Çankırı Araştırmaları Sitesi | Forumlar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
          www.cansaati.org
   
 

 

 
 Tüm Forumlar
 Tahsin MELAN [Köşe Yazıları]
 
TÜRKLÜĞÜMDEN UTANDIĞIM ANLAR
  Yazıcı Çıktısı /Yazıyı Bilgisayarına kaydet  

Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
TahsinMelan
Yetkili Üye


Frankfurt
54 Cevap
Gönderim - 02/03/2005 :  00:19:00      
TÜRKLÜĞÜMDEN UTANDIĞIM ANLAR

Gururla, göğsümüzü gere gere "Ben Türküm!" diyebilmeye hasret kaldığım günleri yaşamaktan bıktım artık. Eğer şu anda yaşadığımız, TV'lerde, gazetelerde gördüğümüz, okuduğumuz olayların zanlıları gerçekten TÜRK ise ve Türk olmak bu demekse, BEN TÜRK DEĞİLİM.

İşte size insan manzaralarından örnekler. Varın siz karar verin milliyetinize.

Ülkenize gelen bir misafirin bir yerlerine dokunabilmek için İstanbul gibi dünyanın gözü üstünde olan bir şehrin Taksim gibi ünlü bir meydanında -veya ülkenin en ücra köşesinde- ilkelliğin bile ötesinde, salyalarını akıtarak çirkefliği doruklarda yaşayanlar (Hayvanlara hakaret etmemek için “hayvanî hislerine sahip olamayanlar” demiyorum.). Aynı kişileri nasıl “yontarım” gibi kısa ve kişisel hesaplar peşinde koşarak üç kuruşluk çıkarı için bir milletin yüzünü karartanlar. Aciz, zavallı, yaşlıların, kadınların, genç kızların, çocukların ellerindeki mal varlıklarına göz dikip, kapıp kaçanlar. Sokak ortasında birbirini barbarca bıçaklayan, 3 yaşındaki bir çocuğun kafasına silahını doğrultup ateşlerken gözünü bile kırpmayanlar. Anasına, bacısına yan gözle bakana, namus bekçiliği gereğince yapılması gerekeni yapmaktan çekinmezken, kendisinde herkese sarkıntılık edebilme hakkını koruyan, küçük çocuklara bile tecavüz etmeye yeltenmekten yüksünmeyenler. Yine kişisel çıkarları veya hava atma adına dilini, kültürünü hiçe sayanlar. Onun bunun uyduruk, temelsiz devşirme ve aşılı kültürüne meyledip kendilerine ondan kılıf biçenler. Beğenmediğimiz görücü usulünü arattırırcasına TV kanallarında değişik sunum yöntemleriyle kızlarını, namuslarını pazarlayanlar. Direksiyonbaşına geçtiklerinde dünyasını unutup canavarlaşanlar. Kalpazanlıkta dünyaya meydan okuyanlar. Akla hayale ancak onların getirebileceği inanılmaz dolandırıcılık yöntemlerini dünya kamuoyuna armağan edenler... Saymakla bitiremeyeceğim karamsarlık bezeli bir sürü örnek. Bu mudur insanlık, bu mudur Türklük?

Eğer, bunları okurken içinize bir kor düşmüyor, yüzünüzün kızardığı oranda nefret ve kine boğulmuyor, benim halüsinasyon yarattığıma inanarak zırvaladığımı, hatta ve hatta “BEN TÜRK DEĞİLİM” derken yapmaya çalıştığım ince edebiyatın kara mizahından bile bîhaber, beni vatan hainliğiyle suçlamaya kalkışabiliyorsanız, sorunun cevabı koskoca bir “Evet”tir.

