Çankırı Araştırmaları Sitesi | Forumlar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
          www.cansaati.org
   
 

 

 
 Tüm Forumlar
 Hüsnü EKİZCELİ [Köşe Yazıları]
 
Güvensizlik İrsi Galiba!.
  Yazıcı Çıktısı /Yazıyı Bilgisayarına kaydet  

Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
husnuekizceli
Yetkili Üye


DENİZLİ
180 Cevap
Gönderim - 20/11/2005 :  13:55:51    
GÜVENSİZLİK İRSİ GALİBA

Saygıdeğer okuyucular, bu gün sizlerle 23 Haziran 2003 Pazartesi tarihinde o günün şartları içerisinde ve o günün ruh hali içerisinde yazmış olduğum, bugün dahi geçerliliğini sürdürdüğüne inandığım “Güvensizlik” kavramı üzerine görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

Güvensizlik, veya şarta dayanan güven duygusu, toplumumuzun hemen hemen tamamında vardır. Babalar derslerinde ve iş hayatında başarılı olmadıktan sonra çocuklarına, öğretmen öğrencilerine, işveren işçilerine, eşler birbirlerine, ortak diğer ortaklara, Hatta; biraz daha genelleştirirsek, “Devlet Vatandaşına güvenmez, Vatandaşı da Devlet kapısına düşmeye korkar, inanamaz.” Kimi insanlarda ve çocuklarda güven kimi zaman korkudan kaynaklanmaktadır. Çoğu zaman onların güveni korku ile eş anlamlıdır. Ama niye?

Niyesi yok. Şarta bağlı Güven duygusu bir toplumda yerleştiği zaman, herkes, her şeye, kuşku ile bakar hale gelir. Güvensizlik, galiba bir taraf için işi sağlama alma anlamına geliyor. Güveni kazanmak için, güvensizlik gözü ile bakılan kişinin, kendisinin güvensiz biri olmadığını ispat etmesi gerekiyor.

Halbuki, toplumdaki ilişkiler, güven esası üzerine kurulur. Bu güveni de bir şarta bağlamak kadar ilkel bir şey olamaz. Güvenin olduğu yerde huzur vardır, insana saygı vardır; Medeniyet vardır.

Devletin bilgi ağı yeterince kurulamadığı, hantal yapının da kolay aşılamaması, değiştirilememesi yüzünden, ihtiyacı olanlar bakımından istenilen hizmet, zamanında ve tam olarak alınamamaktadır.

Diyelim ki; yaşlısınız, fakirsiniz, veya herhangi bir şekilde devletin güvenliğine ihtiyaç duydunuz. “Sosyal Devlet”in görevleri içerisinde bundan doğal bir şeyde olamaz. Devletin Fakir vatandaşlarına tanıdığı imkanlardan ve sağlık hizmetlerinden (yaygın adı ile Yeşil Kart) yararlanmak istiyorsunuz; Yapılacak iş basit. Bulunduğunuz yerdeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından müracaat formu alınacak, Maliye, tapu, bankalar, icra daireleri, belediye, emniyet veya jandarma, mahalle muhtarlıklarından başvuru belgesinin ilgili kısımları doldurulup tasdik ettirildikten sonra, ilgili kuruma geri vereceksiniz. İlçe veya il Vakıf yönetimi tarafından belgeler üzerinde yaptığı inceleme sonucuna göre, ilgili haktan yararlanıyorsunuz veya yararlanamayacağınıza ilişkin bilgileri alıyorsunuz.

Eğer başvuru sahibinin bir yardım edeni yoksa, ilgili evrakları temin etmek, bunları daire daire dolaştırıp tasdik ettirmek yukarıda sayıldığı gibi kolay olmuyor. Bir yardım edeni olanlar için belki az bir emek ve zaman kaybı ile bilgi ve belgelerin ilgili yerlerden, dairelerden, temin edilmesi kolay olabilmektedir.

Hele, yaşlı ve kimsesiz olanlar için bu iş, o kadar kolay olmamaktadır. Bu süreçte, bastonu olanlar bile şanslı sayılabilmektedir. Okur yazar olmayanların durumunu hiç sormaya gerek yok. Kimi zaman müracaatlarında, kimi zaman görevlilerle kolay iletişim kuramamaları yüzünden ortaya çıkan olumsuzluklar az değildir. Bunlar, sadece bir insanı ilgilendiren konularda yaşanılan güvensizlik örnekleridir. Türk ekonomisine katkıda bulunmak, işçi çalıştırmak, çoğu kişiye iş-aş ortamı açmak için çırpınan iş adamlarımızın çektiklerine ne demeli?..

