İlk Yayın: 04/02/2005 11:32:22
ÇANKIRI TARİHİNE TANIK: Rahmi İNCELER
Çankırı Eski Milletvekili Rahmi İnceler’le Röportaj
Röportajı yapan: Mehmet SEVDİYAR
Tanık: Rahmi İNCELER
Doğum yeri: (Çankırı, Çerkeş, Ören köyü)
Doğum tarihi: 1913
Tam 93 sene.. Cumhuriyetin, 2. Dünya Savaşı’nın, ihtilallerin tanığıydı o.. Elektiriği, suyu, yolu olmayan küçük bir vilayetin, köy görünümündeki Çerkeş kazasında doğan ve hayatını memleketinin kalkınmasına adayan bir siyaset adamı Rahmi İnceler.. (Resim 1: Rahmi İNCELER)
Asırlık koca çınarla röportaj yapmak, sanıldığı kadar kolay olmayacaktı. 93 senelik bir geçmişi olan, hayatını Çankırı’ya ve siyasete adamış Rahmi İnceler’le sohbet edebilmek için geçmişi araştırmak ve bilmek gerekecekti. Ben de öyle yaptım. Ulus’taki Çankırı Dernekler Federasyonu’nun kitaplığını karıştırdım ve Çankırı tarihinden kesitler sunan kitapları inceledim. Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Nurettin Ok’un hayatını anlatan “Çankırı Viyana Arasında” adlı kitap, benim istediğim bilgilerin hepsine cevap veriyordu. Zira röportaj yapacağım Rahmi İnceler’in hayatı, birçok kez Nurettin Ok’la kesişmişti.
Öncelikle sizlere Rahmi İnceler’in (milletvekili olmasına vesile olan) arkadaşı Nurettin Ok’u tanıtacağım.
Çankırı’nın yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Nurettin Ok, 5 yıl Çankırı Belediye Başkanlığı, 4 yıl Çankırı Milletvekilliği (Rahmi İnceler’le aynı dönemde), Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yapmış bir siyaset adamıdır. Şu an 77 yaşında olan Nurettin Ok, hayatını eşi ve çocuklarıyla Avusturya’nın Viyana kentinde sürdürüyor. Size Rahmi İnceler’i sunarken, Nurettin Ok’un ‘Çankırı Viyana Arasında’ adlı kitabının, asırlık çınarımızdan bahsettiği kısımlarından alıntılar yapacağım.
Gelelim, tekrar Rahmi İnceler’e..
45 yıldır Ankara’nın Keçiören ilçesinde yaşayan, şaşaalı bir hayat sürme şansı varken mütevazi bir apartman dairesinde sade bir hayat sürmeyi tercih eden İnceler’in, bugüne kadar yapmadığı iş kalmamış; memuriyet, ticaret, siyaset, yazarlık.. Gelin, zaman geçirmeden Rahmi İnceler’in hayatını irdelemeye başlayalım.
Rahmi Bey, gövdesinin sağ kısmına felç indiği için, beni kapıda karşılayamadı. Eşi Makbule Hanım ve 15 günlük tatillerini dedelerinin yanında geçiren tatlı mı tatlı iki torununun; sıcak, samimi, kısacası Çankırı usülü karşılamalarıyla ziyaretimiz başladı.
Rahmi Dede beni görünce, sanki yakın bir dostu gelmiş gibi, ayağa kalkıp sarılmak istedi. Ben buna izin vermedim ve elini öperek, karşısındaki koltuğa kuruluverdim. Rahmi Dede’nin sempatik yüz ifadesi bana, gazeteci yazar Altemur Kılıç’ı anımsattı. İleri geri gidip gelen bir sandalyede, Kurtlar Vadisi dizisi senaristlerinden Soner Yalçın’ın ‘Efendi’ adlı eserini bitirmeye çalışan İnceler, gözlüğünü ve kitabını yanındaki küçük tabureye koydu ve bütün dikkatini benim üstüme yoğunlaştırdı. Sanki 100 yıl öteden gelen boğuk bir sesle ismimi sordu. “Mehmet” deyince, “Çok güzel ismin var evlat” karşılığını verdi.
Rahmi İnceler’in hayat arkadaşı Makbule Hanım’ın, içinde mercimek denelerinin bulunduğu özel yapım böreği ve çay ikramıyla başladı sohbetimiz..
