Çankırı Araştırmaları Sitesi | Forumlar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
          www.cansaati.org
   
 

 

 
 Tüm Forumlar
 İdarecilere Soruyorum
 
Tarihi Mirasın Korunmasında Birlik Olmak
  Yazıcı Çıktısı /Yazıyı Bilgisayarına kaydet  

Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
Ahmet GÜLŞEN
Yönetici


Kayseri
642 Cevap
Gönderim - 09/07/2004 :  16:29:08        
Çankırı'da Tarihi Mirası Koruma Yolllarından Biri:

"The European Association of Historic Towns and Regions"
ve/veya "Tarihi Kentler Birliği"

Türkiye'de tarihi kentler arasında diyalogu sağlamak ve koruma çalışmalarında ortak hareket etmek amacıyla bir sivil toplum teşekkülü oluşturulmuştur: Tarihi Kentler Birliği Bu Teşekkülün yeni başkanı ise yine tarihi kentlerden biri olan Kayseri'nin Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki oldu. Burada Özhaseki'nin başkanlığını değil Çankırı'nın neden bu birlik içersinde olmadığını vurgulamak istiyorum. Çankırı da tarihi kentlerden, tarihi birikimini nispeten muhafaza etmiş şehirlerimizdendir. Peki bu birlik içinde neden bugüne kadar yer alamamış. Zannımca il ve ilçe belediyeleri bünyesinde katılıma imkan sağlayan bu birlik içinde olmak Çankırı'ya bir şeyler kazandırabilir. Burada çok ısrarcı da değiliz elbette, Sayın Belediye Başkanımızın buraya üye diğer Belediye başkanlarıyla görüşmesi ve bunun neticesinde karar vermesi tabii ki daha doğru bir uygulama olacaktır.

alıntı:
2000 yılı Temmuz’unda 54 üye ile kurulan Tarihi Kentler Birliği büyüyerek gelişmesini sürdürüyor. Avrupa Birliği’nin “koruma” ile “kalkınma” arasındaki bağlantıyı öne çıkaran “koruma politikaları” ve herkesin katıldığı, farklı kimliklerin kendini ifade edebildiği “kültürel demokrasi” ilkeleri ile de tümüyle örtüşen çalışma politikası ile geçen 4 yıl içinde üye sayısı 123’e çıkan Birlik, yerel seçimlerden sonra bazı üyelerin değişmesinden sonra geçtiğimiz hafta sonu Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde toplanarak yeni yönetim organlarını seçti. Buna göre yeni Başkan ve yöneticiler şöyle: 
Birlik Başkanı
Mehmet Özhaseki – Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı
Birlik Başkan Vekili
Ülgür Gökhan – Çanakkale Belediye Başkanı
Meclis 1. Başkan Vekili
Nihat Cebeci – Safranbolu Belediye Başkanı
vs..


Çankırı Avrupa Birliğinin korumasından da istifade etmelidir.

Yukarıda yer verdiğim Tarihi Kentler Birliği'nin muadili Avrupa'da hizmet veren bir üst birlik olarak "The European Association of Historic Towns and Regions" yani Avrupa Tarihi Kentler ve Bölgeler Birliği var. Bu kurumun web sitesinin Üye ülkeler ve bu ülkelerdeki tescil edilmiş tarihi kent ve bölgelerin yer aldığı bölümde Türkiye'nin tarihi kent ve bölgeleri sıralanmış ancak Kastamonu, Beypazarı ve Safranbolu olmasına rağmen bu listede Çankırı bulunmamaktadır.

Avrupada Çankırı'nın yer alması ve tarihi eserlerin korunması konusunda verdiği imkanlarından yararlanmak için kim bir şeyler yapacak? Sorumuzu İdarecilere değil, tarihe yöneltiyoruz.

Ahmet GÜLŞEN

Ahmet GÜLŞEN
Yönetici


Kayseri
642 Cevap
Gönderim - 17/09/2004 :  10:21:43         
  Tarihi Kentler Birliği Kayseri Buluşması Gerçekleşiyor.