Şimdi de bu meziyetlerden arta kalan sıradanlıklara bir bakalım:

Bir zamanlar vatan, millet, bağımsızlık denildiğinde akla ilk gelen ulusun evlatları. Atasının düsturu doğrultusunda, çalışkanlığı ve yaratıcılığıyla övünmesini, sonra da bununla kendisine güvenmesini bilenler. Yine, çalışkan, cesur ve güvenilirliğiyle bir Türkün dünyaya bedel olduğunu savunurcasına işine ve gücüne sarılanlar. Köklü kültür gelenekleri doğrultusunda nam saldığı konuk severlik konusunda sınır tanımayanlar. Dünyanın gelmiş geçmiş en adil, en cömert olmakla bilinen büyük imparatorluğun, tarihe damgasını vurmuş ataların evlatları. Hoş görüde dünyada eşi benzeri olmayan Yunus Emrelerin, Mevlânaların torunları. “Atam” dediğiniz, dünya milletlerinin, kendilerine ait olmadığı için kıskançlıklarını gizleyemediği, eşine 100 yılda bir nadiren rastlanma olasılığı olan eşsiz şahsiyetin, büyük komutan ve devlet adamının “izinde” olduğunu dile getirenler. Saymakla bitiremeyeceğim güzel hasletlerin bezediği bir kişilikle, bu kişiliğin özü olan dili ve kültürüyle BEN TÜRKÜM diyebilmenin onurunu yaşayanlar. Ya siz kimsiniz? Size ne demeli?

Ne oldu şimdi? Değişen nedir? Neden birilerine, bu birbirine zıt hatta zıt olmaya bile yakışmayan kavramlarla aynı toplumdan söz etme çanağını açıyoruz.

Orhan Veli Şöyle diyordu “Vatan” şiirinin dizelerinde:

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk çektik.

Şimdi merak ettiğim, gerçekten günümüzde neler yapıyoruz veya yapmıyoruz şu vatan için. Yine kendimce Şekspir (Shakespeare) vari hesaplaşıyorum “Türk olmak, ya da olmamak. İşte mesele burada.” Allah’a şükrediyorum. Ne mutlu bana ki her şeye rağmen onurumla, dilimle, kültürümle, kısacası varlığımla TÜRKÜM. Üstelik doğruyum. Hem de çalışkan. Biliyorum ve eminim ki o bir avuç ne olduğu belirsiz güruh bu milletin izzetinefsiyle oynamanın cezasını er geç çekecektir.

Siz ey medya olduğunu söyleyen basın yayın kuruluşları. Bu bir avuç düzanbazın şahsında bir ulusun karalanmasına sebep olan sizlersiniz. Reklam amaçlı abartılı yayınlarınız o kadar haddini aşıyor ki olmazları bile olduruyor. Gerçek anlamda basın hürriyeti bu mu acaba? Eğer öyleyse olmaz olsun böyle hürriyet. Pireyi deve yapanlar. Siz hiç atalarınızdan duymadınız mı? “Kol kırılır yen içinde.” diye. Sizlerin biri, fırsatçıların elinde nasıl bin oluyor hiç mi farkında değilsiniz? Sizin küçüçük bir kare resminiz yabancı basında tam sayfa olur, 2-3 saniyelik görüntüleriniz gün boyunca “İşte barbar Türklerin iç yüzü” diye tanıtımlara çanak açar. Millî çıkarlar hiç bir zaman kişisel çıkarlara feda edilemez. Ama sözüm satılmışlara ve uşaklara geçmez tabii. Bundan da eminim.

Dünya birlikteliğinin günden güne daha üst boyutlarda değerlendirildiği günümüzde; kaçınılmaz olan kültür alış verişinde kazanılan verilerin, bizi biz yapan değer yargılarını dumura uğratarak kimlik yitimine sebep olmaması dileklerimle.


www.dilimiz.com
www.imla.tr.cx (İmlâ Kilavuzu)
www.trvar.tr.cx (Türkçe Karşılıklar)

Recep Cirik
Yetkili Üye


Gent
373 Cevap
Gönderim - 02/03/2005 :  12:29:26       
  Sayın Melan
Gün geçtikçe daha da kültür yozlaşması, egoizm ve ne olduğunu bilmediğimiz serüvenlere koşaradım giden ülkemizin halini Türkçe haberleri izlediğimde 'bu yıl evimiz otursak ve yıllık tatilimizi evde geçirsek' demeye başladık. Kapkaç, sahtekar üçkağıtçı , dolandırıcı aldatılan, yolda bırakılan, dünya malı için peşkeş çekilen , yüz kızartan olayları pişkinlikle cevap veren insanları gördükçe bu mu benim ülkem diyorum. Fakat medyanın bu olayları vermesi bizi ülkemizden soğutacak kadar iğrenç olmaya başladı.
Lütfen, bu gidişe bir dur diyen olmayacak mı. Biz buradaki kanlları da izliyoruz ama medyanın kendi prensipleri ve kendini kontrol eden (etik ) ahlak sistemi ile bu mide bulandıran yapımları görmüyoruz çok şükür.
Bozulmalar ve kokuşmaların önüne geçecek bilgi sahibi insanlara çok ihtiyacımız var.
Selam,sevgi ve saygı ile