Sayın Rahmi Bey, öncelikle bize nerede, nasıl bir evde doğduğunuzu anlatır mısınız?
- Ben 1913 yılında, Çerkeş kazasının Ören Köyü’nde; iki katlı, ahşap bir evde doğdum.
Evler o zaman depremlerin sık olması nedeniyle mi ahşap yapılırdı?
- Tabii onun da etkisi var, ancak en önemli sebep kerestenin bol olması idi.
Aile yapınız nasıldı?
- (Hıçkırarak) Ben babamı hiç görmedim evlat.. Babam 1. Balkan Savaşı’nda, ben 30 günlükken, şehit olmuş. Babam, eski yazı tahsili (Arapça) olan bilgili bir kimse imiş. Çiftçilik yaparmış. 2 kardeştik. Bize, amcam Ali Efendi baktı.
(Bu sorudan sonra, babasını görememenin ezikliğini bir kez daha hisseden koca çınarın yüzü kıpkırmızı oldu. Makbule Hanım, eşinin kızarmış suratını kolonyayla ovaladı. Rahmi Bey kendine gelene kadar sohbete ara verdik. Bundan sonra Rahmi Bey’e, ailesini anımsatacak sorular soramazdım. Çünkü babasını hiç göremeyen ve bunun acısını 93 yaşında bile hisseden yaşlı bir insanı, riske atamazdım.)
İlkokulu nerede okudunuz?
- Köyümüzde bir ilkokul var idi. Ben, bir sene dışında, askerliğim gelene kadar köyümde kaldım.
Cumhuriyetin temelleri o yıllarda atılıyordu. Cumhuriyet devrimini sanırım hatırlarsınız?
- Biz dersanede ders görür iken sınıfa, adını hatırlayamadığım Çankırı Valisi’nin de içinde bulunduğu atlı bir heyet geldi. Ben o zaman ilkokul beşteydim. Bize, cumhuriyetin gelmesini bu heyet müjdeledi. 100 kişilik tek dersaneli sınıfımızda, hepimizi teker teker ayağa kaldıran Vali, bizlere sorular yöneltti. Bana da, şu an hatırlayamadığım, bir soru sordu. Verdiğim cevap, heyetteki Çil Katip’in çok hoşuna gitti. “Bu çocuk kazanılmalı” dedi ve beni Tokat Askeri Lisesi’ne kaydettirdi. Orada 1 sene okuyabildim. Orta 1’i okuduktan sonra Tokat Askeri Lisesi kapandı. Ben de köyüme geri dönmek zorunda kaldım ve tahsil hayatıma uzun bir ara verdim.
Askerliğinizi nerede, kaç yıl ve hangi sıfatla yaptınız?
- 1936 yılında askere gittim. Askerliğimi Kütahya’da yaptım. 3 sene idi. Çavuş’tum.
Ama o zamanlar 2. Dünya Savaşı yok muydu? Askerlik dört sene değil miydi?
- 2. Dünya Harbi, ben askerden geldikten sonra başladı. Zaten savaş başladıktan sonra askerlik 8 yıla çıktı.
Anladım. Bu konuda bayağı şanslıymışsınız. O zamanlar askeriye koşulları nasıldı?
- İdare ediyordu. Yemeklerde bulgur pilavı, kuru fasulye ve nohut vardı. He, bir de tatlı verilirdi. Bu, genellikle helva olurdu.
Askerliğinizi yaparken, ünlü bir komutandan emir aldınız mı? Veya böyle büyük bir adamla karşılaştınız mı?
- Evlat, ben askerdeyken Kütahya’ya Atatürk geldi. Biz resmi geçitte görevliydik. Kemal Paşa, elindeki şapkayı sallayarak halkı selamlıyordu. Mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü’yle, siyaset hayatına atılmamdan sonra, birçok kez karşılaştım.
Ben de tam Atatürk’ü soracaktım size.. Atatürk sizin için ne ifade ediyor?
- Kurtuluşu... Büyük adamdı Atatürk.. Dahiydi. O olmasaydı, bugün Türk Milleti’nin kalıntıları bile kalmazdı.
Askerliği bitirdikten sonra ne yaptınız?
