Bu yazı sitenin önceki versiyonunda yayınlanmıştı. Atkaracalar İlçesi ile ilgili olması sebebiyle www.atkaracalar.com bizim onayımızı alarak sitesine taşıdı. Yeni bir gelişme oldu. Yazımızı okuyan Mustafa Nuri Paşa’nın torunun torunu Sayın Sinan Dumlu, büyük dedesi hakkında aradığı bazı bilgilere ulaştığı gibi bir çok akrabası ile bağlantı kurduğunu ifade ederek memnuniyetini bildirdi. Bu arada paşaya ait iki fotoğrafı tarafıma ulaştırdı. Birisi bizim yayınladığımız fotoğrafın orijinali, diğeri ise Mustafa Nuri Paşa’nın yağlıboya bir portresinin fotoğrafıdır. Yazdığımız yazılar vesilesiyle aile kökleriyle bağ kuran kişilerin sayısının artması bizi de bahtiyar etmektedir. Öksüz ve yetim Mustafa Nuri’nin Enderun, sırkâtipliği, valilik, paşalık ve vezirliğe uzanan macerası, ancak masallarda rastlanabilecek bir hayat hikâyesidir..
MASAL GİBİ BİR HAYAT
Öksüz ve yetimlerin bahtının açık olması ancak masallarda rastlanan bir durumdur. Anlatacağımız talihli bir yetimin hikayesi, ama tamamen hakikat. Ancak “gerçek hayali aşmış” durumda…
Efendim, kahramanımızın adı Nuri Mustafa, ya da Mustafa Nuri…
Babası veya dedesi, Çankırı’nın bir köyünden İstanbul’a gitmiş. Babası Hasan Ağa, Göksu Bostancıbaşısı olarak görev yapmaktadır. Göksu bostancıbaşısı Hasan Ağa, o devirde çok rastlanan salgın hastalıklardan birine-vebaya- yakalanıyor ve bekâ alemine göçüyor. Yıl 1803 ve Nuri Mustafa 4-5 yaşındadır. Bu arada Mustafa’nın annesi de ölüyor. Hem öksüz, hem yetim kalmıştır. Mustafa Nuri, büyük annesi Hatice ve onun eşi Göksu Kasrı bekçisi Cafer Ağa tarafından büyütülüyor.
ENDERÛN, SIRKÂTİPLİĞİ, VEZİRLİK 
Babasının ölümünden on yıl sonra 1813 senesinde, Padişah II. Mahmut, kasra geldiği bir gün, yetim ve öksüz Mustafa’nın haline vâkıf oluyor. Merhamet buyuruyor ve Enderûn’a kaydedilmesini emrediyor. Enderûn, devlet adamlarının yetiştirildiği Osmanlı sarayı bünyesindeki bir okuldur.
Enderûn'da eğitildikten sonra 1820’de padişahın özel hizmetleri için görevlendiriliyor. Allah, bir kere "yürü yâ kulum!.." demiştir. 1823’de Sırkâtibi oluyor ki, sadrazam (başbakan) ile padişah arasındaki yazışmaları kontrol eden bir memuriyettir. 1832’de vezir rütbesine nail oluyor. Sırasıyla Tırhala-Edirne-Yanya-Tırhala-Selânik valiliği yapıyor. 1840 yılında Seraskerlik makamına getirilerek Şam’a gönderiliyor. 1843’de seraskerlikten ayrılıp Vidin ve ardından Hüdavendigâr Valiliği’ne tayin ediliyor. 1850’de Mecâlis-i âliye’ye memur , 1852’de Trablusgarp’a , 1855’de tekrar Selanik’e vali oluyor. 1856’da istifa ediyor, 1858’de Mecâlis-i âliye’ye memur olup, 1859 ortalarında Bağdat Valisi ve Irak Müşirliği görevine getiriliyor.
1860’da bu görevden alındıktan sonra 1877 de Âyan Meclisi’ne katılıyor. Vezirlerin en yaşlısı olduğu için “Şeyhülvüzerâ” ünvanını hak ediyor. 80 yaşında vefat ettiği zaman ardında iyi yetiştirilmiş ve önemli görevlere getirilmiş çocuklar bırakıyor. Meselâ, oğlu Müşir Hüsnü Paşa, saraydan bir hanımla dünya evine girmiştir. Bütün bu tarihi olaylar, birbiri ardına tıpkı masallardaki gibi "onlar ermiş muradına" çizgisinde gelişmiştir..