Tarihi kentler birliğinin yeni başkanı Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki olması vesilesi ile Kayseri'de önemli bir etkinlik gerçekleşiyor.

18-19 Eylül 2004 de gerçekleşecek etkinliklere Kültür Bakanı da katılacaklardır. Çeşitli bilim adamı, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve ilgililerin katılacağı etkinliklerde aşağıda başlıklarını verdiğim çalışmalar gerçekleştirilecektir.

Forumlar
“İpekyolu Kültür Yolu”
“Yerel Yönetim ve Koruma Yasaları, Uluslararası Fonlar”

Gezi İnceleme
Ağırnas’taki Çalışmaların Yerinde İncelenmesi (Mimarsinanın doğduğu tarihi eserleri çok olan ilçe)
Kayseri Kent İçi Gezisi
Kayseri Çevre Gezisi (Kültepe, Sultanhan, Karatay Han)
detay http://tarihikentlerbirligi.org/icerik/haberDetay.asp?newsID=60

Çankırı Belediyesinin Tarihi kentler birliği hakkında bilgi toplaması ve bu faaliyetler arasına dahil olmasını arzu ediyoruz. Çünkü Çankırı tarihi mirası olan bir şehirdir.

Ahmet GÜLŞEN  sayfa başına git

Ahmet GÜLŞEN
Yönetici


Kayseri
642 Cevap
Gönderim - 13/08/2005 :  16:07:58         
  Yukarıdaki 09/07/2004 tarihli yazımızda Çankırı Araştırmaları sitesinin bir üyesi olarak şehri yönetenlere bir öneride bulunmuş, Tarihi Kentler Birliğine üye olmanın Çankırı için birşeyler kazandırabileceğini vurgulamıştık. Bügün bu katılımın gerçekleştiğini görüyoruz.

Tarihi Kentler birliği web sayfasından bir haber metni;

alıntı:
20/07/2005 Haberler / TARİHİ KENTLER BİRLİĞİ AİLESİNE 31 YENİ ÜYE DAHA KATILDI

2000 yılında 50 belediyenin katılımıyla kurulan Tarihi Kentler Birliği, Temmuz Ayı başında İçişleri Bakanlığı'ndan gelen onayla, üye sayısını 132'den 163 çıkardı.

Yeni üyeler : .... Çankırı Belediyesi ....
kaynak


Ahmet GÜLŞEN  sayfa başına git

derelli
Yetkili Üye


ANKARA
201 Cevap
Gönderim - 13/08/2005 :  16:54:38       
  Sivil toplumun memleketimize kazandırdığı bir etkinlik daha, ne kadar övünsek azdır. Sevgili Ahmet kardeşimizin bu çalışmasını tebrik ediyorum. tabii üye olmak yetmiyor üyelik içerisinde etkinliklerinin nasıl olacağı merakla beklenmektedir. saygılarımla.

 sayfa başına git

hasan
Çankırı Gönüllüsü


çankırı-ankara
299 Cevap
Gönderim - 13/08/2005 :  17:09:38       
  Uzak görüşlülük sadece yetenek değil keskin bir görüşde gerektiriyor.Ahmet beyi kutlarım.Derelli bey doğru söylüyor üyelik ne getirecek ? Formaliteyse hiç anlamı yok.

Hasan BAKIR  sayfa başına git

korgun
Çankırı Gönüllüsü



231 Cevap
Gönderim - 14/08/2005 :  02:15:22       
  .

Düzenleyen - korgun on 21/11/2005 23:52:11

 sayfa başına git

Recep Cirik
Yetkili Üye


Gent
373 Cevap
Gönderim - 14/08/2005 :  02:34:46       
  Sayın Gülşen
Çankır'nın bu kentler arsına girmesi çok iyi oldu.
Yalnız bu yıl yapılan toplantıda 2005- yerine 2004 yazılmış.
Site yetkililerini habderdar ederseniz eski tarihten yeni tarihe geçmiş olurlar.

