim genel müdürlük böyle talimat verdi dedi. Sayın savcıda yaptığınız bu hareketten dolayı ben sizi mahkemeye sevk etsem, sende bu konudan dolayı mahkum olsan genel müdür seni kurtarabilir mi dedi. Müdür bey de kurtaramaz efendim deyince O zaman kanunsuz emirleri neden yerine getiriyorsun. Git beyefendinin maaşını öde, canını yakmayın dedi. Ne ise maaşımızı kesintili mesintili aldık. Daha sonra Eski YSE ve YSE’nin kurucularından ve eski Ulaştırma Bakanlığı müsteşarlarından Ekrem Ceyhun beyi memur arkadaşlarla Ankara’ya ziyarete gittik. Ekrem Ceyhun bey ziyaretimizde bizimle bayağı ilgilendi. Bana geldiğinde ne yapıyordun diye sordu, bende temsilcilik yapıyorum efendim dedim. Nasıl bir yahu dedi. Zannetti ki bir şirketin temsilciliğini yapıyorum gibi anlamış. Ben durumu anlattım. Olmaz böyle şey dedi ve hemen PTT genel müdürüne telefon etti, şimdi sana bir dilekçe havale ediyorum bunun muamelesini derhal yapın, yarın da bana onaya getirin dedi. Dilekçeyi kendisi yazdı ben imza ettim. Personele havale etti ben dilekçeyi elden aldım ve dilekçeyi PTT Genel Müdürlüğü İnşaat Dairesi Başkanlığına elden verdim. Ve onaydan sonra orada göreve başladım. 1975 yılına girdik Ecevit hükümeti istifa etti. Arkasından Sayın Süleyman Demirel, MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) destekli hazırlık hükümetini kurdu, eski arkadaşlar zaten şey yapmıştık, müdürlük için, bölge müdürlüğü için teşkilatın listesini yapmıştık o listeye göre ben başka bir yere gönderelim demelerine rağmen, hayır ben Çankırı’ya gitmek istiyorum, benim memleketim, daha orada yapacak çok işim var dedim. Genel müdür bu isteğimi kırmadı, onayımı verdi. O arada yine Ekrem Ceyhun bey yeni genel müdürü tebrike gelmiş, benim PTT’den muvafakat onayımı elden getirtti. Bir hafta sonra Çankırı’ya yeni görevime geldim. Fakat görevime başlamamla ilgili Çankırı’dan kimseye bilgi vermedim. Çünkü başkaları daha sonra bu olayı çarpıtmasın diye. Bunu şunun için söylüyorum daha sonra birileri bir yerlere aday olmuş diye yazmış, haber versem, bazı arkadaşlar Çankırı’ya girerken karşılama falan yapacaklar, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Bana samimi merhaba demek her türlü iltifattan daha üstündür. Böyle kalabalıkların çoğu bunun yapmacıktır, riyadır, Nurettin Bey, N.Derelli: yaşadık bunları, çok yaşadık halende yaşamaya devam ediyoruz. Bak biliyorsun işte. Bu arada bir notumu da bunun arkasına eklemek istiyorum. Bu tayin sırasında bir hafta Ankara’da kalmıştım. Söylemiştim. Bu bir hafta içerisinde çok sevdiğim arkadaşım senatörümüz rahmetli Gürhan Titrek’i ziyarete gittim. Daha önce telefon ettim. Buluşalım beraber yemek yiyelim filan dedi, ne ise konuştuk kendisi ile yemek yerken daha önceden haberi yoktu, bilmiyordu yani ne durumda olduğumu, zaten tayinim çıktığında siyasilerden hiç kimse aramadı, sormadı, geçmiş olsun, niye böyle yaptılar, seni niye aldılar, böyle bir şeyle karşılaşmadım. Yani en ufak bir bilgi almadım. N.Derelli: yani millet görevden alınmanı bekliyormuş gibi bir hava sezinlediniz? Aynen öyle, aynen öyle. N.Derelli; böyle bir duyguya kapıldınız? zaten öyle bir hisleri varsa rahatladılar yani. Onların yaptığı nezaketsizliği de ben hiçbir zaman yapmadım.
Sayın İpek, biliyorum ki bu sorularımızın cevabı gelecek nesillerimiz için önem kazanacaktır. Özel de olsa hoşgörünüze sığınarak bu bölümde birazda kişiliğiniz hakkında bilgi almak istiyorum. Bu konudaki sorum şu olacaktır. Sizin kaç çocuğuz var? İsimleri ile birlikte şimdi hangi işlerle meşguller?
Sayın Derelli, benim dört çocuğum var. Üç oğlum birde kızım var. Büyük oğlum Mehmet Şinasi İpek, ikinci oğlum Necati İpek, Kızım Gülsen (İpek) Oğuz, en küçük oğlum da Hüseyin Nabi İpek, büyük oğlum şu anda Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı görevini deruhte ediyor, ikinci oğlum, Elektrik Elektronik yüksek mühendisi Türkiye Elektrik Kurumu Genel Müdürlüğü Şube Müdürü, kızım Köy İşleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinden emekli ve şu anda serbest Avukat, Küçük oğlum ODTÜ Petrol bölümü ve arkasından iktisat fakültesini bitirdi. Koç Grubunda Bilgisayar üzerinde kendisini yetiştirerek, kendisinin kurduğu bir Anonim Şirketinin yönetici.
Tüm röportaj yaptıklarıma sorduğum ortak bir soruyu izninizle size de yöneltmek istiyorum. Siz iyi bir babamısınız, bu konudaki düşüncenizi nasıl ifade etmek istersiniz?
Aslında babanız nasıl bir babadır diye çocuklara sorulmalı, kendi kendimi takdir ederken yanılabilirim. (N.Derelli; kendi değer yargılarınızla kendinizi takdir edebilirsiniz. Biliyorsunuz insanlar kendi değer yargıları ile kendilerini de tahlil edebilirler.) ama baba değil de balalık tarafından derseniz kendi imkanlarımızla onların tahsil yapması mutluluğu için elimizden geleni yaptığımızı zannediyoruz. Onlar kendileri keşke şunu şöyle yapsalardı diyebilirler. (N.Derelli: yani özetle, sizden iki kelime almak istiyorum. Siz iyi bir baba mısınız? İyi bir baba değil misiniz? Ben iyi olduğumu sanıyorum.
İlimizde YSE müdürü iken daha sonra görüyoruz ki Çankırı Belediyesi Başkanlığına aday oluyorsunuz. Aday olmanız doğal bir hakkınız olmakla beraber, aday olacağınız parti isimlerinde birden değişik isimler oluşmaya başlıyor, ama öncelikle bu konudaki size sorum şu olacaktır. YSE hizmetleri çok güzel bir hizmet olmasına rağmen öncelikle neden Belediye Başkanlığı?
