YOLUN BAŞINDA Kİ ÇOCUKLARIMIZA
Hepimiz çocuklukta aldığımız terbiyenin ürünleriyiz,
Birçok şey ailede öğreniliyor. Çocuk; her dediği yapılınca hep almayı öğreniyor. Herkes ona hizmet ediyor. Çocuk kalsa, mesele yok.
Ama büyüyecek, evlenecek, işe girecek. Topluma karışacak, başkalarını sevecek. Paylaşımcı olacak,
Fedakârlığı bilecek, Bir çocuğa yapılacak en büyük kötülük; her dediğine ‘evet’ demektir. ‘Hayır’ı bilmeyen çocuklar, sınır tanımıyor. Ama bunun yanında çocuklarımızın her yaptığını, her söylediğini, tenkit etmekte yanlıştır.
İyi hareketlerini gördükçe tebrik edelim, edelim ki kendilerine güven verelim. Şu bir gerçek ki çocukta bir yolcudur ama henüz yolun başındadır, onun için temizdir, paktır.
Çocuk bizim her şeyimiz, canımızdır. Hep onu konuşur onu tahlil etmeye çalışırız.
Hz. Ali “Efendimiz çocuklarınızı kendi asırları için yetiştirin” diyor. Yavrularımız geleceğe hazırlanmalı, onların iç dünyalarına inilmeli…
Aksi halde geçirdiğimiz hayat diliminde bizlere ders olan hayattaki kötü tecrübeleri onlara yaşatmamalıyız.
Amerikalı Prof. Bloom’a göre insan zekâsının yarısı 4 yaşına geldiğinde, üçte ikisi de 6 yaşına gelince teşekkül etmiş durumdadır.
Bazı eğitimcilerimize göre, 3 yaşındaki bir çocuğun yetişmesinde, bir yıllık gecikmenin telafisi için 6–7 yaşlarında 2 yıla, 15–16 yaşlarına gelince de 4 seneye ihtiyaç vardır. İşte böyle olunca meselenin ciddiyeti ortaya çıkıyor.
Yine bazı eğitimcilerimizin çocuk eğitimindeki önceliğin “anne” unsuruna dikkat çekmekteler, insanın en birinci üstadı ve en etkili öğretmeni onun (annesi) validesidir.
Demek oluyor ki çocuklarımızın ilk yılları çok önemlidir. Çocuk, dünyamızın yepyeni bir misafiridir. Ona her şey yabancı, o her şeye yabancıdır. Onu hayata ve dünyaya bağlayacak köklü bir eğitim gerekliliğini asla unutmayalım.
Batılı bir eğitimciye adamın biri sormuş “Çocuk eğitimine kaç yaşların da başlanmalı? “eğitimci: Çocuğun kaç yaşında? Diye sorar. Adam “bir yaşında” der. Batılının cevabı çok çarpıcıdır: “Bir yıl geç kalmışsın dostum”
Küçük yaşlarda öğretilen şeyleri “taş üstüne nakış yapmaya, yaşlılıkta öğrenileni de “su üstünde yazı” yazmaya benzetmişlerdir.
Eğitimcilerimizin küçük yaşlarda öğrenilen şeylerin “HUY” denilen insanın temel yapısını oluşturduğunu ve ancak ölümle çıkacağını ısrarla söylerler.
Çoğu ana baba, çocuklarının yaramazlıklarından bahsederler. Ne yapsak baş edemiyoruz derler, bu şikâyetler okul öncesiyse önemi yoktur. Belki sevinilecek bir husustur, hatta bazı uzmanlar uslu, uslu bir köşede oturan çocuklar için endişelenip tedavi tavsiye ederler.
Bir önemli hususta çocuklar anne babasının en yakın takipçisidir. Onların bütün hareketlerini kontrol ederler, bu nedenle anne baba yanlış poz vermemeye dikkat etmelidirler. Çocukların iyi hareketlerini hemen mükâfatlandırmalıdır. Bazen bir tebessüm bazen bir iki tatlı söz bile bu işe yeter.
Bu gün bu çocuk eğitimine yer verdim. zira 12.01.2009 Salı günü Ankara Dr. Rıdvan EGE Hastanesinde tüm aileyi mutlu eden dünya tatlısı bir kız torunum oldu adı “Defne”
Bu atmosfer içinde böyle bir yazı gelişerek kelimelere döküldü ve diyorum ki anne baba olarak çocuklarımıza iyiyi, kötüyü; haramı, helâli; vatan ve bayrak sevgisini, Allah korkusunu, saygıyı, sevgiyi, yaşanmış hayat hikâyelerimizle vermeye çalışalım.
Necati ÜLKER