Çankırı için de önümüzdeki yıllarda bir panel yapılabilir mi ?
Bunu araştırabilsek. Özellikle müzemizin Taşmektep'e taşınması için uğraşsak nasıl olur?

Selam, sevgi ve saygı ile...

 sayfa başına git

Ahmet GÜLŞEN
Yönetici


Kayseri
642 Cevap
Gönderim - 29/09/2005 :  11:44:14         
  “Tarihi Kentler Birliği Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması”

Belediyemiz restore ettiği binalar ve kentsel dönüşüm çalışmalarıyla bu yarışmaya katılmalıdır. İlgili birimlerin takip etmesini tavsiye ederiz. Detayları okuyunuz.

alıntı:

TKB'NİN DÜZENLEDİĞİ YARIŞMA İÇİN SON BAŞVURU TARİHİ 30 KASIM 2005

Ülkemizin doğal-tarihsel-kültürel mirasının korunması, özgün kimliğinin yaşatılması yönündeki başarılı çalışmaların ödüllendirileceği, gelenekselleşen “Tarihi Kentler Birliği Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması” 2005 yılında da tekrarlanıyor.

Tarihi Kentler Birliği üyesi tüm belediyelerin, tamamlanmış ya da tamamlanacak uygulamalarıyla başvurabilecekleri yarışmanın sonuçları 2006 yılı başında açıklanarak “Başarı Ödülü”, “Özendirme Ödülü” ve “Metin Sözen Koruma Büyük Ödülü” kategorilerinde verilecek ödüller sahiplerini bulacaktır.

Yarışmaya katılmak için, uygulamaların ayrıntılı bilgi içeren raporlarını, yeteri kadar fotoğrafını ve uygulama projelerini en son 30 Kasım 2005 tarihine kadar Tarihi Kentler Birliği Koordinasyon Merkezi’ne (ÇEKÜL Vakfı, Ekrem Tur Sokak No:8 Beyoğlu-İstanbul) ulaştırmanız yeterli olacaktır.
kaynak


Ahmet GÜLŞEN  sayfa başına git

kanibey
Yetkili Üye


çankırı
74 Cevap
Gönderim - 30/11/2005 :  13:34:22         
  Aşağıdaki yazıyı okuyup bitirince Çankırı'da da son zamanlarda yapılan çalışmalara başka bir gözle de bakmamız kanatine vardığım için site okurlarıyla da paylaşmak istedim.Her yapılan sadece turizm ve para için mi yapılmalıdır? Sorusuna cevaplar vermektedir.

TURKUAZ 30.11.2005 ÇARŞAMBA

Restorasyon; yapılan için değil, kafalar için


Bilecik’in ilçeleri içinde, geleneksel mimariye sahip dokusu ile öne çıkan Osmaneli, geleneksel mimarisi ile yerli ve yabancı turistlerin ilgisine mazhar olan Safranbolu ya da Beypazarı olmanın hayalini kuruyor.

Osmanlı sivil mimarisinin özelliklerini taşıyan pek çok yapıya hip olan Osmaneli’yi, kendisine benzer pek çok yerleşim yeri gibi bu hayale sevk eden yegane sebep, trendi yükselen kültürel turizmden elde edilecek ekonomik getiri... Bu hayalini bir an önce gerçekleştirmek isteyen Osmaneli’ye önemli bir destek ise Mimar Sinan Üniversitesi (MSÜ) Meslek Yüksekokulu’nun Mimari Restorasyon Programı hoca ve öğrencilerinden geldi. Düşük maliyetler karşılığı Osmaneli’ye verdikleri uzman desteğini ve Osmaneli’nin geleceğini bölümün hocalarından Prof. Dr. Suphi Saatçi ve Prof. Dr. Bülent Uluengin ile görüştük.