Şimdi, öksüz ve yetim Mustafa Nuri’nin, Şeyhülvüzerâ Mustafa Nuri Paşa olmasına kadar geçen olayları, ilgili kaynaktan kronolojik olarak takip edelim.
O dönemde paşa ünvanı, sadece askerî bir rütbe değildi. İlmiye, seyfiye ve mülkiye mensupları da bu ünvanı taşıdığı gibi bu guruplar arasında geçişler olabiliyordu. Mustafa Nuri Paşa, seyfiye sınıfından-yani asker kökenli- idi. Mayıs 1840-Şubat 1843 arası Seraskerlik makamında bulunmuştur. Ayrıca Bağdat Valisi iken 1859 yılında kısa bir süre 6. Ordu Kumandanı olarak görev yapmıştır.
NURÎ MUSTAFA PAŞA (Sırkâtibi)1 (1798-1879)
Kengırı’da Arası2 köyünden Göksu bostancıbaşısı3 olup Kandilli’de otururken 1217’de (1802-1803) vebadan vefat eden Hasan Ağa’nın oğludur. Anne ve babası küçük yaşta vefat ettiğinden büyük annesi Hatice Hanım ile zevci Göksu Kasrı4 bekçisi Cafer Ağa terbiyesinde büyümüştür. Padişah5 kasra gelince yetim olması üzerine merhamet buyrulup 1228’de (1813) Enderûn6 ’a çerağ olunup sonra hazine-i hümayun dairesine alınarak terbiye edilip Muharrem 1236’da (Ekim 1820) tırnakçı7 olarak mâbeyn-i hümâyûna alınmış ve Zilhicce 1238’de (Ağustos 1823) Sırkâtibi8 olmuştur. Muharrem 1248’de (Haziran 1832) vezir rütbesiyle Tırhala, Safer 1250’de(Haziran 1834) Edirne, Rebiyülevvel 1253’de(Haziran 1837) Yanya, Tırhala, Selanik Valisi, Rebiyülevvel 1256’da (Mayıs 1840) Serasker9 olup Şevval 1257’de( Kasım-Aralık 1841) Beriyyetü’ş-Şam’a memur olmuştur. Zilhicce 1258’de (Ocak 1843) oradan dönüşte seraskerlikten ayrılıp Şubat 1843’de Rumeli de Safer de (Mart) Vidin, Ramazan da (Ekim) Hüdavendigar valisi olup şevval 1265’de (Ağustos- Eylül 1849) ayrılmış ve Şaban 1266’da (Haziran-Temmuz 1850) Mecalis-i âliyeye memur olmuştur. Zilkade 1268’de (Ağustos-Eylül 1852) Traplusgarp’a Vali oldu. Safer 1272’de (Ekim-Kasım 1855) Selanik Valisi olup Mayıs 1856’da istifa etti. Nisan- Mayıs 1858’de Mecalis-i Âliye’ye memur olup 1859 ortalarında Bağdat Valisi ve Irak müşiri oldu. 1860 yılı ortalarında görevden alındı. 1877’de ÂYAN Meclisi’ne10 katıldı. 1879 yılı başlarında 80 yaşında vefat etti. Vezirlerin en eskisi olduğu için “ Şeyhülvüzerâ” denilmekteydi. Dürüst, ılımlı ve cömert bir kimseydi.”
Bir arşiv belgesinden Mustafa Nuri Paşa’nın maaşının 30.000 kuruş olduğunu öğrenmekteyiz. 11
MUSTAFA NURİ PAŞA’NIN ÇOCUKLARI
Kaynaklarda çocuklarının sayısının fazla olduğu belirtilmesine rağmen tam sayısı verilmemiştir. Bunlar arasında Müşir Hüsnî Paşa, Bekir Bey, Mirlîva Osman Paşa, Enver Bey sayılabilir. Büyük damadı, mirîmîrandan Mehmet Paşa olup kendisinden epey önce vefat etmiştir. Kitapçısı Emin Efendi’dir.12
Değişik bir kaynakta rastladığım ulemadan Âfif Molla Bey’in kızlarından birinin “Sırkâtibi Mustafa Nuri Paşazade Miralay Muhsin Beyin zevcesi Emine Zekiye Hanım’dır.”ibaresinden paşanın yukarıda sayılmayan Miralay Muhsin Bey adında bir oğlunun daha olduğu anlaşılmaktadır.