- Mehmet, sen de tahmin edersin ki, Çankırı’da ve Çerkeş’te iş olanağı yok denecek kadar azdı. Ben de şansımı büyük şehirlerde aradım. Ankara’ya gittim. *Kartoğraf Kursu’na katıldım. Bir yandan kursa devam ediyor, bir yandan da orta öğrenimimi dışarıdan bitirmeye çalışıyordum. Hem kursumu, hem de dışarıdan sınavlara girerek orta öğrenimimi bitirdim. Harita Genel Müdürlüğü’nde ‘kartoğraf’ sıfatıyla göreve başladım. Anlayacağın devlet memuruydum.
Evliliğinizi de bu sıralarda yaptınız sanırım?
- Evet, memurluğum sırasında Makbule Hanım’la tanıştık ve evlendik.
Peki Makbule Hanım’la nasıl tanıştınız? Görücü usülüyle mi evlendiniz?
- Eşimin dayısıyla asker arkadaşıydık. Bu vesileyle Makbule Hanım’la tanıştık. Birbirimize ısındık ve evlendik. Makbule Hanım, aslen Yozgat-Çekereklidir. Kendisi şu anda 68 yaşındadır.
Kaç çocuğunuz oldu?
- Mustafa Rana ve Raman isimlerini verdiğimiz, iki erkek çocuğumuz var. Bu gördüğün torunlarım, İzmir’de yaşayan büyük oğlum Mustafa Rana’nın kızları. Arabistan’ın Cidde kentinde doğdular.
Anlamadım? Oğlunuz daha evvel Arabistan’da mı yaşıyordu?
- Evet. Oğlumu Arabistan’a kaçırmak zorunda kaldım. Benim dönemimde siyaset yapmak kolay değildi Mehmet. Sağ-sol vardı, komunizm-faşizm vardı. Kavgaların hiç bitmediği bir ortamda yaşam savaşı verdik. Oğlumu 13-14 yaşlarındayken, silahlı 8 solcu öldüresiye dövdü. Bu olayı hiç unutamayız. Biz oğlumuzu sokakta bulmadık. ‘Daha fazla zarar verebilirler’ endişesiyle oğlumu Arabistan’a kaçırdık. Mustafa Rana, Arabistan’da okumuş, yetişmiştir.
Peki siz bu kavgaların neresindeydiniz?
- Biz ülkücüydük. Hatta arkadaşlarım bana ‘Koca Faşist’ derlerdi. Şu anki Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucularından birisi de benim. Alparslan Türkeş, Osman Bölükbaşı benim kader arkadaşlarımdı. Onlarla çok şeyi paylaştım. Merhum Türkeş’i çok severdim. İkinci eşi Seval Hanım’la hala görüşürüz.
Anladım. Bu konuya tekrar gireceğiz. Peki Çankırı’da durum nasıldı o zamanlar? O zamanların Çankırısı’ndan bahseder misiniz?

(Resim: Çankırıdaki felaketi gösteren 1958 tarihli gazete)
- Mehmet emin ol ki, o zamanların Çankırısı’nı görsen, şimdiki haline yatar kalkar şükrederdin. Ne elektirik vardı, ne su vardı, ne de yol vardı.. Hiçbir şey yoktu. Hayal kırıklığının başkentiydi adeta. Elektirik, Atatürk Heykeli’nin karşısında, yıkılan hapishanenin yanında, büyük bir gürültüyle çalışan elektrojen aracı ile sağlanırdı. Koskoca Çankırı’nın kaderi, bu kırık dökük araca bağlıydı. Zaten sık sık bozulur, Çankırı karanlığa gömülürdü. İlçelerde elektiriğin e’si yoktu. O zamanlar elektirik, gaz lambası demekti. Sadece Çankırı vilayet merkezinde, bu hurdanın insafına kalmış miktarda elektirik veriliyordu, o kadar.. İçme suyu, çeşmelerden temin edilirdi. Çeşme başlarında kadınların birbirleriyle yaptığı su kavgalarını duymuşumdur hep. Yollar ise tam bir felaketti. Bak sen Ilgazlısın, şimdi Ankara’dan Ilgaz’a 2.5 saate gidilebiliyorsun, öyle değil mi? O zamanlar Çankırı’dan Ilgaz’a gitmek, ölümden daha beterdi. Afedersin, Bokludere denilen bir bataklıktı o yol. 50 kilometrelik yolu 4 saatte anca giderdik. Tabii altımızdaki araç batağa saplanmazsa..