Bir işadamısınız ve yatırım yapmak istiyorsunuz: Bir sürü evrakı bin bir güçlükle tamamlayıp, Devlet Planlama Teşkilatına müracaat edeceksiniz, bu makamı inandıracaksınız, belgenizi alacaksınız, ilgili yerlere müracaat ederek, hakkınızı kullanmak isteyeceksiniz. Bunun için siz zamanla yarışırken; BÜROKRASİ”NİN “ilgisiz”liği veya “yetersiz”liği yada “vurdum duymaz”, “mızmız”; “ibrikçi başı”lığına özenen yönetici ve memurlar yüzünden; evraklarınızın hangi makamda, neden kaldığını bilemeden, kıvranıp duracaksınız.
Bir de buna: Sırf görevini yaptığı için, henüz suçlu veya suçsuz olduğu ispatlanmadan; sırf bir ihbar veya tutuklama kararı ile, polis tarafından yaka-paça edilip, medya karşısında deşifre edilerek götürülen kamu görevlilerinin durumuna düşmemek için elini bir şeye sürmekten çekinen, bir imza atmaktan bile çekinen(bu demek değildir ki: görevini yapmayacak, imza atmayacak. Elbette görevini yapacak. Ama, bir iddia sonucu yaka-paça götürülen insanların yargılama sonucunun da en azından, medyada o kadar yer alarak, insanların haksızlığa ve iftiraya kurban edilmelerinin önüne geçilmelidir.) Ondan sonrada, geç de olsa bir hakkı elde ettim derken, bir başka sebep çıkar, bir eksiklik daha bahane edilerek, iş adamının şevki kırılır. Bürokratik işlemler de tekrar başa dönerek, kısır döngü içerisinde yönünüzü bulmakta bile zorluk çeker. Yatırım yapma fikri sizin hayalinizi ve umutlarınızı birde bakmışsınız alıp götürmüş, bin pişman olmuşsunuzdur.

Bugünlerde Türkiye’nin değerlerini dış dünyaya(Yatırımcılara) pazarladığını her platformda dile getiren Sayın Başbakanımız bile Bürokrasiden ve güvensizlikten yakınmıyor mu?

Güven duygusunun en yoğun olarak yaşandığı yerlerden birisi de “mülkün temeli olan “adalet” mekanizması içerisinde kendisini bulmaktadır. Her hangi bir şekilde adliye kapısına düştüğünüzde, hakkınız olan şeyin veya suçsuz olduğunuzu çeşitli yollarla; avukat tutmak için yeterli paranız varsa hakkınızı, savunmalarla ispat ederek, temize çıkacaksınız. Toplum ve insanlara karşı güveni kazanacaksınız.

“İspat”, batı toplumlarında ve Amerika Birleşik Devletlerinde öyle mi? Bu sorunun cevabı hiç değilse edindiğimiz (aksi sabit olana kadar) bilgiye göre: Hayır.

Oralardaki yargı işleyişine tanık olmamış olsak bile, çoğumuz, Amerikan Yargı sistemi(Amerikan propagandası yaptığımı lütfen aklınızdan bile geçirmeyiniz. Ben, şahsen Türk Adaletine sonuna kadar güveniyorum, güvenmek zorundayım. Benim için Türkiye Devleti ve Cumhuriyeti ile yasaları her şeyin üzerindedir.) hakkında bilgi veren filimler izlemişizdir. Orada da “zanlı”: suçsuz olduğunu iddia ediyor. Bu her canlı gibi zanlının da en doğal hakkıdır, kendisini savunmak.

Orada da yargı sürecinde savcı, kamu adına iddialarda bulunuyor. Suçlunun cezalandırılmasını talep ediyor. Zanlıda gerek kendisi ve gerekse avukatı tarafından savunuluyor. Ama, zanlının suçlu veya suçsuz olduğunu ispat etme görevi, delillere göre “Mahkeme Jürisi” yerine getiriyor. Hakim de jürinin kararını zanlının yüzüne okuyor. Delillere göre, zanlı hüküm giyiyor veya beraat ediyor. Sistem böyle işliyor.

Anayasamıza göre “Vatandaşlık” ödevlerimizden birisi olan “Vergi” ödevini mükellef olarak;tuttuğunuz defterleriniz, yaptığınız beyanlarınız ile ödediğiniz miktarlarla ispat etmeye çalışıyorsunuz.Güven, toplum içerisinde yaşayan bireylerin gerek birbirleriyle ilişkilerinde ve gerekse, devlet ile olan münasebetlerinde tereddüde yer bırakmayacak şekilde tesis edilmesi gereken en önemli olgu olmalıdır.

Güvensizlik, bürokrasi içerisinde aykırı ve radikal uygulamalarıyla ün yapmış Rahmetli Vali Recep YAZICIOĞLU’nun deyimiyle; aynı zamanda bir “KLİNİK”LİK bir olaydır. “MUTLAKA, TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.

Haydi düzeltelim dediğiniz zaman, en yetkilisinden, en yetkisizine kadar herkes bir bahane bulmakta ve suç, mevzuatın üzerinde kalmaktadır. Unutmayalım ki o mevzuatı da hazırlayanlar insanlardır, yönetenlerdir. Siyasilerdir.