 sayfa başına git

ozanyazar
Yetkili Üye


Ankara
81 Cevap
Gönderim - 03/03/2005 :  14:33:28       
  Biraz uzun da olsa, önemi açısından İskender Pala'nın bu konudaki yazısını eklemek uygun düşecek zannederim.

Türk ahlakı

“Türklerden daha faziletli bir toplum görmedim. Oyuna ve eğlenceye vakitleri yoktur. (...) Yemeklerini çabuk ve konuşmaksızın yerler.


Yemek isteyen kim varsa; tanıdık, yabancı ayrılmaz, sofraya çağrılır. (...) Askerler dahil şehirde silah taşımak yasaktır. Düello bilmezler; dövüşmeyi medenî terbiyeden mahrumiyet sayarlar. Arada kavga edenler çıkar; fakat kavgayı devam ettirmeleri mümkün değildir; ilk görenler derhal müdahale edip sustururlar. Zaten şehirlerde büyük sükunet vardır. Kumar ve içkinin dinlerinde yasak olması kavga çıkmamasının sebeplerindendir. Ama içki içen, esrar çeken Türklere tesadüf edilir; çoğu sosyal durumlarını bu sebeple kaybetmişlerdir. Karaborsa ve tefecilik günah ve meçhuldür. (Cristobal de Villalon, s. 160-161)”

“Bundan başka şunu söylemek istiyorum ki Türkler bir şatoyu veya kaleyi aldıkları zaman her şeyi ve resimleri buldukları gibi aynen bırakıyorlar, onları tahrip etmek gibi bir âdetleri asla yoktur. (Belon, s. 90)”

“Türkler iyi niyetli insanlardır. Birbirlerine bağlıdırlar. Birbirlerine iyilik yapmaktan hoşlanırlar. Bunları Tanrı’nın şerefi için yazıyorum; yoksa Türklerin bizim imanımızın dışında kaldıklarını biliyorum. (...) Türkler sözlerinin esiridirler. Ancak ölü bir Türk sözünü tutmayabilir. Samimi ve sadık insanlardır. (Bertrandon de la Broquière)”

“Türkler sokakta rastladıkları yazılı kağıda ve güle basmazlar; yerden alıp bir duvarın üstüne veya dibine koyarlar. (Busbecq)”

“Türkler kimseyi Türk usulünce yaşamaya zorlamazlar. Herkesin kendi mevzuatı ile yaşamasına müsaade eder ve izin verirler. (Geoffroy, c.II, s. 180)”

“İsteyen Türk, gerek cuma, gerekse bayram namazında, cami içinde veya avlusunda, cemaat ortasında, düşmanı kim ise ondan af diler. Affı yaş ve makamca küçük olan ister. Muhatabı, kesin şekilde ve cemaat önünde affettiğini söylemeye mecburdur. Sonra elini öptürür ve kucaklaşırlar. Bir kere barışmış olan iki düşman, eski anlaşmazlıklarından dolayı birbirlerine kötülük edemezler. Böyle bir şeye cesaret eden kişi, hem toplumla, hem Allah’la alay etmiş sayılır ve lanetlenir; fena muamele görür, kendisine inanılmaz. (Villamont, s. 252)”

Sözü uzatmayalım; Sayın Yılmaz Öztuna’nın Tarih Sohbetleri’nden (s. 286-290) derlediğimiz yukarıdaki satırlar XVI. yüzyılda Türkler arasında bulunup da anılarını veya raporlarını yazan kimi seyyah, kimi diplomat, kimi asker, kimi esir gayrimüslimlere aittir. Düşmanı oldukları bir toplum hakkında kendi milletlerine karşı dürüst davranıp sahih bilgiler vermeleri, hiç şüphesiz Türkler hakkında iyi niyet beslemelerinin değil, objektif davranmalarının bir sonucudur. Nitekim aynı yazarlar kitaplarının bazı yerlerinde garazkâr ifadelere de yer vermekten kaçınmamışlardır. Burada dikkatinizi çekmek istediğimiz husus, Türk milletinin toplumsal ahlak ve sosyal düzeninden bahsedilirken, hemen bütün kaynakların ittifak ederek benzer şeyleri söylemek zorunda kalmalarıdır.