Anlıyorum. Peki Çerkeş’te durum nasıldı o zamanlar? Mesela şimdilerde AYTAÇ gibi Türkiye’nin en kaliteli et ve süt ürünleri markası, Çerkeş’e Entegre Tesisleri kurdu. Şu anda Çerkeş, Çankırı’nın en fazla nüfusa sahip ve ekonomisi en sağlam ilçesi durumunda.
- Evlat, Çerkeş’te o zamanlar geçim sadece tarım ve hayvancılıktan sağlanırdı. Çerkeş ve diğer kazalar, içe kapalıydı. Çerkeş, eskiye göre çok çok iyi. İnşallah yatırımlar artar da, daha fazla büyür.
Siz, ömrünüzün ilk 23 senesini Çerkeş’in küçük bir köyünde geçirmişsiniz. Bize köyde yaşanan aşklardan bahseder misiniz? Aşklar nasıl yaşanırdı köyünüzde?
- Benim 3 köyde ayrı ayrı sevgililerim vardı. Biri bizim köyde, biri Bağlık Köyü’nde, biri de Tirbaşı Köyü’ndeydi. Ben atla düğünlere gider, köyleri gezer, sevdiğim kızlarla bakışırdım. Hiç konuşamazdık. Sadece göz göze gelirdik, o kadar.. Anlayacağın şimdiki gibi çenen değil, gözlerin konuşurdu.
Peki köyde Ramazan ayları nasıl geçerdi?
- Bir kere şimdinin ramazanlarıyla, bizim zamanımızdaki ramazanlar arasında dağlar kadar fark var. Şimdi orucu isteyen tutuyor, isteyen tutmuyor. O zamanlar öyle değildi. Herkes oruç tutmak zorundaydı. Tutmayanı dışlarlar, gavur ilan ederlerdi. İlla ki oruç tutulurdu. Sahurda saçta pişirilen yağlı ekmek, iftarda da üveyik buğdayından yapılan keşkek yenilirdi genelde. Herkes birbirini iftara davet eder, sofrasını paylaşırdı. Sahurda davul çalınır, iftarda top atılırdı.
Peki o zamanlar köydeki eğlenceleriniz nelerdi?
- Boncuk oynardık. Feslerimizi çıkarır, misketlerimizi feslerin içine sokmaya çalışırdık. Bir de ben güreşçiydim. Yazılarda güreş tutardık.
Anlıyorum. Peki o zamanlardan, anılarınızı paylaştığınız dostlarınızdan anımsadığınız birileri var mı? Varsa şu anda yaşıyorlar mı?
- Beni büyüten amcam Ali Efendi hep, “Kendinden akıllı olmayan kimseyi dost edinme” derdi. Benden daha akıllı kimseyi bulamadım.
Hatırınızda kalan, Çankırı’da yaşanan en büyük felaket neydi?
- Arkadaşım Nurettin Ok’un Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde, büyük bir sel felaketi yaşanmıştı. Korgun tarafından gelen azgın sular, Çankırı’da yaklaşık 300 evi yıkmıştı. Bu büyük felakette, 21 hemşerim hayatını kaybetmişti.
Üzüldük.. Tekrar sizin memuriyet hayatınıza dönelim. Kaç yıl kartoğraflık yaptınız?

(Resim 3: Rahmi İNCELER siyaset arkadaşları ile)
- 10 sene. Sonra istifa ederek, ticarete ve siyasete atıldım. 1948 yılında ilk siyasi adımımı attım ve 3-5 arkadaş toplanarak Millet Partisi’ni kurduk.
Siyasi parti kurmak bu kadar kolay mıydı?
- O zamanlar kolaydı. 3-5 kişi toplanıp, parti kurabiliyordu. Osman Nuri Könir, Kenan Ömer ve ben, Millet Partisi’ni kurduk. Israrla partimizin isminin başına “Köylü” konulmasını istiyordum. Osman Nuri Könir, “Çok genç, istekli ve heyecanlı bir siyaset adamısın amma, ‘Köylü Partisi’ isimli bir partinin olması nedeni ile isteğini geri çevirmek zorundayız” demişti. Ama isteğim en sonunda gerçekleşti. Köylü Partisi’nin Başkanı Remzi Oğuz, bir zaman sonra birleşme teklifinde bulundu. Partinin yeni ismi ‘Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ oldu.
