2002 yılından buyana kesintisiz hizmet

Üye olun yazmaya başlayın ve Çankırı'nın geleceğine siz yön verin. Çankırı Araştırmaları Sitesi [www.cansaati.org]

Forum Anasayfası Forum Anasayfası » Gündem/Köşe Yazarları » Ahmet GÜLŞEN
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar RSS - Aşkın Şehre Vedası
  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 


Kilitli ForumAşkın Şehre Vedası

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesajın Direkt Linki Konu: Aşkın Şehre Vedası
    Gönderim Zamanı: 22.12.2005 Saat 23:16

İlk Yayın: 24/12/2004 10:53:33

27 Aralık 1997'de Vefat eden Rahmetli Şefik Aşıkoğlu’nun Anısına
Aşk’ın Şehre Vedası
Ahmet GÜLŞEN

"Suyun Aradığı Adam”
I
“Suyu arayan adam değil
Suyun aradığı adam ol sen de
Sen doğu olursan güneş sana gelecektir
Sen kuşluk olursan kuş sende ötecektir
Sen kuyuda oturacak bir ders taşı bulursan
Bir kabri dışından oyan yontan değil
İçinden insan biçiminde kışkırtan olacaksın”

II
İmam-Hatip’te bir öğretmendi O, kendi fildişi kulesinde münzevi bir aydın, Menzilleri aşk olanlara bir mürşit idi. Ve O gönülden göğe uzanan has bahçede gül eken bir garip dervişti.

III
Her aydın insanın çektiği bir sıkıntı vardır; anlaşılamamak. Onlar okurlar, yazarlar, konuşurlar sürekli aksiyonerdirler. Ancak onca çabaya rağmen insanlar onları oldukları, söylemlerinde ifade ettikleri gibi değil bilakis kabul etmek istedikleri gibi anlarlar. Neden? Neden, aydın bütün mahcubiyetini mezara taşımaktadır, neden gül atan bir insan daha çıkmamaktadır bu meydana ve neden aydın yalnız yaşayıp yalnız ölmektedir bunca kalabalığa rağmen.

IV
Bir ‘aşık’ geçti bu şehrin sokaklarından, yol aradı Aşk’a ve Dost’a ve “Gariplerin Kitabı”ndan bir not düşüldü O’nun mürekkebi ile bu toprağa; “Bu bilgiyi arayarak elde edemezsin, ne var ki onu bulanlar ancak aramış olanlardır”. O yine aramaya koyuldu, bu kez “Şam çarşılarında Şems’i bir yitirip bir bulan” Mevlana’nın oğlu ve halefi Sultan Veled’in “Maarif”inden bir ifade yetişti mürekkebin son damlasında; Hiçbir şey aramadan bulunmaz, Dost bu kaideden müstesna O bulunmayınca aranmaz.” Bu noktada Aşık Dost’u bulmak için dost olmak, Aşkı bulmak için Aşk olmak gerektiğini anladı. Çünkü Suyun Şarkısı da bunu söylüyordu:

“Suyu arayan adam değil
Suyun aradığı adam ol sen de
Sen doğu olursan güneş sana gelecektir
Sen kuşluk olursan kuş sende ötecektir.”

V
Şefik Aşıkoğlu hocamızı 1987 yılında tanıdım, kelimenin tam anlamıyla tanıştım. O’nu tanımam, anlamam henüz mümkün olmadı, O hala bir ufuktur benim gözümde. Şefik hocamızı bir aydın insan olarak kabul ediyorum. Toplumun daima bir adım önünde ama toplumla içice, insanla barışık. Fakat O da diğerleriyle aynı kaderi paylaşmış bir aydındı; anlaşılamadı.

Yukarıda çizdiği aydın prototipinde olduğu gibi Şefik Aşıkoğlu da sürekli okudu, yazdı, konuştu, aksiyoner oldu. İlerlemiş yaşına, sağlığına bakmadan koşturdu, çabaladı. Kendisine öğrencilik nasip olmadı ama ’88 sonrası üniversiteli yıllarımın en güzel rehberi O idi.