Bugün İstanbul-Ankara demiryolu hattında, Osmanlı döneminde Hicaz Demiryolu hattında ve İpek Yolu üzerinde bulunan Osmaneli, tarihi boyunca bölgede önemli bir yerleşim birimi olma özelliğini korumuş bir ilçe. İlçenin hayaline ulaşmasına omuz veren bölümün hoca ve öğrencileri, bu öğretim yılının güz dönemini Osmaneli koruma ve restorasyonu projesine ayırıp ilçede kalarak sahada çalışmalar yürütmüş. Prof. Suphi Saatçi, projenin öğrencilere staj yapıp doğal malzemeyi yakından görme ve inceleme, geleneksel mimari ve eski eserlerle de tanışma fırsatı sağladığını, ilçe yerel yönetimine ise çok düşük bir maliyetle bir proje sahibi olma imkanı sunduğunu söylüyor. Saatçi, İstanbul dışındaki tarihî dokusunu koruyan mimarinin pek bilinmediğini, sadece bazı yerlerin öne çıktığını belirtip ekliyor: “Mesela Safranbolu o kadar öne çıktı ki sadece turistik amaçla kullanılan mekanlar haline geldi. Şimdi oradaki halk, evlerini gösterirken para istiyor. Turizm ve kazanma ön planda tutulunca insanların yaşama biçimleri, tavırları yozlaştı.”

Prof. Saatçi’nin dile getirdiği durum, Safranbolu ve Beypazarı örneklerinde olduğu gibi, özelde Osmaneli’nin, genelde tarihî kimliği ile turizme açılma ve ‘yırtma’ hayalini kuran bütün yerleşim merkezlerini bekleyen bir tehlike. Bu kısa vadede ekonomik getirisinden dolayı, tarihsel dokunun korunması noktasında iyi bir çözümmüş gibi görünse de uzun vadede ticari olan esas alındığı ve geride kalan her şey ona hizmet edeceği için, kültürel ve manevi değeri yüksek bu dokunun turizme feda edilmesi ile sonuçlanıyor. Daha çok müşterinin ağırlanması için koruma altına alınmış yapılar, bir süre sonra PVC kaplamalı, ‘geleneksel görünümlü’ betonarme binalara dönüşüyor. Prof. Saatçi, bu tespitimize katıldığını, sadece turizmi hedefleyen anlayışın geleneksel dokunun gelecek kuşaklara aktarılması konusunda bir aldatmacaya yol açtığını ifade ediyor ve şöyle diyor: “Geleneksel dokunun geleneksel yaşantı ile korunması doğrudur. Bizim geleneksel yaşantıyı koruma gibi bir projemiz olamaz, mesleğimiz gereği. Sosyologlar, kültür adamları geleneksel mahalle yaşantısı ile ilgili destek verirse daha doğru projeler çıkar ortaya.

Osmaneli’nin, bir Safranbolu ya da Beypazarı olmasına pek çok açıdan gerek yok aslında. İlçenin her tür sebze ve meyve üretimine imkan veren bereketli toprakları var çünkü. Saatçi, nüfusu 30 bine varmayan ilçenin geçen yılki tarım girdisinin 300 trilyon TL olduğunu belirtiyor. Peki Osmaneli’ndeki dokunun yanlış bir uygulama ile turizme feda edilmemesi için projenin temel dinamikleri neler olmalı? Prof. Dr. Bülent Uluengin, turizm gibi tek amaca kilitlenmiş ilçe ve yerel yönetim için bunun mümkün olmadığını belirtiyor ve şunları söylüyor: “İpek böcekçiliği eski dönemlerde burada oldukça gelişmiş olduğu için ilçenin bu özelliği, evlerin çatı aralarının ipekböceği üretimi için tek bir mekân olarak düzenlenmesini getirmiş. Bu otantik üretim tekrar canlandırılabilir. Yarı harap durumdaki kilise, dinî turizm bakımından da bir imkan sunuyor.”