Ardından da milletvekili seçildiniz, değil mi?
Evet.
…
alıntı:
Rahmi İnceler’in milletvekilliğini ‘tamamen tesadüfi’ olarak değerlendiren Nurettin Ok, ‘Çankırı Viyana Arasında’ adlı kitabında olayı şöyle anlatıyor:
“Demokrat Parti kapatılmıştı. Şimdi ne yapmamız gerekiyordu? Rahmetli Halit Emekli hariç, herkes yeni bir parti kurmanın uygun olmayacağını söylüyordu. Adalet Partisi Genel Başkanı Osman Bölükbaşı, Gürhan Titrek ve bana ‘Gelin, CHP’ye karşı birlik olalım, oyları bölmeyelim’ dedi. (1961 yılı milletvekili seçimlerinin Çankırı ayağında CMKP ve AP partileri, seçimi kazanmasına kesin gözüyle bakılan CHP’ye karşı birleşmiş)
Osman Bölükbaşı, çok kalabalık bir heyetle bizim için Çankırı’ya geldi. Halkın sevgi gösterileri ve alkışları içerisinde, omuzlara alınarak salona götürüldük. Osman Bölükbaşı, herkesçe bilinen hitabeti içerisinde beni ve Gürhan Titrek kardeşimizi, bu milli davada en ön safta görmek istediğini söylerek, beni kürsüye davet etti.
Konuşmaya başladığımda salonu dolduran binlerce hemşerim, kasketlerini başlarından çıkarıp çılgınca alkışlayarak, beni bağırlarına bastılar. Kaydımız yapıldı. Sonra siyasetin kendine has oyunları başladı. Milletvekili adayları ön seçimle belirlenecekti.
Birden adaylar çoğalıverdi. 15 aday müracaat etmişti. (Bundan sonrasını dikkatle okuyunuz)
Ön seçim, Yıldız Sinema Bahçesi’nde yapılacaktı. Oylama yapıldı. Ben ittifaka yakın bir oy fazlalığıyla birinci oldum. Şaban Keskin ikinci, Kazım Arar üçüncü, Gürhan Titrek ve Asım Ermem aynı oyu alarak dördüncülüğü paylaşmışlardı. (O zamanlar Çankırı’dan 4 milletvekili çıkıyordu)
Asım Ermem, ‘Dördüncülüğü kabul etmiyorum’ diye ayağa kalktı. Ona takiben Gürhan Titrek’te aynı beyanda bulundu.
Gürhan Titrek’in ağzını kapamaya çalışarak, ‘İhtimal az da olsa dört milletvekilliğini de alabiliriz’ dedim. Gökhan Titrek, çok iyi arkadaşımdı. Tüm ısrarlarıma rağmen kabul etmedi. Ben de mecburen listedeki diğer adaylara yöneldim. 5. sıradaki arkadaşa rica ettik, kabul etmedi. Altıncı, yedinci, sekizinci sıradaki arkadaşlar, ‘Bizi kullanmak mı istiyorsun Nurettin Bey?’ diyerek kabul etmediler. Dokuzuncu sırada Rahmi İnceler isminde, Ankara’da oturan ve oto parçası alım satımı yapan bir hemşerimiz vardı. Ona rica ettim. Rahmi İnceler bana, ‘Seni yeni tanıyorum amma bu temiz çalışman ve doğru hareketin sebebi ile sevdim seni, yaz beni’ dedi.
**Senatör adayımız Hazım Dağlı ile birlikte beş aday, birer jeep kiraladık. Ortaya biner lira koyduk. Bütün ilçeleri, köy köy dolaştık.
CMKP Partisi, Çankırı’da oyların yüzde ellibeşini topladı. Böylelikle Çankırı’dan 4 milletvekilliğini de CMKP kazandı. Çankırı meclise; Senatör Hazım Dağlı, Milletvekilleri Nurettin Ok, Rahmi İnceler, Kazım Arar, Şaban Keskin’le giriyordu. Türkiye genelinde en fazla oyu alan CHP, Çankırı’dan milletvekili çıkarmayı başaramamıştı.”