Resmi üniversitemden öte bir “Görünmeyen Üniversite” tahsili için Mustafa ÖZKAN Hocamla başlayan sosyal-manevi boyutta ilk mektebim kendisinin İstanbul’a gidişi, Şefik Hocamızın da Çankırı’ya gelişiyle sınıf atlamış, orta öğrenime geçmiştir. Ve şuan O’nun da bizi terk etmesiyle manen , okulsuz, öğretmensiz, rehbersiz, altına sığınacağı köprüyü arayan bir ‘sokak çocuğu’ edasıyla lisemi arıyorum.

Birçok yazar ve fikir adamını O’ndan öğrendim; O döneminin fikir adamı Nuri Pakdil’den etkilenmiş, Necip Fazıl’ı adım adım izlemiş, Sezai Karakoç’u dakika dakika yaşamıştır. Erdem Beyazıt’ın izleri vardır üzerinde, Cemil Meriç de geçti O’nun sohbetlerinde. Klasikleri O’ndan öğrendik, ilk tasavvufi eser Kuşeyri Risalesi Kenbağı’ndaki evinde sunuldu bize. Yine bir sohbetinde Sultan Veled’in -Maarif”ini tavsiye etti ve bununla birlikte MEB’in bütün klasiklerini. Çankırı’da kaydadeğer kitapevinin bulunmadığı ‘80li yılların sonunda kitabı, kütüphaneyi biz Şefik Hocamızın evinde gördük ilk kez. MTTB’nin bültenlerini orada incelemiştik. Doğu ve batı bütün klasiklerini O’nun çatısı altındaydı yada O onların çatısı altında.

Farsça’ya merakını hissetmiştim, bu birazda Mevlana hayranlığından geliyordu zannederim. Mevlana’nın terennümlerine sahipti, aşktan bahsederdi, Mona Roza’nın telaffuzunu il O’ndan işitmiştim….

Sık sık hangi kitabı okuduğumuzu sorardı, dünyayı değiştiren büyük insanların hayat hikayelerini okumayı salık verirdi.

VI
O bir entelektüeldi, bütün sivil toplum kuruluşlarında yer alır, hiçbir sohbet davetini reddetmezdi. Yıllarca İLKSAV İlim Kültürü Sanat Vakfı’nın sohbetlerine iştirak etti, bu camianın insanlarının yetişmesinde önemli katkıları oldu. Vakfın birçok etkinliğinde de yer aldı. Hatta 1996 yılı Mevlid Kandilinde canlı yayınlanan radyo programında konuğumuz olmuştu.

O her şeyden öte kendisiydi. Görülmek istendiği gibi değil istediği gibi görünür, yaşardı. Kalın gözlüklerinin altında kitap yorgunu bir çift göz saklıydı. Daima dağınık, uçuşan saçlarının altında ise gayetle intizamlı bilgi birikimi vardı. Aksayan bacağı ve ağır yürüyüşüne rağmen çıktığı bütün yolların Menzil’i aynıydı.

Ve O bir babaydı. Oğluna ismi Tahanın Kitabı’ndan seçmişti. Ali O’nun efeliğinin, Osmanlı damarının bir ifadesiydi. Ya Şavkı. Şavkı, melankoli nazarıyla Şefik Hocamızın engin iç dünyasındaki sevdakar dalgalanmaların bir sütliman tecellisiydi sadece.

VII
Çankırı O’nunla çok şey kazanmıştı. Bir ifade koydu Şehre ve bir yanık yürek iliştirdi Şehrin son duvarına… Sonra yelelerinden tutuğu beyaz atıyla uçtu uzaklara. Aşk’a, Dost’a, Menzil’e.

Şefik Aşıkoğlu unutulmamalı, Şehirdeki izi yaşatılmalıdır. Bunun için kendisinin her birinin üzerinde ince ince emeği olduğu sivil toplum teşekkülleri çalışma başlatmalıdır. Kanımca ilk elden gerekli olan şey bir “Şefik Aşıkoğlu Araştırmaları Birimi” oluşturmaktır. Bu çatı altında O’nunla ilgili yazılar toplanmalı, yazdıkları, konuştukları derlenmeli, hayatı O’nun en sevdiği şey, kitaba geçirilmelidir, hepimiz üzerindeki hakkı budur bence.