Saatçi ve Uluengin’e göre evde hayatın devam etmesi ve mimarinin orijinal fonksiyonunu sürdürmesi en iyi koruma yöntemi olarak duruyor. Saatçi ve Uluengin, Osmaneli’ndeki evlerin, geleneksel olanı bozmadan, özellikle ıslak hacimli mekanların dönüştürülmesi ile bugünün yaşam biçiminin konforunu da sağlayacak şekilde restorasyonunu öneriyorlar. Saatçi ve öğrencilerinin projesi, bir han, üç konak olmak üzere dört önemli orijinal yapının bütünüyle restorasyonunu ve iki sokağın rölövesini kapsıyor.

İlçe halkı ve yerel yönetimi, benzer pek çok ilçe yönetimi ve halkı gibi, bir an önce turizme açılmayı ve tatlı getiri ile de ‘yırtma’yı bekliyor. Uzmanların söylediklerine ve geçmiş örnekle bakıldığında ise yapılar kadar zihinlere de restorasyon gerektiği ortaya çıkıyor. Yani restorasyon bilincinin geliştirilmesi, bu eserlerin sadece ticari getirisinin değil, sahip oldukları eserlerin kültürel bir değer olduğu ve bu değerin manevi bir zenginlik taşıdığı bilincinin yaygınlaştırılmasıyla maksadına ulaşıyor.


TURKUAZ 30.11.2005 ÇARŞAMBA

Restorasyon; yapılan için değil, kafalar için


Bilecik’in ilçeleri içinde, geleneksel mimariye sahip dokusu ile öne çıkan Osmaneli, geleneksel mimarisi ile yerli ve yabancı turistlerin ilgisine mazhar olan Safranbolu ya da Beypazarı olmanın hayalini kuruyor.

Osmanlı sivil mimarisinin özelliklerini taşıyan pek çok yapıya hip olan Osmaneli’yi, kendisine benzer pek çok yerleşim yeri gibi bu hayale sevk eden yegane sebep, trendi yükselen kültürel turizmden elde edilecek ekonomik getiri... Bu hayalini bir an önce gerçekleştirmek isteyen Osmaneli’ye önemli bir destek ise Mimar Sinan Üniversitesi (MSÜ) Meslek Yüksekokulu’nun Mimari Restorasyon Programı hoca ve öğrencilerinden geldi. Düşük maliyetler karşılığı Osmaneli’ye verdikleri uzman desteğini ve Osmaneli’nin geleceğini bölümün hocalarından Prof. Dr. Suphi Saatçi ve Prof. Dr. Bülent Uluengin ile görüştük.

Bugün İstanbul-Ankara demiryolu hattında, Osmanlı döneminde Hicaz Demiryolu hattında ve İpek Yolu üzerinde bulunan Osmaneli, tarihi boyunca bölgede önemli bir yerleşim birimi olma özelliğini korumuş bir ilçe. İlçenin hayaline ulaşmasına omuz veren bölümün hoca ve öğrencileri, bu öğretim yılının güz dönemini Osmaneli koruma ve restorasyonu projesine ayırıp ilçede kalarak sahada çalışmalar yürütmüş. Prof. Suphi Saatçi, projenin öğrencilere staj yapıp doğal malzemeyi yakından görme ve inceleme, geleneksel mimari ve eski eserlerle de tanışma fırsatı sağladığını, ilçe yerel yönetimine ise çok düşük bir maliyetle bir proje sahibi olma imkanı sunduğunu söylüyor. Saatçi, İstanbul dışındaki tarihî dokusunu koruyan mimarinin pek bilinmediğini, sadece bazı yerlerin öne çıktığını belirtip ekliyor: “Mesela Safranbolu o kadar öne çıktı ki sadece turistik amaçla kullanılan mekanlar haline geldi. Şimdi oradaki halk, evlerini gösterirken para istiyor. Turizm ve kazanma ön planda tutulunca insanların yaşama biçimleri, tavırları yozlaştı.”