MEHMED PAŞA
Yukarıda “ Büyük damadı, mîrimîrandan Mehmet Paşa olup kendisinden epey önce vefat etmiştir.” Şeklinde bahsedilen Mehmed Paşa ile ilgili kaynaklarda şu bilgilere rastlıyoruz.
"Babası mîrimîrandandır. Sırkâtibi Mustafa Paşa’ya damat ve kethüdâ olmuştur. Bu sayede mîrimîran oldu. Sonra kethüdâlıktan çıkarılıp taşra kaymakamlığına gitmiş ve Bolu’ya mutasarrıf olmuştur. 1287’de (1870/71) vefat eylemiştir."
Müşir HÜSNÜ PAŞA
Sırkâtibi Mustafa Paşa’nın oğludur. Livâ ve ferik ve 1276’da (1859-60) Atiye Sultanzâde Seniye Hanım Sultan ile evlendi. 1883’de müşir oldu. Şevval 1316 (Şubat-Mart 1899)’da vefat etmiştir. Sultan Mahmut Türbesi bahçesine defnedildi. Senelerce Dâr-ı Şûrâ azalık ve riyâsetinde (başkanlığında) bulunmuş, kabiliyetli ve temiz soylu bir kişi idi.13
NOT: M. Nuri Paşa'ya ait iki fotoğrafı gönderen -paşanın torunun torunu -Sayın Sinan Dumlu'ya yakın ilgisi sebebiyle teşekkürü borç bilirim. Hakkı Duran.
------------------------------------------------------------------------------
(1) Çoğu kaynakta adı, Mustafa Nuri Paşa (Sırkâtibi) şeklinde kaydedilmiştir. (Meselâ, Sinan Kuneralp, Son Dönem Osmanlı Erkân ve Ricali, İstanbul-1999, s.110;) Diğer kaynaklarda da ismi, Mustafa Nuri şeklinde geçmektedir. (H.Duran)
(2) Çankırı’da Arası isminde bir köy bulunmamaktadır. Araştırmalarımızın sonunda 16.yüzyılda Milan kazasına bağlı (İrs-Örs-Aras) adındaki köyün burası olabileceği kanaatine vardık. (bkz. Ahmet Kankal , 16. Yüzyılda Çankırı Sancağı). 16 Yüzyılda Milan kazasına bağlı bir köy olan bugünkü Atkaracalar İlçesi, 5-6 adet mezra ve köyü bünyesine almıştır ki, bu yerleşim birimlerden birinin Eres olduğu bilinmektedir .
Nitekim Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nce yayınlanan 438 numaralı Anadolu Vilayeti Muhasebe Defterinde Milân kazasına bağlı Eres adında bir köy adı geçmektedir (Ankara-1994, s.126) ki kanaatimizce –Sicil-i Osmanî’nin Arası, Kankal’ın (İrs-Örs-Aras) diye kaydettiği köy burasıdır. (H.Duran)
(3) Bostancıbaşı: Saray memuriyetlerinin önemlilerindendi. Saray ve kasırların muhafazasından sorumlu oldukları gibi, saraydan çıkan padişahın koltuğuna girmek, atının üzengisini tutmak, kayığının dümenini idare etmek de bostancıbaşıların görevleri arasındaydı. Bu hizmetler için emirlerinde yeteri kadar bostancı neferi bulunmakta idi. Yangın söndürme hizmetlerinde de yeniçeri ağasıyla beraber bulunurlardı. (M. Z. Pakalın, Osmanlı T. Dey. ve Ter. Söz.) Boğaziçinin ve sarayların çevresinin asayişi ile de ilgilidirler. Burada adı geçen Hasan Ağa ‘nın Göksu çevresinden sorumlu bostancıbaşı olduğu anlaşılmaktadır. (H. Duran)
(4) Bugün yönetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne bağlı bulunan Milli Sarayların bünyesi içinde yer alan Göksu (Küçüksu) Kasrı, 17.Yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda "Bağçe-i Göksu" adıyla anılan has bahçenin (bugün Küçüksu Çayırı''nın bulunduğu alan) eşsiz doğal güzellikleriyle ilk olarak Sultan IV. Murat''ın (1623-1640) ilgisini çektiği ve 18. yüzyıl başlarında bu çevrede ilk yapılaşmaların görüldüğü bilinmektedir. Sultan I. Mahmut (1730-1754) bu hasbahçenin deniz kıyısına iki katlı ve ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) dönemlerinde onarılarak kullanılmış, Sultan Abdülmecit dönemindeyse (1839-1861) padişahın emriyle yıktırılmış ve yerine bugünkü kârgir yapı inşa edilmiştir. (Kaynak:TBMM İnternet Sitesi)
(5) Bahis konusu padişah, Sultan II.Mahmut (1808-1839)’dur. Bir yetimin başına tam anlamıyla bir devlet kuşu konmuştur. Nuri Mustafa, önce Enderun’a alınmış, yetiştirildikten sonra padişahın güvenini kazanıp sırkâtibi olmuştur. Paşa olmuş vezir rütbesiyle önemli Osmanlı vilayetlerinde valilik, seraskerlik görevleri yapmıştır. Hayatının son iki yılını Âyân Meclisi Üyesi olarak geçirmiştir.