Göreve başladıktan 15-20 gün sonra, daha önce telefonla şeyini aldım. Genel müdürlükten bilgisini aldım. N.Derelli; tayininizi yine nereye çıkartmışlar: Ankara’ya Genel Müdürlük Teknik Müşavirliğine, bu arada ben yıllık izinliyim ama daireye gidip görevimi yapıyorum. Daha önceden de izinim vardı onu da kullandım. Geldi iş iki ay öncesine, artık belediye reis isimleri belli olacak, parti ile de hiç görüşmedim. Hiçbir partili ile, hiçbir parti başkanı ile görüşme yapmadım. Benim böyle bir niyetim var gibi konuşma olmadı, çünkü ben bu işe gireyim mi, girmeyeyim diye tereddüt halindeyim. Dini bir bayram günü böyle evden çıktım. Bekir Salepçinin Taş Mescidin oradaki evinde oturuyordum. Aşağı Çivitçilerin köşeye geldim, rahmetli Mehmet Evci ile karşılaştım. Kendisi o zaman Aksu mahallesinde oturuyor, Evci ile birileri Adalet Partisinden Nurettin Ok’u aday yaptıralım gibi konuşuluyor, ben hayrola dedim, konuşurken, sanki hiç ne sordum, ne bir şey yaptım, dedi ki bana rahmetli (Mehmet Evci) Necdet’ciğim, Adalet Partisinden aday olmaya karar verdim, Nurettin Beyle görüştüm, o da kabul etti dedi. Hayırlı olsun dedim. Hala hayret ederim. Dururken bunu niye söyledi, yani beni önlemek için mi? Yani ben buradan aday oluyorum sende buraya gelme (bu partiden “AP” aday olma anlamında mı söyledi?) bu arada falanca partiden falanca belediye için aday oluyor gibi laflar çoğalmaya başladı derken sonuçta bağımsız olarak belediye başkanlığına aday olmaya karar verdik. Çünkü esnaf takımından herkes sizi bekliyoruz diye bana söylüyorlar. Belediyeye baktım çok zor durumda ondan bundan borç almışlar, işçinin memurun maaşı ödenmiyor, alınan malzemelerin parası ödenmiyor, belediye reisi yok, reis Hasan Çivitçi istifa etti. Sayın İDİKUT yani belediyenin adı var kendi yok. Ben reis olursam kendi başıma muhalefete karşı nasıl galip olacağım, kendi kendime bağımsız seçilirsem meclis üyeleri nasıl olacak, ama bir partiden aday olursam ve seçilirsem hiç olmazsa 8-10 tane üyesi olur ve destek olur. (Belediye Meclisi) diye düşündüm. Bir gün kulüpte otururken (Şehir Kulübü) MHP ekibi geldi. Başta Uslu eczanesinin sahibi ve kardeşi, Kemal Parıltı, Mahir Gökçe, Fikri Türkmen ve daha birkaç kişi. Vali beye söylemişler beni aşağıya davet ettiler. Birlikte Mahir Gökçe’nin evine gittik. Biz bizim partiden sizi belediye başkanı adayı yapmak istiyoruz. Arkadaşlarla görüştük, siz tamam derseniz biz başkan adayı aramayacağız, size de 3 gün düşünme payı veriyoruz dediler. Biz senin Adalet Partiye sempati duyduğunuzu da biliyoruz. İşte Nurettin Ok hemşerin (Kurşunlu) Gürhan Titrek arkadaşın, Mehmet Çivitçi arkadaşın, yani arkadaşlarımın çoğu Adalet Partili, Halk Partili, bir de Kemal Parıltı ile ara sıra merhaba diyoruz. Başka diğerlerini tanımıyorum. Ve onlar (AP) biz de seni istiyoruz derlerse, biz de iki parti seni destekleyip bağımsızda destekleriz. Dediler. Ben kesinlikle Adalet Partisine gidip de ben sizden aday olacağım demem, dedim. Madem siz böyle söylüyorsunuz bir gün dahi verilen süre içinde gitti onunla bununla görüştü, tekrar bize geldi dedirtmem. Ben şu anda kararımı verdim, kabul ediyorsanız aday olayım dedim. Tamamdır dediler. Ve aday oldum. N.Derelli: Ve böylece de MHP’ye girmiş oldunuz. Hayır MHP’ye girmedim sadece aday adayı oldum. Hayatımda hiçbir partiye üye olarak girmedim. Bu arada birçok gelişmeler oldu Sayın Derelli: bunları da anlatmaktan çok heyecanlandım. Beni bir nikaha davet ettiler gittim. Nikah çıkışında Bekir Salepçi ile yan yana geldik, (Adalet Partisi İl Başkanı, ) her ne kadar beni siyasilere şikayet için ara sıra Ankara’ya gitseler de yine arkadaşımız yani. Ne hissettiğimi onlara hissettirmedim. Genel Müdürlük soruyor diyor ki ! Bu adamın hırsızlığı var mı? Namussuzluğu var mı? Üç kağıtçılığı var mı? Kaçakçılığı var mı? Yok, yok, yok, yok. ey ben bu adamı niçin alayım arkadaş? Diyorlar. Bunu sonra Salepçi kendisi itiraf etti. Nikahtan çıktık, koluma girdi, Salepçi bana nereye gidiyoruz? Dedi, bende eve gidiyorum dedim. Bir işin yoksa beraber SÜLÜKLÜ’YE gidelim dedi. (Çankırı-Ankara çıkışında 15 nci Km.de Jandarma Karakolunun bulunduğu yere verilen ad) o zaman arabam yoktu. Onun arabası vardı. Araba nerede dedim. Araba şurada dedi. Bindik ve Sülüklü’ye gittik. Artık aday adayı falan kesinleşti, ancak resmiyette kesinleşmedi. Yemek yerken konu açıldı. Yahu dedim size çok ayıp dedim. Niye dedi, madem beni görevden alacaktınız insan 15 gün daha sabretmez mi? Devlet memurlarının aday olabilmesi için bulunduğu yerin memuriyetinden filan tarihinde ayrılması lazım dedim. Beni buradan sürgüne gönderiyorsunuz, dedim. Bak ağabey, senin tayinin çıktığı zaman Nurettin’e (Nurettin Ok) gittim dedi (Bekir Salepçi) dedi. Ama O kabul etmedi dedi. Sanki O kabul etse ben kabul edecekmişim gibi, iyi ki etmemiş dedim. O kabul etse zaten ben kabul etmezdim. Benim ne işim var sizin partinizde benim tayinimi çıkartıyorsunuz bu hizmetler karşılığında beni cezalandırmadır. Halk Partilisi geliyor beni arıyor, Adalet Partilisi geliyor beni arıyor ben neyim ki yahu. Ben şamar oğlanı mıyım? Dedim. Oradan ayrıldım. Birkaç gün sonra Ankara’dan Genel Müdürlükten bir telefon geldi. Bu da çok önemli şahitli, yine eski genel müdürümüz Sümer Öke, Necdet bey seni bakan bey istiyor dedi. Görüşmek istiyor seninle dedi. O zamanki bakan Turgut Yüceldi. Daha halen hayatta. Ben gitmek istemedim. Ancak, Turgut beyde eski karayolcu orada da beraberliğimiz vardır, kıramadım gittim. Ertesi gün ziyaretine gittiğimde bakan bey beni içeri alarak bir koltuğa oturttu. Çay söyledi içerken bana neden böyle yaptınız dedi. Bende neyi ağabey dedim. Ne bileyim yahu, Nurettin geliyor (OK), Arif Tosyalıoğlu geliyor, birbirinize girmişsiniz orada dedi. Ağabey bana niye bunu soruyorsunuz? hadiseyi yapan Onlar, beni görevden aldıran onlar, tamam tamam dedi, ben dedi öğleden sonra onları da çağıracağım sizin aranızı bulacağım sen de nereyi istiyorsan yine seni YSE müdürü olarak, bölge müdürü olarak istediğin yere vereceğim dedi. Sayın Bakanım teşekkür ederim, ben bu saatten sonra hiçbir yere Çankırı’ya dahi müdür olarak gidemem dedim. Çünkü benim aday adaylığım halka mal oldu, şimdi derler ki adam gitti bir müdürlüğe kendini sattı. Derler. Söylemezler, ben seni başka yere vereyim Çankırı’ya gitmeyiver dedi. Ben de sağ olun dedim. Odasından çıkarken saat 17 de bekliyorum gel Nurettinler falan gelecekler dedi. Ben gitmedim. Seçim başladı, Nurettin Ok bey Sayın Süleyman Demirel’i Çankırı’ya getirdi. (Benim aday olduğum gün zaten kayıt etmişlerdi. Halk esnaf memur beni seviyorlardı. Seçimde adalet partililerde dahil o kızgınlık üzerine bana oy vermişlerdir. Adaletlisi, selametlisi, halk partilisi hepside bana oy verdi.) Sonra Süleyman bey kürsüye çıktı kürsede beş dakika dahi durmadı. Bu arada Nurettin’e demiş ki bana yapacağın bu muydu demiş, dinleyecek kimse yok, sonra MHP’liler tutturdular bizde TÜRKEŞ’İ getireceğiz diye. Türkeş beyi getirirseniz istifa ederim dedim. Ne bağımlı olurum, ne bağımsız olurum, dedim. Türkeş beyi getirecekler, ben seçimi alınca Türkeş beyi getirdik seçimi o kazandırdı diyecekler. Ben böyle şey istemem. Kaybedende benim, kazananda benim böyle işinize gelirse dedim. Bu olay böyle geçti. Aradan yıllar geçti, daha bak 15 gün önce eski genel müdürümüz Sümer Göker, beyle sohbetimizde konu açıldığında söyledim sayın Nurettin Ok onu çok iyi tanır, Sümer Göker bey; bana, Turgut Yücel beye, Bakana; Gürhan Titrek, Arif Tosyalı, Nurettin Ok’un üçünün imzalı mektubunun geldiğini bizzat ifade etmişlerdir. Eğer yalan diyorlarsa Sümer Bey’e sorsunlar. Bizzat üçünün imzası ile özel mektup göndermişler. Ben seçime böylece girdim. Hiçbir zaman Adalet Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisine veya Milliyetçi Hareket Partisinden Adalet Partisine geçmiş değilim. Bu tamamen sansasyonel bir uydurmadır.
Her iki görevi de yapmayı Allah size bahşetti. Bu iki görevi de yaptığınıza göre bu gün için bir değerlendirme yaparsanız ve size YSE müdürlüğü ile Belediye Başkanlığı görevi arasında hangi görevi üstlenmek isterseniz diye sorsalar, hangi görev ? ve neden? Bu görev.
Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ediyorum sayın Derelli, bana ilk defa emekli olduğum günden bu tarafa böyle bir konuda ilk defa geniş bir konuşma veya içimi dökme imkanı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben Çankırı Bayındırlık Müdürlüğünde, şeflik ve müdür yardımcılığı yaparken, 1965 yılında Çankırı Vilayetini o zaman daha kuruluş halinde yer alan YSE Genel Müdürlüğü (Bayındırlık müdürlüğü bünyesinde üç bölüm vardır. Bina bölümü elemanları, su bölümü elemanları, yol bölümü elemanları, elektrik bölümü yok. Şimdi bu üç bölüm elemanları su bölümü elemanlarını devlet su işleri bölümü Vilayet emrine gönderir, müdürlüğü ise Bayındırlık müdürlüğüdür. Yol bölümü elemanlarını Karayolları gönderir, ) köyün yol ihtiyacı, su ihtiyacının görülmesi için böyle bir teşkilatın kurulması lazım. Bunun için hükümetçe ihtiyaç duyulmuş ve) köyün yol ihtiyacı, su ihtiyacının görülmesi için böyle bir teşkilatın kurulması lazım. Bunun için hükümetçe ihtiyaç duyulmuş ve Köy İşleri Bakanlığı bünyesinde olmak üzere YSE Genel Müdürlüğü kurulmuş, Kurucu Genel Müdürü Ekrem Ceyhun bey, Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Gölhan Bey, sonra bunlar daha sonra Bakanlık yaptılar. Hayrettin Dürümlü isminde Makine Dairesi başkanı sonra rahmetli oldu. Bunların üçü birlikte Çankırı’ya geldiler. Çankırı’yı dolaşıyorlar Vali beyle falan görüştüler, yollara gittik. Yolları falan biz yapıyorduk. Kuzey Anadolu yolu hariç, Ankara İnebolu –Çankırı yolu hariç diğer tüm yolları YSE’nin yaptığı yollardır. Onlar ise Orta-Şabanözü yolunu yapıyorduk. Ben oranın sorumlusu olduğum için benden arabayı aldılar beraber geldik ve yolu gördüler. Vilayete geldik ve Ankara’ya dönerken, Ekrem CEYHUN bey Vali beye Necdet beyin bir haftaya kadar müdürlük emri gelecek, kendisine yardımcı olursanız memnun olurum dedi. O zaman rahmetli Vali Çapanoğlu; memnuniyetle müdürlüğünü kabul ediyorum dedi. Emrinizi bekliyorum dediler. Bir hafta sonra kurucu müdür olarak tayin onayım geldi. Bir kadar içinde ihtiyacım olan elemanları toparladım, bir ay sonrada geçici bir bina kiralayarak müdürlüğü orada kurduk. Bunu özellikle anlatıyorum. Bu kadar teferruata girmenize gerek yoktur diyebilirsiniz ama benim yönümden var. Çünkü bazı kişiler zamanında sahiplenen kişiler şahsımı ve müdüriyetimi bizim adamımızdır, bizdendir gibi böyle kelimelerle beni sıfatlandıran kişiler sanki onların gayreti ile veya tavassutu ile müdür olmuşum gibi bir hava yaratmışlardır Çankırı’da. Aynen böyledir. Ekrem Ceyhun hayatta, Mehmet GÖLHAN hayatta, bir tek Hayrettin bey rahmetlidir. Şimdi göreve başladım. Daha hızla çalışıyorum. Hizmetten zevk alıyorum. Keyif alıyorum. Gece gündüz demiyorum personel de gayretli. Bir birliktelik kurduk, memleket severlilik var, benim personele söylediğim şu olmuştur. “arkadaşlar biz bu memleketin çocuklarıyız, yaptığımız iş ve hizmet kendi köylerimize onun için doğru dürüst ve gayretli çalışın, kimseye karşı bir mahcubiyetimiz olmasın” demişimdir. Bu yönde çalıştık, çalıştık, çalıştık. YSE’yi yoktan var ederek o zamanki Çankırı’nın çöp biriktirdiği yere YSE’nin müdürlük ve diğer binalarını ve tesislerini kurduk. Bunların hepsi tarafımdan oraya yalvararak, buraya giderek, oradan bir şey alarak, buradan bir şey alarak yapılmıştır. Oralar devletten alınan ödeneklerle yapılmamıştır. Hep benim şahsi gayretlerimle olmuştur. Planlı bir yatırım değildir. Görevde geldik. 1974’de benim tayinim çıktı. Gittik Ankara’ya DPT’ye (Devlet Planlama Teşkilatı) döndük yine Çankırı’ya daha önce anlatmıştım. Gelirken de sevgili kardeşim Gürhan beyin (Gürhan TİTREK) bunu da anlatmıştım. Geldik görevimize başladık. Kimseden bir sıkıntım yok, kimseye karşı da bir minnet borcum da yok. yani ne siyasetçisine, ne esnafına, ne valisine, ne tüccarına ben Çankırı’da kendi şahsıma münhasır bir vatandaşım. Bir Çankırılıyım. Hepsi arkadaşım, hepsi dostum. Ama hizmete gelince plan ve program. Öyle keyfilik yok. Alicilik de yok, particilikte yok. şu partiye rey vermişsin, şu partiye rey vermemişsin böyle bir düşünce, böyle bir tavır zinhar. Bizim YSE’nin kapısından siyaset girmemiştir. Bırak YSE’yi ben belediyenin kapısından dahi siyaseti sokmadım. Siyasetçinin işi başka benim işim başka. Ben orada başarılı olamazsam siyasetçi gider bakana söyler ama kendisi kişisel müdahale edemez. Bu arada araya sıkıştırayım. 1975’ler de bir seçim vardı Çankırı’da Orta ilçesinde bir ekip çalışıyordu burada bir şantiyemiz vardı yol yapılıyor, Orta-Kurşunlu arasında köy yolu, işler bizde temellidir. İdareten ayrı bir yoldan istifade ediliyor aynı zamanda Kurşunlu-Ortayı birbirine bağlıyor, ben sık sık şantiyelere giderdim. Yani benim gecem gündüzüm belli değildi. Benim nereye gittiğimi kimseler bilmez, bende kimseye söylemezdim. Şoföre getir arabayı derdim. Bindiğimiz zamanda falanca yere çek arabayı derdim. O kadar. Bir Cumartesi günü bir şantiyeye gittim. Bizde şantiyeler on beş günde bir iki gün izin yaparlar. Öbür tarafta o ekibin çalışması lazım. Gittim şantiyeye şantiye yok, Allah Allah ben yanlış mı geldim? sağa sola baktım. Ortada bir varil var mazot varili, bir el arabası duruyor birde bekçi kulübesi, ben bekçiye şantiyeyi sordum şantiye gitti efendim dedi, nereye gitti evladım dedim Nurettin bey buraya geldi (Sayın Nurettin Ok) şantiye şefine talimat vermiş derhal ben vali beyle falan görüşüyorum demiş bekçi böyle ifade etti (falan da benim, ben kast ediliyorum) Vali Vali’de falanda benim. Valiyle görüşürüm şantiye Şabanözü’nün falan yerine gidecek, Orta’ya döndüm Jandarmadan (o tarihlerde haberleşme çoğu zaman ancak Jandarma teşkilatında bulunan manipleli telefonlarla sağlanabiliyordu) Daireyi buldum. Şantiyede telsiz vardı. Yardımcıma şimdi şantiyeye talimatı ver ekibi kaydırmışlar, sen hemen derhal köylere dozerler indirilmemişse indirmeden gerisingeriye görev yerine gelsin. (Orta İlçesindeki şantiyeye) Oradan Çerkeş’e ve oradan da Eskipazar’a geçtim. Gece geç vakit daireye geldim. Sonra bu olayı duydum Sayın Ok olayı duyunca bağırıyor çağırıyor bu ne biçim adam, bize kafa mı tutuyor yani Nurettin bey Bakanlık yapmış bir kişi, Nurettin bey Meclis Başkanlığı yapmış bir kişi, öyle bir söz söyler mi? Öyle bir çalışmaya müdahale eder mi? Edebilir mi? bu ne biçim siyasettir bu ne biçim milletvekilliğidir. Milletvekilliğinin görevi şantiye şefliği yapmak değildir. Milletvekilidir o kadar. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun yapmaktır. Yani, yasa yapma ve yürütmedir. İşte o kadar. Bizzat sen şunu şöyle yap, böyle yap demeye hakkı da yok, yetkisi de yok. hemen evinden Vali beyi buldum, rahmetli. Konuyu kendisine aktardım, Vali beyde haklısın dedi, benim yapacağım söyleyeceğim bir şey yok senin tavrın meseleyi halletmiş, dedi. Senin haberin var diye Nurettin bey beni aradı dedi, bende haberim var ben onunla görüştüm demiş ve böylece meseleyi kapattık. Ha bunlar bilinsin. Bilinsin. Buna benzer daha birçok şeyler var. N.Derelli; şimdi siz orada bize intikal eden, duyum olarak en azından intikal eden şu; Siz şimdi bir partiden belediye başkanlığına adaylığınızı açıklıyorsunuz, bu açıklamanızın arkasından bir bakıyoruz ki! parti ismi değişmiş, bir başka partiden aday oluyorsunuz, buna sebep ne idi ? niçin önce o parti ? niçin daha sonra başka parti? bunlar arasındaki boşluklarda neler oluştu? Bunlar hakkında bilgi verir misiniz ? Nurettin bey, bana sorulan sual sizin duyduğunuz gibi değil, şöyle arz edeyim, vilayete bir dosya ile geldim. (Vali beyden bazı izahatlar alınacak, ben hayali konuşmuyorum, gerekirse şahidi ile, vesikası ile, delili ile, hepsi yazılıdır belgelidir. Öyle falancaya mektup yazdırmış, yazmış gibi .) Vali beyin odasında Vali bey, Milli Eğitim Müdürü Kamil Oktay’la oturuyorlarmış, ben odaya girince Vali bey gel müdür bey otur dedi. Çay söyledi. Bu arada imzamı yaptırdım, Arif Tosyalı bey geldiler. N.Derelli; Arif Tosyalı beyde milletvekili DYP den, milletvekili. Arif Tosyalı o gün için programda olmayan bir işi (gayet açık söylüyorum) o gün rica etti olur dedim. Program bitsin. Ben programı takip ettireyim 1977 programını tahakkuk ettireyim. Tek program yaparım, ödenekte bulurum, orayı da yaparım. Bu yıl içinde yani orayı da yaparım. Bunu birkaç defa Ankara’da-Çankırı’da söyledim. Ben bu işe bir defa söz verdim, yaparım. Ama söz veremiyorsam bunlar benim elimde olan şeyler değil. Arif geldi, hoş geldin beş gittin den sonra Arif Tosyalı bey Vali beye söz verdiği işi yaptı dedi. Vali bey bana baktı ne diyor, şaka yapıyor gibilerinden, ben sinirlendim. Madem bu kadar üstünde duruyorsun git Ankara’ya koydur programa getir bana, bende sana teşekkür edeyim. Ben yapacak değilim ki ! ihaleye vereceğim. Vali bey dedim teşekkür ederim. Çok sinirlendim dedim. Anlayamadı. Dedi sen ne demek istiyorsun? Arif TOSYALI’ya Vali beye söylemekle ne demek istiyorsun dedim. Esas niyetini söyle dedim ve ben hemen ayağa kalktım. Bu hemen parladı çekti gitti (Arif TOSYALI) biz orada kaldık. Vali beye şöyle ifadede bulundum Sayın Valim dedim, şu yaptığım harekete çok pişmanım, böyle bir şeyin zatı alinizin yanında olmaması gerekirdi. Kendime yakıştıramıyorum ancak, başka türlü de yapamazdım dedim. Bakın efendim bir haftaya kalmaz ben ona gerekli kozu verdim, şu anda gerekli fırsatı verdim BİR HAFTAYA KALMAZ TAYİNİM ÇIKAR DEDİM. Vali bey; yok dedi ben müsaade etmem dedi. Vali bey rica ediyorum siz konuya hiç girmeyin Nurettin’den daha iyisi yok (Nurettin Ok) dedim. Aradan bir hafta on gün geçti, dairede oturuyorum. Öğle üzeri gazete okuyorum. Gazetede diyor ki mahalli idareler seçimleri var. “bulunduğu şehirde görev yapan memurlar falanca günü saat 17 kadar görev yerinden ayrılmaları gerekir” bu ifadeyi okuyunca kendi kendime buldum dedim. Arşimet gibi buldum dedim. Hemen iki tane onay yazdım. Birincisi Valiliğe izin onayı, birde yerime bakacak kişi ile ilgili vekil onayı, götürdüm Vali beye, Vali bey dedim durum böyle böyle Vali bey çok iyi arkandayım dedi. Çok rahatladım.
Sayın İpek, YSE müdürlüğünüz görevinde iken işiniz gereği Çankırı ili köy, belde, ilçelerinin tamamını gezme fırsatınız oldu mu? Oldu ise, döneminizde kaç köyümüzün elektriği yoktu, suyu yoktu, elektrik ve suyu olmayanlar aydınlanma ve su ihtiyaçlarını nasıl giderirlerdi.
YSE müdürlüğü görevinde iken il, ilçe ve beldelerimizin köylerini görmek, hizmet götürmek fırsatını Allah bana bahşetti. O bakımdan içimde hiçbir uhde yok. Rahatım. Hizmetlerimizde bir eksiklik varsa, o günün şartlarına göre, o zamanın şartlarına göre ancak o kadarını yapma imkanımız olmuştur. Eksiklerimiz içinde bütün vatandaşlarımızdan özür diliyorum. Şimdi elektrikten başlayalım. Malumunuz 1973 yılından sonra büyük bir bölümü YSE bünyesinden çıkartılarak Türkiye Elektrik Kurumuna devredildi. YSE bünyesindeki hidroelektrik bölümü kalkmadı. Çankırı’nın 1976 yılı sonu itibariyle belediyeli köy olarak 5, belediyesiz köy olarak 22 toplam 27 köyde elektrik var. Geri tarafında yok. yani 487 köyümüzden 27 köyümüzde elektrik var 460 köyümüzde elektrik yok demektir. İçme suyu itibariyle Çankırı’nın 487 köyü itibariyle o zamanki köy sayısı tabii, şimdi Ovacık ve Eskipazar başka ile bağlanmıştır. Adet olarak değil de köy ve mahalleleri bir ünite olarak değerlendirilir. Her köyün birde mahallesi varsa bir ünite, iki mahallesi varsa üç ünite deriz. 524 ünitemize yeterli su vermişiz 1976 yılında. 154 ünitemizin de aynı tarih sonu itibariyle suyu yeterli değil. Suyu var ancak ihtiyacı tam olarak karşılamıyor. Şimdi içme sularında şöyle bir enteresan hesaplama şekli vardır ihtiyacın tespiti bakımından, şimdi çok gelişmiş ülkelerde bir insanın günlük su ihtiyacını 500 litre olarak alır. Su ihtiyacını ona göre hesaplar, ona göre de boru çapı hesap edilir. Bu gün Türkiye’de tabii böyle 500 litre olarak hesaba almamıza imkan yok, onu kaldıracak ne memba var ne su kaynağımız yok.
Biz köylerimizde suyun verimine göre 50 veya 100 litre olarak hesap ederiz. Sulu yerlerde vita yağı tenekesi ile 5 teneke hesabıyla (100 litre) suyu yetersiz yerlerde de 50 litre hesabını uygularız. 1976 da hiç suyu olmayan 10 adet köyümüz varmış. Bunların biri Ilgaz’da, 6 tanesi Kurşunlu’da, biri Şabanözü’nde, biri Yapraklı’da.
Biraz önce sormadım ama soracağımın işaretini vermiştim. YSE müdürlüğünden neden belediye başkanlığına talip oldunuz. Sizi belediye başkanlığı adaylığına yönelten sebepler nelerdi?
Evet Nurettin bey, sorunuz benim için çok kolay bir soru diyeceğim, şöyle kolay, gerek YSE müdürlüğü ve gerekse Belediye Başkanlığı görevleri birbirleri ile görevlerdeki benzerlikler itibariyle bir birine çok yakın, her iki görevde halkın doğrudan kendisine yapılmaktadır. Bana hangisini tercih edersiniz ? derseniz tercih yapamam ikisini birden yapmak isterim. N.Derelli: Teşekkür ederim güzel bir duygu
Sayın İpek, sonuçta yapılan seçimde belirttiğiniz partiden belediye başkanı oldunuz. Belediye başkanı olmadan önce Çankırı’nın gelişimi için neler yapmayı hayal etmiştiniz, gelince bu hayallerinizin hepsini gerçekleştirebildiniz mi? Gerçekleştiremediklerinizin size göre sebepleri nelerdi?