Prof. Saatçi’nin dile getirdiği durum, Safranbolu ve Beypazarı örneklerinde olduğu gibi, özelde Osmaneli’nin, genelde tarihî kimliği ile turizme açılma ve ‘yırtma’ hayalini kuran bütün yerleşim merkezlerini bekleyen bir tehlike. Bu kısa vadede ekonomik getirisinden dolayı, tarihsel dokunun korunması noktasında iyi bir çözümmüş gibi görünse de uzun vadede ticari olan esas alındığı ve geride kalan her şey ona hizmet edeceği için, kültürel ve manevi değeri yüksek bu dokunun turizme feda edilmesi ile sonuçlanıyor. Daha çok müşterinin ağırlanması için koruma altına alınmış yapılar, bir süre sonra PVC kaplamalı, ‘geleneksel görünümlü’ betonarme binalara dönüşüyor. Prof. Saatçi, bu tespitimize katıldığını, sadece turizmi hedefleyen anlayışın geleneksel dokunun gelecek kuşaklara aktarılması konusunda bir aldatmacaya yol açtığını ifade ediyor ve şöyle diyor: “Geleneksel dokunun geleneksel yaşantı ile korunması doğrudur. Bizim geleneksel yaşantıyı koruma gibi bir projemiz olamaz, mesleğimiz gereği. Sosyologlar, kültür adamları geleneksel mahalle yaşantısı ile ilgili destek verirse daha doğru projeler çıkar ortaya.

Osmaneli’nin, bir Safranbolu ya da Beypazarı olmasına pek çok açıdan gerek yok aslında. İlçenin her tür sebze ve meyve üretimine imkan veren bereketli toprakları var çünkü. Saatçi, nüfusu 30 bine varmayan ilçenin geçen yılki tarım girdisinin 300 trilyon TL olduğunu belirtiyor. Peki Osmaneli’ndeki dokunun yanlış bir uygulama ile turizme feda edilmemesi için projenin temel dinamikleri neler olmalı? Prof. Dr. Bülent Uluengin, turizm gibi tek amaca kilitlenmiş ilçe ve yerel yönetim için bunun mümkün olmadığını belirtiyor ve şunları söylüyor: “İpek böcekçiliği eski dönemlerde burada oldukça gelişmiş olduğu için ilçenin bu özelliği, evlerin çatı aralarının ipekböceği üretimi için tek bir mekân olarak düzenlenmesini getirmiş. Bu otantik üretim tekrar canlandırılabilir. Yarı harap durumdaki kilise, dinî turizm bakımından da bir imkan sunuyor.”

Saatçi ve Uluengin’e göre evde hayatın devam etmesi ve mimarinin orijinal fonksiyonunu sürdürmesi en iyi koruma yöntemi olarak duruyor. Saatçi ve Uluengin, Osmaneli’ndeki evlerin, geleneksel olanı bozmadan, özellikle ıslak hacimli mekanların dönüştürülmesi ile bugünün yaşam biçiminin konforunu da sağlayacak şekilde restorasyonunu öneriyorlar. Saatçi ve öğrencilerinin projesi, bir han, üç konak olmak üzere dört önemli orijinal yapının bütünüyle restorasyonunu ve iki sokağın rölövesini kapsıyor.

İlçe halkı ve yerel yönetimi, benzer pek çok ilçe yönetimi ve halkı gibi, bir an önce turizme açılmayı ve tatlı getiri ile de ‘yırtma’yı bekliyor. Uzmanların söylediklerine ve geçmiş örnekle bakıldığında ise yapılar kadar zihinlere de restorasyon gerektiği ortaya çıkıyor. Yani restorasyon bilincinin geliştirilmesi, bu eserlerin sadece ticari getirisinin değil, sahip oldukları eserlerin kültürel bir değer olduğu ve bu değerin manevi bir zenginlik taşıdığı bilincinin yaygınlaştırılmasıyla maksadına ulaşıyor.

osman çiğdem  sayfa başına git

Recep Gülşen
Yönetici


Konya
76 Cevap
Gönderim - 30/11/2005 :  14:52:34       
  Sayın Osman Çiğdem,
Son derece önemli bir konuya temas etmişsiniz. Katılmamak mümkün değil. Kafa yapısını, bakış açısını, iç dünyasını inşa edemeyen insan topluluğu için istediğiniz kadar binaları ve mekanları inşa edin toplum hayrına bir fayda çıkmaz.