İmdi, söz konusu ettiğimiz alıntılar üzerinde ayrı ayrı düşünüldüğünde, her bir uygulamanın XVI. yüzyılı, yine Batılıların adlandırmasıyla neden “Türk Asrı” yaptığı daha iyi anlaşılır. O halde bu dediğimizi şöyle okumak da mümkün: Nerede ve ne zaman olursa olsun, bütün gelişmeler, bütün askeri ve siyasi başarılar, bütün zenginlik ve refah, bütün... bütün... hep güzel ahlak ile ivme kazanıyor, onun sayesinde insanlık için katma değer üretiyor. Peki o halde soru şu: XVI. yüzyılda imrenilerek izlenen bu millet daha sonraki yüzyıllarda ceste ceste nasıl da inhirafa uğrayıp toplumsal desenlerini kaybetti; nasıl da asaletinden tavizler verip ahlak anlayışını değiştirdi?!.. Faraza bu satırları birer kez daha okuyup kendimizi tek tek değerlendirmeye alsak, acaba bizim hakkımızda yazılan bunca şeyi yalanlamak için çırpındığımız sonucuna mı ulaşırız! Veya bir yabancı bu satırlardan yola çıkarak Türkiye’ye gelse, yanlış bir seyahat yaptığına mı kanaat getirir!.. Eğer öyleyse, Türk milletine, yerde bulduğu kağıdı veya gülü, üstüne basılmasın diye bir duvar kovuğuna koydurtan o rafine anlayışın neşet ettiği ahlakî değerlere ve irfanî geleneğe ne oldu?!..

[size=4]Ben kendi hesabıma çevreme bakıyorum, insanları gözlüyorum, haberlere kulak veriyorum ve sonra şüpheye düşüyorum; acaba atalarımız hakkındaki bütün bu yazılanlar mı yalan; yoksa biz mi onların torunları değiliz?!..[/size=4] Lütfen yukarıdaki satırları bir kez daha ve üzerine basa basa okuyun; çook farklı şeyler bulacak, çook ayrı yolculuklara çıkacaksınız!..

10.02.2005


Kaynak : http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=&trh=20050210&hn=141327

(Kendince)SAiR-YAZAR
huzur.sehri.com

Ahmet Ünal ÇAM
KOSE YAZILARI


 sayfa başına git


Forumda görüş beyan etmek ve yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir.
Yer alan ifadeler kişisel olup, hiçbir kurum ve/veya kuruluş adına görüş bildirilmez, bildirilse dahi kişisel kabul edilir ve yer alan her görüş yazarını bağlar. Site grup, cemaat, klik  vs bir sınıflama olmaksızın herkese açık olduğu için LÜTFEN POLEMİKLERE GİRMEYİNİZ, sadece kamuya sunacağınız bilgi ve görüşleri bizlerle paylaşınız. Yazılara yapılacak tenkitler edebi ve bilimsel formlar ve bilimsel etik açısından uygun olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal halinde, hukuka, ahlaka aykırı görüş beyan edildiği ve ticari reklam yapıldığı durumlarda yazının yayınına izin verilmez. Kitap,dergi tanıtımları ticari sayılmaz. Yazılarınızda yaptığınız alıntılar (iktibaslar) için açıkça kaynak gösteriniz.

Çankırı Araştırmaları sitesi'
nde yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının yada telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması, yayınlanmaması, editörlerimizin ve üyelerimizin kaynak belirtmeden herhangi bir alıntıyı sitemizde yayınlamaması önemle rica olunur. Kaynak belirtilmeksizin sitemizde yayınlanan alıntılar ve görüşler yazarlarını bağlar.

Kalite Anlayışımız:
Lütfen bildirilerinizi yayınlamadan önce yazım kuralları ve içerik açısından kontrol ediniz. Mümkünse önce word belgesi olarak yazıp denetleyiniz. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle buraya taşıyınız. Dilimize gereken özeni göstermeyen ve kurallara uymayan bildiriler silinecektir.

   



Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git