Çankırı’ya gelmeden önce Çankırı için düşündüğüm hayal ettiğim çok daha güzel bir şehir, yaşanabilir bir şehir olmasını hayal ederdim. Bu hayalimin tahakkukunda da şehri merkezde sıkıştırmaktan, merkezde yığılmaktan kurtarmak için yeniden bir imar planı hazırlamayı ve dışa açılmayı hayal ederdim. Çankırı’ya Ankara yolundan girişinde Kastamonu çıkışında, Yapraklı çıkışında, kaleden etrafı seyrederken Çankırı’nın etrafına yayılmış nizamlığı, intizamlığı, mimarlığı ile bir şehir, bu şehir şimdiki gibi bina yığını şeklinde değil, bahçeli ve en fazla iki katlı veya üç katlı evler olarak düşünüyordum. Bu duygularla belediye başkanlığına aday olduk seçildik geldik oturduk. Daha önceden de belediye öncede belediye başkanlığı yapan arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde belediye imkanlarının kısıtlılığından, parasının olmadığından v.s. konulardan görüşürken para yokluğundan, götürülen hizmetlerden bahsedilirdi. Yani bu yönden belediye hakkında biraz bilgim vardı. N.Derelli; Ama belediyenin içine girdiğinizde gördüğünüz manzara ne oldu? Nelerle karşılaştınız? İşte burası yok. felaket sayılır Sayın Derelli, içine girdiğimde daha önceki hizmetlerimdeki tecrübelerimden de istifade ederek ilk önce belediyenin bütçe konusunu ele aldım. Hesap İşleri Müdürünü çağırarak kendisinden gerçek bütçeyi istedim. Gerçek bütçe derken şunu kast ediyorum. Belediyenin şu andaki nakit durumu nedir? Borcu nedir? Alacağı nedir? Bunları bilmeden bir şey yapmamız mümkün değil. Muhasebe müdürü hesapları getirdi baktım, memura iki aydır maaş verilmemiş, işçiye maaş verilmemiş, esnaftan malzeme alınmış, malzemenin parası ödenmemiş, esnaftan borç para almışlar, emanet para almışlar bazı şeylere kullanılmak üzere, onlar ödenmemiş duruyor. N.Derelli; belediyelerde böyle şeyler oluyor, Sayın Nurettin Ok’la da yaptığımız söyleşide belediye başkanlığı yaptığı döneminde sıkıştığı zaman esnaftan borç para alabildiğini söylüyordu., bu tip olaylar demek ki usul yönüyle olabiliyor. Tabi tabi, ben de aldım. Bunları eleştiri anlamında söylemiyorum. N.Derelli; bende eleştiri anlamında söylemedim. Neticede Vali de yeni geldi özel idareden de kaynak sağlama imkanımız var. Kanunlara göre, fakat Vali soldan, ben sağdan bakan bey zaten Sayın Ecevit hükümeti iş başına gelince vatandaşın zaten zevki kaçtı, eyvah dediler Çankırı yine yandı. N.Derelli; yatırımlardan faydalanamaz gayet tabii, yani ben bak demokrat parti devrini gördüm Nurettin bey, (N.D) Adalet Partisi devrini gördüm, Ecevit Hükümeti iş başına gelinceye kadar hiç görmediğim icraatlar yaptı bu Ecevit Hükümeti, bir kere personel kıyımı, kadrolaşma, bu kadroları kendi belediyelerine çıkarıp veriyor, diğerlerine kesinlikle, ya bunlar gavur mu yahu, Nurettin Derelli; şimdi siz efendim afedersiniz, konuşmanızı kesiyorum ama siz belediye başkanı olduğunuzda yaptığınız icraatlarla ilgili özel söyleşimizde bir ifadede bulunmuştunuz? Benim dönemime kadar Çankırı’daki kamu kurum ve kuruluşlarının yapı ruhsatları yoktu diye ? bu doğrumudur ifadenizi yenileyebilir misiniz? Oraya geleyim Sayın Derelli; işte böyle yokluk içinde kıvranırken (Belediye için kullanılan ifadedir) nereden ne bulmam gerektiğini devamlı inceliyorum (belediyeye gelir kaynağı olarak) nereden para bulurum, nereden para bulurum diye çünkü ben bu parayı bulmak durumundayım. Bu arada aklıma bu eski kuruluşların binalarının ruhsat durumları geldi. Hemen imar müdürünü çağırarak bana eski binaların listesini çıkarın projelerini ruhsatlarını cezalı olarak çıkartın ve tebligatlarını yapalım dedim ve o şekilde tüm kurumlara gerekli tebligatları çıkartıldı cezalı ruhsatları kesildi ve onlardan cezalı olarak tahsil ettim. N.Derelli: böylelikle belediyenin kasasına belirli bir para girdi. evet girdi. Daha Karayollarının bir yeri vardı demiştiniz evet, karayollarının bakımevi vardı gecekondu gibi, N.Derelli; yeri neredeydi? Kırk evlerin karşısında böyle metruk gecekondu gibi gibi YSE ye gelip giderken bu manzara canımı sıkıyordu. Yol güzergahı üzerinde böyle bir resmi kuruma böyle bir görüntü yakışmıyordu. Bu durumu kendilerine tebligat yaptım, burayı kaldırın buradan başka yere taşıyın bakımevinizi diye bize yerimiz yok dediler, ben size yer vereceğim dedim, şimdiki küçük sanayi sitesinin üzerindeki o sahayı işte burası sizin dedim. Fırsat fırsattır. Tamamı dediler, bende tamam dedim. Gerekli işlemleri yapıldı. Onların boşalttığı bu yer belediyenin yeri idi onu da SSK’ya 17 milyon liraya sattım. (SSK da o zaman Yönetim Kurulu Üyeliği Yapan değerli hemşerimiz Savaş Benli beyin desteği ) Onlardan bu parayı da aldım Yine Savaş Benli hemşerimize söyleyerek Çankırı’ya 110 Yataklı SSK hastanesi kurulması kararını da çıkarttırdım. Bunu burada noktalayıp N.Derelli; bu hastane konusu 3-5 seneye kadar yine gündemde idi takip edildi ama bildiğim kadarı ile yatırıldı o iş. O işten biraz bilgimiz var. Doğru o iş daha evvel yatırıldı. Evet bizzat yatırıldı. Evet, Devam edeyim isterseniz ? N.Derelli; yok onu atlayalım, hayır atlamayalım N.Derelli; peki atlamayalım efendim, buyurunuz.. yok bunu atlamayalım. N.Derelli; kamu oyunun aydınlanması yönüyle buyurunuz. Bu hemşerimizin vasıtası ile 110 yataklı SSK hastanesi Çankırı’ya kurulması, yapılması kararı SSK yönetim kurulunca alındı. Çankırı ile temasa geçerek hastanenin yer tespiti istendi. Ben bu ilin belediye başkanı olarak bu işle ilgilendim, hemen su deposunun altındaki şimdi o meteoroloji binası var ya, onun üst tarafını 35 dönüm burasını SSK’ya tahsis ettim. İmar planı değişikliğini yaptım. Geldiler baktılar. Tepeyi biraz meyilli buldular, başka bir yeri istediler, bu defa Devlet Hastanemizi geçtikten sonra deve yolunun alt tarafı şimdi spor binaları yapıldı orasını tahsis ettik. Her şey tamam 1980 yılı yatırım programına bu iş girdi. Yani programa koydular. Fakat bu işin hayata geçirilmesi için ödenek yok. yani bu ödeneğin konulması için siyasi iradenin devreye girmesi lazım. O zaman mali yıllar Mart ayında başlıyordu, Nurettin Ok’a, Gürhan Titreğe, Arif Tosyalı’ya, Nuri Çelik Yazıcıoğlu’na özel resmi mektup yazdım. Dedim ki mealen söylüyorum, Biz SSK Genel Müdürlüğü ile yaptığımız temaslarda Çankırı’ya kurulacak hastanenin durumunu şu safhaya getirdik şu anda 1980 yılı yatırım programına girdi ve Resmi Gazetede de yayımlandı. Delaletlerinizle, buraya 500 lira ödenek konursa ileriki yıllara sari olarak yapılır, yapılacak bu konudaki ilginizi rica ediyorum. Bunun Çankırı’ya yaptırılma şerefi payesi de sizlere ait olsun. Dedim. Buna rağmen milletvekillerimiz başta Nurettin Ok olmak üzere, hiçbirisi ilgi göstermedi. 1980 senesinin Temmuz veya Ağustos ayında Çankırı’da belediyenin yaptırdığı 40 tane Sosyal Meskenin anahtar tesliminde Nurettin Ok ve diğer milletvekilleri Arif Tosyalı, Gürhan Titrek Çankırı’ya geldiler, bana bu binaları belediye olarak sen yaptırdın. Bir konuşma da sen yap tevazuunda bulunmadılar. N.Derelli; bu İmar ve İskan Bakanlığının kırkevlerin yanında yaptırdığı blokları diyorsunuz değil mi? Evet 40 tanesi belediyenin yani belediye İmar İskan Bakanlığından para alarak 40 tanesini belediye yaptırdı. Nurettin Ok’un müdürlüğü 60 tanesini yaptı. N.Derelli: şimdi Sayın Necdet bey, dönüyorum bu hastane konusuna, şimdi hastanede evet bir dönemin siyasileri zamanında başlatılmış, bir bütünlük diye bir şey vardır. Şimdi bu Sayın Oklardan sonra, Sayın Tosyalılardan sonra Sayın Çelikyazıoğlundan sonra üstünden birçok siyasetler gelmiş geçmiş, peki bunun devamı yönünde bu geçmiş insanların bu seçtiğimiz insanların hiç mi veballeri yoktur? İşin geliştirilmesi, takipçilik yönünde. Sayın Derelli, N.Derelli, yani u dönemde bir dosya açıldı aynı dönemde kapatıldı olmaması lazım. Dosya 1978 de başladı 3 sene devam etti. 1978 senesinde belediye olarak başladık 1980 yılına kadar ancak bir programa koydurabildik. Planı, tadilatı v.s. işleri bitirildi. Bütün projeler halledildi. İhale safhasına gelindi. Çankırı’ya aslında bu hastanenin yapılması uygun değil ama biz uygun hale getirdik. Nasıl getirdik? Gittik bütün ilçelerden Eskipazar, Ovacık dahil ne kadar işçi çalışıyorsa bir vesikayla bunu SSK’ya bildirdik. Bu arkadaşımızın yardımı ile yönetimden kararı çıktı, programa girdi. Ancak ihaleye çıkmayınca bu iş kadük oldu. Daha bir daha ele alınmadı. Kim alacak. N.Derelli; işte bundan sonraki siyasilerin de takip etmesi lazım, siyasilerimiz de bir şeyleri eşeleyip ortaya çıkarıp sahip olması lazım. Bakın siz bir şeyleri eşeleyip Devlet Kamu kurumlarının ruhsatsız yapıldığını ortaya çıkartmışsınız yani, sizden önceki belediye başkanlarının ortaya çıkartmadığı konuya siz hakim olmuşsunuz ve belediyeye kaynak yaratmışsınız. Ben muhatap olduğum kişileri suçlarım bendeki sonrakileri bilemem sayın Derelli. Bu beylerin anahtar dağıtımında Gürhan Titrek rahmetliye ve Arif Tosyalı’ya yanımda beraber oturuyorduk. Nuri Çelik Yazıcıoğlu’ da var. Dedim ya ben size özel mektup yazdım. Tevessül ettim hastane konusunda, aldık dediler, e ne oldu dedim. Onlar Nurettin’e sor dediler bende siz onun kuyruğu musunuz dedim. Sizlerinde bir kişiliğiniz bir şahsiyetiniz var dedim. Ve o iş kaybedildi. Bir daha da gündeme ebediyen getirilmez. Bak iddia ediyorum. Bir daha Çankırı’ya SSK Hastane konusu kesinlikle gündeme getirilmez. N.Derelli; artık kamu kurum hastaneleri ile SSK hastaneleri de bir araya getirildiği için tabii bir daha gündeme getirilme ihtiyacı da kalmamıştır. Teşekkür ediyorum efendim. Sağ olun.