Tarihi ve kültürel mirasımızı bir yana bırakıp çok kötü bir taklitçilikle kurulan evler, mahalleler, şehirler sonuçta nasıl hastalık üreten, huzur kaçıran, yaşanılması zor alanlar haline geliyorsa; kültüründen yoksun ve bihaber yetiştirdiğimiz her bir kişi de sosyal olarak hastalıklı kişiler haline geliyor.

Mimarimizin bize intikal etmiş eserlerini tamir edip tekrar kullanılabilir duruma getirmek elbette son derece önemli bir katkıdır. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere yegane hedef ticari gaye olmamalıdır.

Yıkıcı ve yozlaştırıcı olan bu tarihi mekanların ticarethanelere dönüşmesi değil, kafa yapısı olarak kültür birikimimizden, milli değerlerimizden yoksun kişiliklerin türemesidir.

Recep Gülşen  sayfa başına git

Recep Gülşen
Yönetici


Konya
76 Cevap
Gönderim - 01/12/2005 :  09:23:43       
  Konuyla ilgili olarak güzel bir yazı da Mustafa Kutlu'dan:

"Turizme karşıyım

Allah'ın talihli kullarından biri olmalıyım. İstanbul'a geldim geleli Sultanahmet ve civarında çalışıyorum. İstanbul'un kalbini dinliyorum yani.

Dinlemek iyi de, son zamanlarda tuzluya oturuyor. Bir fincan çay beş kağıda çıktı. Ayrıca ben çayı fincanda değil, ince belli bardakta içmeyi severim.

Neymiş efendim, turistik tarife imiş.

Sultanahmet Köftecisi esasen halkın rağbet ettiği ucuz ve kaliteli bir yerdi. Biz de epeyce bir zaman devam ettik. Turizm orada da önümüzü kesti. Artık halktan bir ailenin oturup yediği köfte, piyaz ve irmik helvasından oluşan yemeğin hesabını verirken terlediğini görüyorum.

Ben evde çalışmayan, yazmayan; bahçelerde kahvelerde okumaya-yazmaya alışmış (kötü bir alışkanlık ama ne yapalım olan olmuş bir kere) bir adamım. Ne yani şimdi bahçelere, kahvelere gidemeyecek miyim? Gidemeyeceğim çünkü oturacak kahve de kalmadı. Eskiden Molla Fenari Camii'nin karşısında bir Kanaat Lokantası vardı. Küçük bir esnaf lokantası. Çeşidi az, lezzeti yerinde, malzemesi temiz ve kaliteli, üstelik halkın kesesine uygun bir mekan idi. Gider karnımızı doyurur; bitişiğindeki Erzurum Kıraathanesi'nde tavşan kanı çaylarımızı içerdik. Şimdi ikisi de yok. Onların yerinde Saltanat Otel ve Restoranı yükseliyor.

Yaşımız çok genç iken cümbür cemaat Sirkeci'deki Köfteci Fahri'ye giderdik. Fahri kaldırımdan gelen kabadayı bir adamdı. Köftenin yanında iyi kurufasulye yapardı. Biz az sayıdaki masaları doldurur, hepimiz fasulye söylerdik. Bir gün dayanamayıp patladı: "Ulan yiyecekseniz, bir iki porsiyon da köfte yiyin, yoksa defolun gidin. Sizin yüzünüzden dükkâna müşteri gelmiyor, köfteler elde kalıyor."

Allah rahmet eylesin Fahri'de gitti, dükkân da kapandı.

Gazanfer Ağa Medresesi'nde bulunan Türkiye Yazarlar Birliği'nin İstanbul Şubesi iyi-kötü oturup, gölgelendiğimiz, sohbeti koyulaştırdığımız bir âşina mekan idi.