Sultan Abdülmecit (1839-1861), Sultan Abdulaziz (1861-1876), Sultan V. Murad (3 ay), Sultan II.Abdulhamid (1876-1909) dönemlerini de görerek 1879’da vefat etti.
(6) Enderûn : Osmanlı sarayında, devlet işlerini görecek olanların sistemli tarzda mükemmel bir tahsile tâbi tutuldukları ve terbiyenin öğretildiği müessese. Sarayın iç kısmı mânâsına gelmekte olup, “Enderûn-ı Hümâyûn” şeklinde de kullanılırdı. Yirminci asrın tanınmış psikologlarından Amerikalı Terman, Enderûn okullarına alınan talebeler ile ilgili olarak; “Zekâ ölçmek, test usûlünü kullanmak ilk olarak Osmanlılarda, Enderûn’a seçilen talebelerde başladı.” demektedir.
(7) Tırnakçı : Has odalılardan olan tırnakçı padişahın tırnaklarını Perşembe günleri keserdi. Aynı zamanda mabeyinci olduğu için padişahın diğer hizmetlerini de yapardı. ( M. Z. Pakalın, Osmanlı tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, 3.cilt, s.495.)
(8) Sırkâtibi : Bâb-ı âli’den saraya gönderilen telhislerin (sadrazam tarafından padişaha sunulan yazılı kağıt) padişah huzurunda mühürlerini açarak takdim etmek, padişah tarafından hatt-ı hümâyun yazıldıktan sonra destmale sarılıp üzeri mührü hümayunla mühürlenerek telhisci ile Bâb-ı âli’ye göndermekten sorumlu memur.
(9) Serasker : Eskiden Millî Savunma Bakanı yerine kullanılan bir tabirdir.(daha eskiden savaşlarda orduyu idare eden komutan anlamı da taşımaktaydı.). 1879’da seraskerlik lağvedilerek yerine Harbiye Nezareti kurulmuştur. (M.Z.Pakalın, Osmanlı tarih deyimleri ve terimleri Sözlüğü, 3. Cilt, s.12.)
(10) II. Abdülmamid’in ilân ettiği I. Meşrutiyet döneminde yürürlüğe giren Kanun-i Esasî’ye göre bir Meclis-i Umumî kurulmuştur. Bu meclisin gizli oyla seçilen Meclis-i Mebusan ile padişah tarafından doğrudan atanan ve Meclis-i Mebusan’ın üçte birini geçmeyecek sayıda Meclis-i Âyan adlı iki kanadı vardı. Umumi meclis, 19 Mart 1877’de açıldı. Mecliste 69 Müslüman ve 46 Müslüman olmayan mebus vardı.
(11) Türk parlamento tarihi, Cilt, I. ve II. Meşrutiyet Dönemi, s.89. Aynı eserde yer alan bir kayda göre, göçmenler için toplanan bir yardım kampanyasına "devletlû Mustafa Nuri Paşa hazretleri”nin 5000 kuruş ile katkıda bulunduğu görülmektedir. age.188.
(12) Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmani (6 cilt ) Tarih Vakfı Yayınları , s.1274-1275.
(13) Mehmed Süreyya, age. s.732.