Belediye başkanlığınız döneminde mensubu olduğunuz siyasi partiden Çankırı’nın gelişimi yönündeki çalışmalarınızı gerçekleştirmede arzu ettiğiniz desteği bulabildiniz mi? Bulamadı iseniz sizce bunların sebepleri nelerdi
Sayın Derelli, şöyle arz edeyim. Milliyetçi Hareket Partisi benim dışında Belediye Meclis Üyeliğine 9 üye seçtirebildi. Belediye Meclisi 26 üyeli idi. Birde ben (Belediye Başkanı olarak) 27 üyeli idi. 9 ‘u Adalet Partisi, 6’sı Cumhuriyet Halk Partisi, 2 tanesi de Selamet Partisi toplam benimle beraber 27 kişidir. Şimdi tabii meclis kararlarında en azından ekseriyet sayısı karardır. Kararlarda. Bu tablo içinde benim ne yapmam lazım? Eski Adalet Partili arkadaşların hepsini topladım. Ben belediye başkanı olarak, sizler belediye meclisi üyesi olarak buraya niye geldik? Buraya particilik yapmaya mı geldik yoksa hizmet yapmaya mı geldik? Bizler hizmet etmeye geldik dediler. Hepsi çok muhterem insanlardı. Ve bundan sonra 7-8 arkadaş bizimle birlikte çalıştılar. Hiçbir nazlanma, yüksünme yapmadan her türlü hizmete benden önce koştular. Diğer parti üyelerinden hiç biri benim yapacağım işlere ne karıştılar ne müdahale ettiler, ne de şu şöyle olsun demediler. O bakımdan meclisten hiç şikayetim yok çok ahenkli çalıştım. Şimdi belediye ve encümenden hiç sıkıntı çekmedim. Arkadaşların hepsi yardımcı oldular. N.Derelli; şimdi arzu ettiğiniz tüm desteği aldınız. Aldım, aldım. Şimdi bir şey diyemem. Teşekkür ediyorum.
Sayın İpek, döneminizdeki belediye başkanlığı ile 2000’li yıllardaki belediye başkanlığını değerlendirecek olursak, son dönemde belediyelerimiz şehrin kültürüne katkı yönüyle, tarihi değerlere sahiplenmesi yönüyle birtakım çalışmalara yöneldikleri gözlenmektedir. Örneğin, eski evlerin resterosyonu, araştırma merkezleri, halkı bazı konularda bilgilendirilmesi yönünde küçük toplantılarla konularında uzman kişiler nezdinde söyleşiler düzenlemeleri gibi, acaba bu düzenlemeler döneminiz dahil olmak üzere neden böyle etkinliklerin yapılmadığı hususunda görüşünüzü alabilir miyim?
Sayın Derelli, bu sualinizi detayları ile anlatabilmem için Biraz evvel size sorularınızda verdiğim cevaplar içinde hepsinde en çok aşağı yukarı yani belediyenin ekonomik durumu, bütçesi, ondan sonra Çankırı’daki hatta Türkiye’deki o zamanki ihtilalden önce anarşi, terör ve belediyenin parasızlığı yüzünden, belediye başkanı olarak paradan başka bir şey düşünemedim. N.Derelli; belediyeye para kaynağı oluşturma temayülü daha ağır bastığı için mi? Evet aynen. Bunlar kültürel çalışmaları biraz daha geri plana itme durumunda kaldı. Tamamı ile ihmal etmişte değilim. İmarette belediye olarak yaptırdığım binanın alt katını düzenleyerek Çankırı Müzik Severler ve Kültür Derneği vardı o zaman (1979-1980) belediye olarak bize geldiler. Sayın başkanım bizim bir yerimiz yok, bizde amme hizmeti yapan bir derneğiz, bize yer ver dediler. Biz orada sadece müzik değil, kültürel çalışmalarımızı burada yapacağız. Bize yer ver dediler. Peki dedim. Oradaki zemin kattaki bir bölümü bunlara tahsis ettik. Bak çok ince nokta burası Ticaret odası şikayet etmiş, Daha sonra müfettişler geldi. Şikayetin konusu şu, belediye ihalesiz kiraya verdi diye. Müfettişler geldiler, müfettişlere dedim ki sayın müfettişler, burası belediyenin mülkü tamam. İhalede yapmadık, oda doğru. lalettayin bir şahsa kiralamış değilim, bu dernek Çankırı kültürünü yaşatma derneği, amme hizmeti yapıyor. Bu derneği biz korumayacağız da kim koruyacak. Bu hizmeti destekleme amacına yönelik yaptık. Bu binanın da hikayesi var Nurettin Ok burada serzenişte bulunuyor, benim yaptırdığım eserlerimi yıktılar. Yaktılar, levhalarımı söktüler, aldılar diyor. Bu lafın muhatabı ben değilim. Bunun muhatabını kendisi de biliyor. Açık açık neden yazmıyor. Mustafa Kale’yi (Anavatan Partisinden seçilen belediye başkanı) neden yazmıyor. Neden yazmıyor ? N.Derelli: Sizce kimdir o levhaları söken. Mustafa KALE Kale döneminde evet, N.Derelli: o belediyenin altında üst geçit köprü vardı? Onu da Mustafa Kale yıktırdı. Bak daha ince bir nokta, İmaretteki İş Hanını yaptıran Aslında benim, Evet Nurettin Ok Bakanken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili iken, İller Bankasından bir gün takip etmiş orayı yaptırmış, temeli attırmış, zemin kattan birinci katın kolonları çıkmış, rahmetli Yusuf KARAASLAN merdivenin başına “BU BİNA SAYIN NURETTİN OK BİLMEM NE İKEN ÇANKIRI’YA KAZANDIRILMIŞTIR” yahu kardeşim, şimdi bak ben ne yapayım şimdi, belediye başkanısın bina daha bitmemiş, binanın sorumluluğu belediyeye ait, kredisi belediyeye ait, bütçesi belediyeye ait, ha İller Bankası bir bina yapar onu hediye eder, ona bir şey diyemem. Bak SSK binasını yaptırdı ona tamam. Bu konuda en ufak bir şikayetim yok. ama burası belediyenin parası ile yapılan bir yer. Sen buraya levha koyduramazsın. Sen bu levhayı belki koyun da demedin ama, işte Yusuf Karaaslan’nın işgüzarlığı, buraya koymuş. Söktürmedim ama, günlerce düşündüm, ulan milleti kendimize güldürmeyelim. İki hemşeri birbirine girdi, biri levha koydu, öbürü söküyor, biri köprü yaptırıyor, öbürü söküyor, dedirtmeyeyim dedim. Kendi kendime mukayet oldum. N.Derelli; şimdi efendim o köprü konusunda Nurettin Beyin kendi yazdığı kitaplarda da belgeleriyle gösteriyor, yani Adalet Partisi döneminde Belediye Meclisinde görev almış insanlar, daha sonraki iktidar döneminde Anavatan Partisinin kurulması ile bu aynı hemşerilerimiz Anavatan Partisi Belediye Encümeninde görev alıyorlar ve bu defa da aynı kişiler encümen kararına bu köprünün yıkılması için karar alıp imzalıyorlar. Bu kararı Sayın Ok kitabı ile yayımladı. Yani bu olayın sizinle bir alakasının olmadığı burada ayan beyan görülüyor. Ama kendisi kitabında yazmıyor. Ama orada söylüyor, ama imaretteki olayı bilmiyorum, ona şimdi sizden muttali oluyorum. Bak bak o ayrı bir sayfa mademki konuyu siz açtınız ben köprüyü yıktırmadım. Yıktıran Mustafa KALE tamam doğru zaten onun dönemine ait encümen kararı, değil, benim zamanımda Atatürk Bulvarı olarak isim verdik. Taa DSİ köprüsünden Kucaklama taşına kadar. Evet, İsmi nasıl verdik? Benden önceki Hasan ÇİVİTÇİ (eski belediye başkanı) Hayati ÇAĞLAYAN (eski belediye başkanı) zamanında yıkımdan başladı. Yıkılmaya başladı. Tam yıkılmadı, tam yıkılması işini ben yaptım. O bir sadece yıkmak, yapmak, marifet değil, sen bunu bir bilsen, olayın şuulandırılması için şuulandırılma yani yola, yola çıkan evlerin,ismi kayıt edilen bahçelerin, yandaki bahçelere dağıtımı, gibi işler için sadece iki sene bununla uğraştık. Kadastro Müdürlüğü ile beraber. Ve bu iş bitti, bulvar işi de gidiş gelişli olarak bitti. ortadaki ağaçları da ben diktim. İsim misim vermedim. Kucaklama taşından Dedeler Köprüsüne olan yolu da ben açtım. Köprüyü ben yaptım. İkinci köprüyü de karayolları yaptı. Teşekkür ediyorum efendim. Yolu o yaptırmış? Sen bir kere belediye reisi değilsin. Milletvekili orada ne yapıldı ne edildi bilemez ki ! ayıp yahu ! ne demek yani sen orada milletvekilisin Çankırı’da yol yapılıyor, ben yaptırdım diyorsun. Ne demek yani, N.Derelli; şimdi o arsa sahiplerine ödenecek paralar nerenin bütçesinden çıkıyor? Belediyeden çıkıyor. Nereden çıksın. Belediye mi ödedi o istimlak ettiği yerlerin parasını? Belediye kendi bütçesinden ödemiştir. Konu anlaşılmıştır. Teşekkür ediyorum efendim.