Ve O’nu tekrar aramalıyız
Kimi zaman fildişi kulede
Kimi zaman münzevi tekkede
Ya da Şam çarşılarında
Gırnata saraylarında
Veya Menzil’e varan yolda.
O’nunla ama tek başına

“Bir ölümden sonraki
Öğle sıcağındaki sebil gibi
Gün gelecek su kıyısındaki
O türbe ışıyacaktır.”

Ocak 1998



1-Şiirler Sezai Karakoç, Hızırla Kırk Saat.
2-Bu yazı Diriliş Gülü adlı kitapta yayınlanmıştır. Kitap basım tarihi 05.08.1998
3-Resim Şefik Aşıkoğlu'nun MTTB de çekindiği resim, soldan üçüncü.


Düzenleyen ahmetgulsen - 27.12.2005 Saat 12:34
Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.12.2005 Saat 07:37

2005 öncesi yapılan yorumlar


Reply author: İbrahim AKYOL
Date: 28/12/2004 13:00:10
Message:

Demek Şefik HOCA vefat edeli 7 yıl olmuş. Daha dündü sanki.
1990-1991 yıllarında İstanbul'da gazetecilik yapıyordum. Çalığştığım gazetenin kültür-sanat sayfası editörü idim. Oraya gelen çeşitli kültür-sanat dergilerini değerlendirme yazılarını yazardım. Kahramanmaraş'ın Andırı ilçesinde çıkan bir Andırın Postası vardı. Onun da İkindi Yazıları diye bir kültür-sanat eki vardı. Baktım bir dizi yazısı "100 Türk Büyükleri" diye. Şefik AŞIKO?LU Hocayı tanıtıyordu. 1978 de tanımıştım kendisini. Uzun hikaye vesselam. Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı Cennet-i Firdevs olsun.


Reply author: Aşıkoğlu Ali
Date: 05/01/2005 07:46:12
Message:

Bir evlat olarak, hayatını hizmete adamış bir dava adamının evladı olarak bu güzel kadirşinaslık örneği karşısında duygulandığımı ifade etmek istiyorum. Yalnızca evladı değil aynı zamanda talebesi de olduğum babamın hatırasına dair bir şeyler kaleme almak pek kolay değil benim için.
Gayretle, cefayla, sevgiliye aşkla dolu bir ömrün sonunda sadaka-i cariye olarak geride aynı ruhu, aynı sevdayı taşıyan talebeler, sevenler bırakmış olmak ne güzel bir hal. Miras olarak bize bırakılan meşaleyi layıkıyla taşımak kolay bir görev değil.

Bu noktada bundan 5 ay kadar önce yaşanmış bir anekdotu aktarmak isterim. Ben Nisan-Eylül 2004 tarihleri arasında askerlik görevimi ifa ettim, Edirne ili Uzunköprü ilçesinde. Uzunköprü 1983-1986 yılları arasında babamın İmam-Hatip Lisesinde görev yaptığı güzel bir şehir. Annem o dönem babamın hizmet koşusunda birlikte olduğu öğretmen arkadaşlarından birkaçının ismini vermişti ancak ben kendilerine ulaşacak bir yol bulamamıştım. Bir hafta sonu Sultan 2. Murat Han´ın hatırası Muradiye Camii bahçesinde, üzeri asmalarla gölgelenen havuzun kenarında bundan 18 sene önce babamla birlikte yaptığımız gibi oturmuş, düşüncelere dalmış haldeyken, yan bankta oturan 4 kişinin sohbetlerinden öğretmen oldukları ve İmam-Hatip Lisesinde görev yapanlar olduklarını anladım. Selam verdim, "Rahatsız ediyorum ama ben yabancıyım, acaba Sami Can hocamı tanıyormusunuz" diye sordum. İçlerinden şimdi ismini hatırlayamadığım bir hocam "Tanıyoruz ancak siz kimsiniz" dedi. Kendimi tanıttım ve şimdi bile beni farklı alemlere taşıyan bir tepki aldım. Hocam ismimi duyunca "Siz Şefik Aşıkoğlu Hocamın nesi oluyorsunuz" diye sordu. Rahmetli ile pek teşriki mesailerinin olmadığını, ancak sohbetlerinde hala kendisini, hatırasını andıklarını ifade etti. Vefatından haberdar idiler. Hep hayırla yad ediyorlardı. Seveni çoktu. Bu olay sonrasında o dönem talebelerinden Mehmet Tuna, meslektaşlarından Fikri Özçelikçi ve daha niceleri orada olduğumuzun haberini alanların yoğun ziyareti ile karşılaştım. Gösterdikleri ilgiyi, sevgiyi, rahmetli hocalarını anarken yaşadıklarını gözlemlediğim hissiyatı tarif kabil değil.
Hayatını, varını yoğunu davasına, insanlığa hizmete adamış bir insanın, aşkla ektiği tohumların zayi olmadığına bu vesile ile şahitlik bize nasip oldu.