Tamir ve tadilat yapılacak diye kapısına kilidi vurdu. Bu sebeple geçen yaz çil yavrusu gibi dağıldık. Bendeniz Sahaf İbrahim'in kapı önündeki sandalyelerine sığındım. Yaz geçti, güz bitti. Umuyorum seneye sezon açılışında yeniden Yazarlar Birliği'nin o çok sevdiğimiz medrese atmosferine kavuşuruz. İlgililere duyurulur.

Halk Ramazan münasebeti ile iftardan sonra Sultanahmet'e akın etti. Bu defa "yahu burayı da panayır yerine çevirdiniz" diyerek heyheylenenler oldu. İyi de güzel kardeşim bu halk ne halt edecek, nere gidecek yani. Kazara turistik bir mekanın kıyısına ilişecek olsa hemen tepesine dikiliyorlar: "Kalkın buradan, az sonra turistler gelecek". Anladık turist döviz getiriyormuş. Bu sebeple yeşili seviyor, çimlere basmıyoruz.

İyi de gelen dövizi kapanlar gidip Kanarya adalarında keyif çatıyor, yani bize bir şey damlamıyor (Damlıyor mu, damlamıyor mu iktisatçılar bilir. İktisatçıların işine karışılmaz. Onlar şoför gibidir. Kendileriyle araç hareket halinde iken konuşmak yasaktır).

Bir yer turizme açılıyorsa, turistler için düzenlenir. Rengini, kokusunu, sesini, neşesini, canlılığını, insanlarıyla birlikta tüm özelliğini kaybeder. Kartpostala döner (örnek: Soğukçeşme Sokağı).

İstanbul'u turizme açmak isteyenlere sesleniyorum. Bu arada halkı kaybettiğinizi unutmayın.

Halkı; yani mekanın ve zamanın ruhunu. Kapitalizm herşeyi satılığa çıkarmış gidiyor. Onun arabası var ama ruhu yok, bildiğimiz-anladığımız mânada ahlakı da yok.

Lütfen siz bu yola sapmayın."



30 Kasım 2005 Tarihli Yeni Şafak Gazetesi'nden alınmıştır.

Recep Gülşen  sayfa başına git


Forumda görüş beyan etmek ve yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir.
Yer alan ifadeler kişisel olup, hiçbir kurum ve/veya kuruluş adına görüş bildirilmez, bildirilse dahi kişisel kabul edilir ve yer alan her görüş yazarını bağlar. Site grup, cemaat, klik  vs bir sınıflama olmaksızın herkese açık olduğu için LÜTFEN POLEMİKLERE GİRMEYİNİZ, sadece kamuya sunacağınız bilgi ve görüşleri bizlerle paylaşınız. Yazılara yapılacak tenkitler edebi ve bilimsel formlar ve bilimsel etik açısından uygun olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal halinde, hukuka, ahlaka aykırı görüş beyan edildiği ve ticari reklam yapıldığı durumlarda yazının yayınına izin verilmez. Kitap,dergi tanıtımları ticari sayılmaz. Yazılarınızda yaptığınız alıntılar (iktibaslar) için açıkça kaynak gösteriniz.

Çankırı Araştırmaları sitesi'
nde yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının yada telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması, yayınlanmaması, editörlerimizin ve üyelerimizin kaynak belirtmeden herhangi bir alıntıyı sitemizde yayınlamaması önemle rica olunur. Kaynak belirtilmeksizin sitemizde yayınlanan alıntılar ve görüşler yazarlarını bağlar.

Kalite Anlayışımız:
Lütfen bildirilerinizi yayınlamadan önce yazım kuralları ve içerik açısından kontrol ediniz. Mümkünse önce word belgesi olarak yazıp denetleyiniz. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle buraya taşıyınız. Dilimize gereken özeni göstermeyen ve kurallara uymayan bildiriler silinecektir.

   



Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git