Rahmi Bey, peki milletvekilliğiniz döneminde Çankırı’ya neler kazandırdınız?
- Maalesef hiçbir şey kazandıramadık. Çünkü bizim parti, muhalefet kanadındaydı. Önerge ve baskılarımızla CHP’ye bir şeyler yaptırmaya çalışıyorduk. Fakat yapmıyorlardı. Eğer iktidar partisi biz olabilseydik, bugün Çankırı bambaşka olabilirdi.
Mecliste yaşadığınız, unutamadığınız bir anınız var mı?
- İsmini hatırlamadığım bir milletvekiliyle ağız dalaşına girmiştik. Ben ona ‘Türk Heyeti umumiyesinde, Millet Meclisi’ne sürüne sürüne geldim’ demiştim.
Peki Meclis’e sunduğunuz önergeler nelerdi?
- O zamanlar Çankırı’daki Piyade Atış Okulu, Tuzla’ya nakledilmişti. Bu okul, aynen üniversite gibiydi. Çankırı’ya ekonomik ve sosyal anlamda büyük katkıları vardı. Biz, bu okulun Çankırı’dan Tuzla’ya taşınmasına itiraz ettik. Ancak zamanın Devlet Bakanı Avni Doğan, ‘Çankırı’da deniz olmaması’ gibi komik bir mazaret öne sürdü. Biz Nurettin Ok’la bu konuda çok savaştık, fakat sonuç alamadık. Nurettin Ok’un Belediye Başkanlığı sırasında başlanan Kültür Merkezi binasının (sinema, tiyatro salonları, otel) yapımı, bizim milletvekilliğimiz döneminde durduruldu. Bina daha sonra işhanı oldu. Biz bunu dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’e sorduk. O da maddi sorunları öne sürdü. Kısacası bu önergeden de sonuç alamadık. Keşke iktidarda biz olsaydık.. Her şey daha güzel olurdu.
Milletvekilliğinizden sonra Nurettin Ok’la yollarınız ayrılmış. Ayrılığın nedeni nedir?
- Nurettin, Süleyman Demirel’in başkanlığını yaptığı Demokrat Partisi’ne geçti. Yollarımız ayrıldı.
Yani Nurettin Ok, sizi sattı mı?
- Öyle demeyelim. Nurettin çok iyi bir insandır. Çankırı’ya çok büyük emekleri geçmiştir. Siyasette böyle ayrılıkları normal karşılıyorum. Şu an kanser illetiyle savaşıyormuş. Allah’tan, Nurettin Ok’a şifa vermesini niyaz ederim.
Adnan Menderes’in asılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Adnan Menderes, bence fuzuli asıldı. Onun da, diğer liderler gibi, hataları elbette oldu, ancak asılmayı hak edecek hiçbir yanlışı olmadı.
Eskiyle yeni arasındaki en büyük fark nedir sizce?
- Çok fark var. Eskiden pantolon bile yoktu. Don giyerdik. Donlarımızı, analarımız bezlerden dikerlerdi.
Eşinize bazen, ‘Keşke ya 150 yıl önce, ya da 150 yıl sonra dünyaya gelseydim Hanım’ diye yakınırmışsınız. Bu siteminizin nedeni nedir?
Evlat, benim hayatım hep sıkıntıyla; ihtilallerle, savaşlarla geçti. Daha durgun bir dönemde yaşamayı tercih ederdim elbette. Yine de Allah’a hamd olsun.
Anlıyorum. Çankırı’nın Yareni meşhurdur. Hiç yarenlik ettiniz mi?
- Birkaç kez aralarına katıldım. Normalde aralarına kolay kolay adam almazlardı. Beni sevdikleri için aralarına katarlardı. O zamanları Yaren Geceleri 15 günde bir yapılırdı.
Ülkücü kimliğinize dayanarak, şunu sormak istiyorum. Türkiye, şu sıralar Avrupa Birliği’ne girmeye uğraşıyor. Bu çaba, birtakım tartışmaları da beraberinde getiriyor. Kıbrıs, Ege Adaları sizce elden çıktı mı?