Çankırı Merkez Belediye başkanlığı döneminizde bu gün kalıcı olan eserlerinizin başında bir eserinizin ismini söyler misiniz diye sorulduğunda, önceliği hangi eserinize verirsiniz. Ve bunun sizde bir anısı var mıdır? Bunu okurlarımızla paylaşır mısınız?
Sizin sorunuza şöyle bir tek isim vermem gerekiyor. Birçok isim verebilir ama mademki bir tanede ısrar ediyorsunuz, o zaman UNTAŞ’I söyleyebilirim. Ben şehir içinde yapılmış binaları herhangi bir eser meser diye kabul etmiyorum. Sayın Derelli. Onlar bir binadır o kadar. Burada bir bina vardır bunun bir fonksiyonu vardır. Üretim yapıyor, orada insanlar çalışıyor, halbuki hastane yapılsaydı (SSK) oradan en az 500 kişi ekmek yiyecekti. Bunların vebalinin hepsi Nurettin Ok’a aittir. Bunu kendisine özellikle söylüyorum. Bu vebalden seni kimse kurtaramaz. N.Derelli; Teşekkür ediyorum efendim.
Sayın İpek, söyleşimize dinlenme için ara verdiğimizde Çantaş ve Organize sanayinin kurulması ile ilgili ek açıklamalarda bulunmak istediğinizi söylemiştiniz. Bu konularda da Okurlarımızın aydınlanması yönüyle buyurunuz sözü yine size bırakıyorum.
Çantaş anonim şirketini Almanya’da çalışan işçi hemşerilerimiz 1973 yılında kurmuşlar, Kuruluşundan haberim vardı. Vali beyi ziyarete gelmişler, Vali bey beni de çağırdı , rahmetli Erol Dinler beyi de çağırdı. Yani onu da bizi bu işin içine sokarak yararlanmak istedi sayın Vali, ilgilendik bu adamlar gittiler, daha sonra belediye seçimlerine az bir zaman kala rahmetli Burhanettin Karadoğan beni buldu, müdür bey dedi bu şirketi sen devir al, yani onlar kendileri karar almışlar, sen devir al ben bu işi beceremiyorum dedi. Hele dur hele Karadoğan şimdi seçim meçim var, hele bir seçim meçim bitsin sonra yine beraber bu meseleyi yine konuşuruz dedim. Ne ise seçim bitti. Karadoğan geldi. Erol Dinler geldi rahmetlik, bu şirketi belediye olarak alacağız, buna mecburuz. Almanya’dan bu iş yürümez. Ben dedim ki sadece benim almamla bu iş olmaz, Özel İdareyi de bu işin içine sokalım ki ! Erol bey daha iyi olur dedi. Sonra Vali beyle bu işi görüştüm ve ikna ettim. Vali beyde tamam olur dedi. Sonra adamlar bizi Almanya’ya Genel Kurula davet ettiler, Genel kurulda gündem şu; Şirketin devamı, yönetim kurulunun aidatının çoğaltılması, bu arada Çankırı Belediyesi ile Çankırı Valiliğinin yönetimde temsil edilmesi, yönetim merkezinin Almanya’dan kaldırılıp, Çankırı’ya gitmesi, yönünde şirket genel kurulda karar aldı. Merkezi böylece Çankırı’ya geldi. Bizde zaten onların kararına göre geldik Vali encümenden karar çıkarttı, ben de belediye meclisinden karar çıkarttım ve böylece yönetime dahil olduk, kolları sıvadık. Önce biz Vali beyle önce buraya bir madenle ilgili bir şirket kuralım A.Ş. ve bir kimya mühendisi müdür bulalım dedik ve gazeteye ilan vererek bir vatandaş geldi ve onu müdür olarak dahil ettik. Genel Kurul yaptık ve genel kurulda da karar aldık, hisse senetlerinin satılması, Almanya’da, Ankara’da, İstanbul’da büyük tüccarlara satılması konusunda, karar aldık. Bu Almanya, İstanbul ve Ankara’daki hisse senetlerinin satırımda yetkili oldu. Çantamı da getirdim hisse senetlerinin dekontlarını da çantama koydum. Yanıma da Cincimamların Nurettin Hasaltın’ı aldım. Ben belediyenin parası ile o kendi parası ile yola çıktık. Biz şirketten ayrılıncaya kadar ne beş kuruş huzur hakkı aldık, ne de bir masraf gösterdik. Bu arada Dünya Bankasından 300 milyon kredi de aldık, daha önce almamıştık. İnşaatın ihalesini 55 milyon civarında yaptık ve bu iş devam ederken, bu iş kurdele kesme safhasına geldi. Gene Sayın Nurettin Ok, 1980 de göreve geldiği zaman onu götürdüm ben hiç karışmıyorum. Yani bu işte belediye vardı, belediye meclisi Necdet beyle iyi çalışıyordu böyle bir havada vardı hani. O da hiç orada kısa bir konuşma yaptı ne yapana, ne yaptırana böyle bir teşekkür falan yok, herkes kimin ne yaptığını biliyor tabii. İhtilalden sonra biz görevden ayrıldık, Vali’de ayrıldı. Bir kongrede yapılan iş şeyin yönetim kuruluna ödenecek ödeneklerin tespiti, böyle böyle iş üretim safhasına geçti. Sonuçta gelen para giden parayı karşılamadı, Ziraat Bankasına olan borcumuz ödenemedi, banka el koydu, Safir’e gitti, Safir başkasına devretti, ondan gelen Mustafa Kale ve Vali Alaaddin Turan ortaklıktan çekildiler ve sattılar. Hükümetten para almamışım oralara belediye olarak nakit para yatırmışım Vali de öyle, ondan sonra gelen arkadaş satıyor. Yahu sen niye satıyorsun oraya vatandaş Belediye var diye hisse senedi aldı. Halbuki Turgut Özal bütün belediyelere para yağdırdı. Gittiler bina yaptılar. İş mi yaptılar yani, orayı sattılar Untaş’a. Untaş’ı Sami Kuttaş’la biz kurduk. Sami Kuttaş’ı Almanya’ya hisse senedi satmaya ben gönderdim. Kendi cebinden gitti. N.Derelli: bu Korgun Organizeyi anlatabilir misiniz? Özetle mümkünse, kısa olarak, Untaş da, Çantaş da, iplik fabrikası’na, Organize Sanayi de zamanı ile belediye ve Vilayet Makamının ortaklığında ve liderliğinde Çankırı’ya kazandırılmıştır. Kimsenin bunda herhangi bir siyasinin en ufak bir katkısı yoktur. Çankırı Organize Sanayi Bölgesinin hepsini Sayın Vali ile ikimiz yaptık. Çankırı’nın Ankara’dan gelen heyet hiçbir yerini beğenmedi, biz Aşağı Yanların aşağı tarafını- Yapraklı çıkışını gösterdik hiçbir yerini beğenmediler, en son oraya götürdük, oraya da hık mık ettiler, bizde artık baskı yaptık. Artık burayı kabul edin dedik. Burayı kabul edince Korgun Belediye Başkanı Dilaver Balbay’ı da belediye olarak yönetime aldık. Çankırı Ticaret Odasını aldık, yani artık bu iş resmi yerlerde yürüsün dedik. Bunların alınmasına ilişkin kararlar resmi kayıtlarda var. Netice itibariyle Sayın Derelli, ben kısa sürede Çankırı’ya benim başkanlığım dönemimde benden önce hiçbir belediye başkanının yapmadığı, yapamadığı işler yaptım. İşte sayıyorum, Çantaş, Untaş, İplik Fabrikası, Korgun Organize Sanayi, demin biraz önce yapamadığım işleri sordunuz? Kaleyi eski haliyle ele alacaktım. Orayı restorasyon yapacaktım. N.Derelli; günümüzde şimdi orayı yeniden gündeme getiriyorlar. Ben yapacaktım orayı, N.derelli; Çankırı’ya emeği geçenlerin hepsinden Allah razı olsun. Tabii ama, kimse kimsenin yaptığını ne inkar etsin ne de sahiplensin. N.Derelli: ne de geçmişini karalasın. Peki teşekkür ediyorum.