Evladı olmakla onurlandığım, ancak bıraktığı emanetin hakkını verememek kaygısıyla ezildiğim babam, hocamız Şefik AŞIKO?LU´nun hatırasına karşı göstermiş olduğunuz kadirşinaslıktan ötürü sizleri haddim olmayarak tebrik ediyorum. İnşallah hocamızın bıraktığı hizmeti daha ilerilere götürmek ve bu dünyayı terk ettiğimizde geride hayrımızı devam ettirecek nesiller bırakmak bizlere de nasip olsun.
Esselam.

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
ahmetgulsen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge
Cansaati.Org Yazı İşleri Sorumlusu

Kayıt Tarihi: 01.10.2003
Şehir: ANKARA
Status: Aktif Değil
Points: 877
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.12.2005 Saat 07:38

Bugün Hocamızın vefat yıldönümü Allah'tan Rahmet diliyorum.

 

Diriliş Gülü; Şefik Aşıkoğlu'nun hatırasına

Diriliş Gülü

Çankırı'da uzun yıllar
öğretmenlik yapan, entellektüel, şair, bilge öğretmen Şefik AŞIKO?LU'nun
hatırasına dostları ve öğrencilerinin kaleme aldığı eser.

Temin: Vefat Kitapevi

376 2122312

Ahmet GÜLŞEN

http://smmmahmetgulsen.wordpress.com/
Yukarı Dön
Recep Gülşen Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge

Kayıt Tarihi: 08.12.2005
Şehir: Konya
Status: Aktif Değil
Points: 84
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.12.2005 Saat 09:35

Gece fatihalarla birlikte Diriliş Gülünü de tekrar okudum. Tekrar tekrar okuduğum şu şiiri sizlerle de paylaşayım dedim; yine İmam Hatip Lisesi'nden hocamız olan Sayın Mehmet Ülgünar'ın Şefik Aşıkoğlu Hocamıza ithafen yazdığı duygu yüklü bir şiir (Şefik Hocamızı rahmetle yad ederken, Ülgünar Hoca'nın da kulağını çınlatmış olalım):


 

BİR AVUÇ TEBESSÜM

Şefik Bey’e

Ağır aksak çıkıyorsun,

Zamanın merdivenlerini,

Sırtımda ağırlaşan hırkam,

Yetim vebali gibi…

Dizlerim taşımıyor artık beni

Bense, inkılâbın yükünü özlüyorum.

Şöyle bir omuzlasam, diyorum

Seyit Çavuş misali gülleyi

Hangi ufka fırlatayım,

Elimdeki kalemimi…

Kalemler kılıçlaşmazsa

İnkılâp olmaz, dönmez yiğitler

Muştu bayrağı çekilmez burçlara

Ağıt yakar gelinlik kızlar.

Bilgi, benim ülkem, vatanım.

İlim,

Geceleri altımda kuştüyü yatak.

Cahillik,

İhtiyar dünyanın çirkini

Yiğitlikse, Can vermeyi öğrenmek

Benimse

Hedefim ummana dalmak,

Yol vermiyor köprüsüz çaylar,

Derelerin coşkusu,

Yeşil çimenleri boğan karın eriyişinden

Gün doğacak

Gül doğacak…

Benim vatanımda güller açacak

Ona azık yaptım vücudumu,

Ben ölmedim,

Diriliş muştusuna kandil oldum.