- Adaları bilmem ama, Kıbrıs’ı kaybettiğimizi söyleyebilirim. Bu duruma çok üzülüyorum. Eminim ki, Merhum Atatürk ve Türkeş’in de kemikleri sızlıyordur. Bu, milli bir davadır. Kıbrıs, vatan toprağıdır. Avrupa Birliği’ne girebilmek için Kıbrıs’ın peşkeş çekmek doğru değildir.
Peki temellerini attığınız Milliyetçi Hareket Partisi’nin şimdiki durumunu nasıl görüyorsunuz?
- Mehmet, benim MHP’de çok emeğim var. Açılan Ülkü Ocakları’nın her birinde tuğlam vardır. MHP’nin yakın geçmişte iktidara gelmesine çok sevinmiş idim. Ancak Devlet Bahçeli, beklediğim gibi çıkmadı. Merhumun oğlu Tuğrul Türkeş, babasının partisini asla bırakmamalıydı.
Eşinizden, yazarlık yaptığınızı öğrendik. Biraz da yazdığınız kitaplardan bahseder misiniz?
- Ben geçen seneye kadar, TBMM’nin çıkarttığı Parlamento Gazetesi’ne makaleler yazıyordum. Ancak sağlığım elvermediği için bırakmak zorunda kaldım. Daha önce, Köy ve Köylümüzün Davası, Köylünün Kavgası, Bebe Toprağı eserlerimi yayın hayatına geçirdim. Şimdi de hayatımı anlatan bir kitabı hazırlamaya çalışıyorum. Oğullarım bu kitabı, ben ebedi hayata göç ettikten sonra piyasaya sürecekler.
İnşallah o son kitabınız hiç basılmaz. Son olarak, benim uzmanlık alanım futbolu sormak istiyorum size. Takım tutuyor musunuz?
- Ben sözde Fenerbahçeliyim. Ama futbolu hiç sevmem, hiç de anlamam. Formalite icabı Fenerbahçe’yi tutuyorum. Benim tek sevdiğim spor, güreştir.
Rahmi Bey, bana kıymetli vakitlerini ayırdığınız için teşekkür ederim. Umarım sizi yormamışımdır.
- Ne demek evlat. Asıl ben sana teşekkür ederim. İçimi dökmek istiyordum, vesile oldun. İnşallah askere sağ salim gider, sağ salim geri dönersin.
Teşekkür ederim Efendim.
*Kartoğraf: Harita çizimi, çizicisi.
** Senatör: Parlamenterdir. 12 eylül öncesinde; 1961 Anayasına göre halkın oyu ile seçiliyorlardı,TBMM iki meclisten oluşuyordu birisi Millet Meclisi diğeri ise Senato idi. Bu kişilerin yüksek tahsilli olması zorunluydu.
Röportajın sonunda Rahmi Bey, Çankırı Dernekler Federasyonu Kitaplığı’na ‘Köy ve Köylümüzün Davası’ adlı eserini hediye etti. Kitabın başında merhum Alparslan Türkeş’in, Rahmi İnceler’le ilgili yazdığı çok ilginç bir yorum vardı. İşte Türkeş’in kaleminden Rahmi İnceler:
alıntı:
“Kendisi bir köy çocuğu olan ve hayatı boyunca köyle irtibatını sürdüren değerli arkadaşım Rahmi İnceler’in yazmış olduğu eserini tebrikle ve memnuniyetle karşılıyorum. Tarihimizin kaydettiği en eski çağlardan beri devletimizin yükünü Türk Köylüsü taşımıştır. Rahmi İnceler’i, Türk Köylüsü’ne verdiği önem sebebi ile tebrik ediyorum.”
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı
Alparslan Türkeş
Bu röportajda emeği geçen Sayın İbrahim ZENCİRCİ'ye, ÇANKIRI DERNEKLER FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyelerine, Sayın Şeref Çakır’a, Sayın Yasemin Dere’ye, www.ilgaz18.com web sitesinin yöneticisi Fatih Çil ağabeyime ve değerli arkadaşım Coşkun Yıldızoğlu’na teşekkürlerimi sunuyorum.
Umarım yaptığım bu röportaj, Çankırı’nın geçmişine ışık tutmayı başarabilmiştir.
Mehmet Sevdiyar
Bu yazıda düzeltmeler yapılmıştır. Düzenleyen ahmetgulsen - 23.01.2006 Saat 00:03