İzninizle son sorum şu olacaktır. Bendeniz Cansaati.org sitesinde Sayın Nurettin Ok, Sayın Nuri Çelik Yazıcı oğlu ve Sayın İhsan Gafur oğlu ile, diğer arkadaşlarımız Sayın Necati Asım Uslu ile, Rahmetli Rahmi İnceler ile söyleşilerde bulunduk ve Cansaati.org sitesinde bunları yayımladık. Acaba bu söyleşileri takip etme şansınız oldu mu? Oldu ise söyleşiler içeriğinde zatı muhteremlerin ifadelerine eklemek istediğiniz bir husus var mıdır?
Teşekkür ederim Sayın Derelli, bu ismini sıraladığınız hemşerilerimizin sizinle olan söyleşilerinden maalesef şimdiye kadar takip etme şansım olmadı. ve evimde bilgisayarım yoktur ve kullanmasını da bilmiyorum.
Efendim, benim sizle yapmak istediğim söyleşiye izin verdiğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum. Söyleşimi burada sonlandırmak da istiyorum. Sizin son olarak söylemek istediğiniz, benim gündeme taşımadığım konularda söylemek istediğiniz bir konu varsa buyurunuz. Sizinle söyleşimiz bana göre zevkli olmuştur. Tekrar ilginize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
Sayın Derelli, özellikle 1989 yılından bu tarafa takriben 17 yıl aradan sonra bu gün bana teveccüh göstererek yaptığınız söyleşiyi kendi kendime hep derdim bu konuları müsait bir zamanım olsa da bir arkadaşımla, bir dostumla bu konuları otursak bir konuşsak bazı bilinmeyen duyulmayan konular varsa onları açığa çıkartsak diye düşünüyor ve böyle bir arkadaş arıyordum. Sizin bu teklifiniz üzerine çok mutlu oldum. N.Derelli; rica ederim. Hiç değilse bana 20 yıl sonra Çankırı’daki hayatımızı çalışmalarımızı anlatma imkanını verdiniz. Bana eski günlerimi yaşatma imkanını verdiniz. Dertleştik, kızdım, bağırdım ama hiç değilse şimdi içimi kısa da olsa size dökmüş oldum. N.Derelli; bu da tabii Çankırı sevgisinden kaynaklanan bir olgu. Tabii, tabii mutlaka öyledir. Şimdi bu sizinle konuşmalarımızın dışında kalan daha birçok konular, inşallah onları da ilerde konuşma imkanı olduğunda görüşürüz. N.Derelli, inşallah efendim. Bizim sizlerle sohbet etmek geçmişte Çankırı için neler yapıldığı, neler yapılamadığı, planda programda neler vardı gerçekleştirilemeyenler neden gerçekleştirilemedi hiç olmazsa gerçekleştirilemeyenlerin doğru olanlarını bundan sonraki hemşerilerimizin ileriye götürmeleri gerekli mi idi. Bunları yeni neslimize taşıma adına Bizim dilek ve temennimiz bu yöndedir. 1920 yılından bu tarafa Çankırı için neler yapıldı, hangi şartlar altında yapıldı, neler yapılamadı sebepleri nelerdi bu konularda gençlerimizi bilgilendirme adına bu görevi yürütmeye çalışıyoruz. Tabii okurlarımız adına yola çıktık. Bize bu şansı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Ben tekrar teşekkür etmekle beraber bir hususu da eklemek istiyorum. Ben Çankırı’nın isim olarak 21 nci belediye başkanıyım. Sıra olarak da 23 ncü belediye başkanıyım. Çünkü o arada Ali İnandık ve Nurettin Ok ikişer defa belediye başkanı oldular. Şu anda görev yapan belediye başkanı sayımız 27 dir. Sayın İrfan Dinçle (2006) 1920 yılında Asım beyle başlıyor, Cemal efendi ile devam ediyor ve bu günlere geliyoruz. N.Derelli; şimdi efendim kapatıyoruz ama siz konuşurken çağrışım yaptı izninizle bu soruyu da sormak isterim. Sizin gerek bürokratik yapınızın uzun yıllara yayılmış olması ve gerekse bu tecrübelerden yola çıkarak belediye başkanlığını yapmış olmanız ve yaş grubunuz olarak da şimdiki belediye başkanımız Sayın İrfan Dinç’in bir ağabeysi bir tecrübeler zinciri içerisinde Sayın Belediye Başkanımıza nasıl tavsiyeleriniz olabilir. Sayın Derelli, ben sayın belediye başkanımız İrfan bey makama oturduktan sonra tebrike gittim. Kendisi iyi karşıladı fakat, davranışları, konuşma tarzı, pek iyi değildi. Yani biraz hafif gördüm. Böyle bir his içime doğdu, yani bana güven vermedi. Çünkü bir belediye başkanı gece yaptığı kontrollerde uyuyan bir bekçiyi yakalayıp, onun müdürünü çağırıp ben dün akşam işte falanca müdürü fırçaladım, bekçiyi uyurken yakaladım, dememeli. Bu olmaz. Bu personel üzerinde menfi yankılar uyandırır. N.Derelli; etik açıdan uygun değildir diyorsunuz? Evet kesinlikle. Sonra bilmediği konulara hemen dalıyor, sizin de bahsettiğiniz içme suyu konusunda büyük bir hatası var kendisine intikal ettirdim. Dedim ki gittiğin yol yanlış ne bu safhada dev proje yaptırabilirsin, ne bu dev projeyi uygulatabilirsin ne de para harcayabilirsin. Dedim. Neden ağabey dedi. Sen dedim bu barajın debisini biliyor musun? Bilmiyorum dedi. Baraj kime ait. DSİ’ne ait. sen oradan müsaade aldın mı? DSİ’lerinden tahsis belgesi aldın mı? Bu arada Samsun’dan gelmişler misafirleri var onlara hava atıyor. Çankırı’ya şu kadar mesafeden su getireceğim diye. Yahu sen bir defa bana sor sana bir kere. Ağabey ben böyle bir şey düşünüyorum ne tavsiye edersiniz diye? N.Derelli: Nezaketen bir beklenti içine girdiniz. Gayet tabii nihayet sonunda kendisine durumun yanlış olduğunu söylemek durumunda kaldım. Çünkü o misafirlere de yanlış bilgi veriyor. İşte siz de söylüyorsunuz iki-üç sene geçti halen bir şey yok diyorsunuz. Olmaz evvela tahsis belgesi çıkartacak kanun bu kanun. 7458 sayılı kanuna göre bütün yer altı, yer üstü sularının tahsisi, tevzii Devlet Su İşlerinin yetkisindedir. Oradan müsaade almadıkça kuyu dahi açamazsınız. Kendi bahçenize dahi kuyu açamazsınız. Kanun böyle. Sen tahsis belgesi almadan nasıl böyle bir projeyi ihaleye çıkartıyorsun. Gelmiş Ankara’dan para istemiş, 200 trilyon. Bakanda şaka mı yapıyorsun demiş. N.Derelli: yani insanın para isterken elinde yeterli doneleri olmalı ki böyle durumu düşmemeli bunu anlatmaya çalışıyorsunuz öyle anlıyorum. Evet belediyecilik ciddi bir iş, ciddi bir görev. Vatandaşa hizmet veriyorsun, doğmamış çocuğa gelecek belirliyorsun. Sonra sen kendi personelini neden sağa sola deşifre ediyorsun. Sonra kendisine kartımı verdim. Telefonumu verdim. Bir isteğin, bir arzun olursa beklerim. Her zaman desteğimi veririm dedim. Teşekkür ederim. Ağabey ararım dedi. Bu güne kadar da ne aradı ne de sordu. N.Derelli; teşekkür ediyorum efendim. Sizi sabahtan akşama kadar okurlarım adına alıkoydum çok teşekkürler, saygılar sunuyorum.
Bu yazıda düzeltmeler yapılmıştır. Düzenleyen ahmetgulsen - 19.07.2006 Saat 01:10