Cansız vücudumun üstünde

Gülü Ranalar, menekşeler.

Özlemle bülbüller ötecek!

Yoksa verir miydim cesedimi

Kara toprağa

Bir ümit ışığı görmesem.

Sevgi selinin çağladığını

Diriliş ruhunun sancaklaştığını

Ansızın gider miydim ben!...

Hak davete icabet hakkım,

Bu dünyanın kanunu bu,

Güllerden dikenlerden henüz bıkmadım

Onlar benim ruhum, onlar benim canım

Bana çok görmeyin bir avuç tebessümü.

Mehmet ÜLGÜNAR


Allah'ın rahmeti bir kez daha ve her daim üzerinize olsun hocam!



Düzenleyen ahmetgulsen - 27.12.2005 Saat 12:33
Recep Gülşen
Yukarı Dön
ESAD Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.04.2006
Şehir: İSTANBUL
Status: Aktif Değil
Points: 3
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 03.05.2006 Saat 15:32
sevgilli abilerim.böyle bir site kurduğunuz için size ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.karşıleştığım an hemen üye oldum. kullanıcı olarakta oğlumun ismi olan ESAD koydum.en mutlu olduğum anda rahmetli hocam üstadım şefik aşıkoğlu hocamı burada bulmam.göz yaşlarımı tutamadım.ismim ali çetin ılgazlıyım çaltıpınar köyünden.hocamın köyüyle karşıkarşıya.ıgaz imam hatipte 3 sene,çankırı imam hatipte 3 sene veist.gop ihl de 1 sene kudum.şu anda gop belediyesinde çalışıyorum.hertürlü yardıma hazırım. hele hele hocam ş.aşıkoğlu hakkında bir çalışma  yaparsanız haberdar ederseniz memnun olurum..saygılıar sunuyorum
Yukarı Dön
ESAD Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.04.2006
Şehir: İSTANBUL
Status: Aktif Değil
Points: 3
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 09.05.2006 Saat 14:32
  sevgli Ahmet abi. yazıma yer verdiğiniz için teşekkür ediyorum.sitenizi hemen hemen hergün ziyaret ediyorum bir dostuma ulaşabilirmiyim diye.nede olsa çankırıda üç senem geçti imam hatipte okurken.özlüyorum şefik hocamın kenbağadaki evini,özlüyorum şefik hocamın kendi eliyle bize yedirdiği balın tadını,özlüyorum hocamla dolaştığımız güzel mekanları... arkadaşlarım Murat Ezeri,Fiken Yamanı.sündüzleri ismailleri...görüşmek istiyorum ama ulaşamıyorum.inşaallah siteniz vasıtasıyla ulaşırız.Benim adresim Ali Çetin.GAZİOSMANPAŞA BELEDİYESİ ZABITA MÜDÜRLÜĞÜ.İSTANBUL cep telefonum 05333943788 mail adresim.ali-cetin@turkcell.com inşşallah buadreslerden bana ulaşırlar. hayırlı günler diliyorum...
Yukarı Dön
Aşıkoğlu Ali Açılır Kutu Gör
Üye
Üye


Kayıt Tarihi: 27.12.2005
Şehir: Çankırı
Status: Aktif Değil
Points: 2
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 27.12.2006 Saat 14:49
Mevsim geldi.
Yapraklar sarardı,
kopuyorlar dalından
Rüzgar nereye götüreceğini
bilsede,
yapraklar bihaber, ağaç bihaber.
Sustum! Seyrediyorum düşüşünü...
 
Vedanın 9. sene-i devriyesi... Hayatımız hep üç nokta!
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
  Share Topic   

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.16
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.
Yeni Sayfa 1

Güncel Sitemiz için tıklayınız.

Çankırı Araştırmaları Sitesi Ağustos 2013 3 ncü dönem sitesi

2002 yılından bu güne kesintisiz hizmet veren sitemizin binlerce yazı ve görselin bulunduğu arşivleri

2000-2005 I. Arşiv       2006-2013 II. Arşiv

 

Popup Örnek