Batı ülkelerinde çıkarılan kanunlar: Ülkedeki insanların önünü açan, insanını nasıl refah ve medeniyet içerisinde yaşatabilirim anlayışına dayalı kanunlar olduğu görülmektedir.
Ama bizdeki çıkan kanunlara ve mevzuata bakıldığı zaman çoğu sınırlayıcı hükümler içeren, şarta bağlı güven olduğu görülür. Şarta bağlı güven duygusunun son zamanlarda hemen hemen tüm kesimlerde yer bulmasının altında biz insanların hiç sorumluluğu yok mu?

Var elbet.. Hemde çok var. Ama suç, kişiye özel bir olgudur. Bir insanın suç işlemesi, geri kalan tüm insanların da suç işleyeceği anlamına gelmemelidir. Yapanın yakasına yapışılıp, hak ettiği cezasının çekmesi sağlanmalıdır. Hem suçlu hem güçlü olarak, toplum içerisinde kahramanlar gibi itibar gösterilmemeli, toplum kuralları içerisinde dışlanmalıdır. Burada hemen her kesime; Yani, medyasından-idarecisine ve sade vatandaşa kadar herkese görev düşmektedir.

Her seçim zamanında, her siyasi iktidar bol keseden atıp; “şunu kaldıracağım!.. bunu kaldıracağım!.. Kişinin bir imzası, bütün kapılarda geçerli olacak!..” Söylem güzel!.. Ama, şimdiye kadar öyle oluyor mu?

“Her tarafta kişinin beyanı geçerli olacak!..”
“Memleketin sorunlarını biliyorum. 100 gün verin sorunları çözeyim.”
“Bizi iktidar yaparsanız, bürokrasiyi kaldıracağım.”
“Düşün peşime, bu ülkeyi özgürlükler ülkesi yapalım.”
“Bizi iktidar yaparsanız, herkes bu ülkede birinci sınıf vatandaş olacak.”
“Bizi iktidar yaparsanız, iki anahtar kazanacaksınız.”
“Bizi iktidar yaparsanız, …şunu kazanacaksınız… Bunu kazanacaksınız…”

“OLDU MU?..”

BU ZAMANA KADAR OLMADIĞINI GÖRÜYORUZ.

Bırakınız olmasını, ondan daha beteriyle karşılaşıyoruz. Hem de öyle karşılaşıyoruz ki, alnımıza inen yumruğun acısıyla aklımız başımıza geliyor, gözlerimizin önünde şimşekler çakıyor. Her seçim sırasında tekrar aynı hataları, yanlışları yapıyoruz. BİR DAHA YUMRUK YEMEMEK İÇİN N YAPMAMIZ GEREKTİĞİNİ BİR TÜRLÜ BECEREMİYORUZ.

Yıllardır “Kişinin beyanı, aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” sözü hemen her MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE Siyasi parti liderleri ve adaylar tarafından söylenmesine rağmen, seçim kazanılıp, uygulamaya geçildiği zaman en basit bir alış verişte dahi, geçerli olmadığına şahit olup kahrettiğimiz çok olmuştur.

SİYASİLER TARAFINDAN BU KADAR VAATTEN SONRA: VERİLEN HİÇ BİR SÖZÜN TUTULMAMASI, İSTER İSTEMEZ İNSANLARI GÜVENSİZLİĞE İTMEKTEDİR.

NE DERSİNİZ!...

GÜVENSİZLİK İRSİ GALİBA?.. 23 Haziran 2003 Pazartesi

Hüsnü EKİZCELİ
DENİZLİ


Düzenleyen - husnuekizceli on 20/11/2005 13:58:36


Forumda görüş beyan etmek ve yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir.
Yer alan ifadeler kişisel olup, hiçbir kurum ve/veya kuruluş adına görüş bildirilmez, bildirilse dahi kişisel kabul edilir ve yer alan her görüş yazarını bağlar. Site grup, cemaat, klik  vs bir sınıflama olmaksızın herkese açık olduğu için LÜTFEN POLEMİKLERE GİRMEYİNİZ, sadece kamuya sunacağınız bilgi ve görüşleri bizlerle paylaşınız. Yazılara yapılacak tenkitler edebi ve bilimsel formlar ve bilimsel etik açısından uygun olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal halinde, hukuka, ahlaka aykırı görüş beyan edildiği ve ticari reklam yapıldığı durumlarda yazının yayınına izin verilmez. Kitap,dergi tanıtımları ticari sayılmaz. Yazılarınızda yaptığınız alıntılar (iktibaslar) için açıkça kaynak gösteriniz.

Çankırı Araştırmaları sitesi'
nde yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının yada telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması, yayınlanmaması, editörlerimizin ve üyelerimizin kaynak belirtmeden herhangi bir alıntıyı sitemizde yayınlamaması önemle rica olunur. Kaynak belirtilmeksizin sitemizde yayınlanan alıntılar ve görüşler yazarlarını bağlar.

Kalite Anlayışımız:
Lütfen bildirilerinizi yayınlamadan önce yazım kuralları ve içerik açısından kontrol ediniz. Mümkünse önce word belgesi olarak yazıp denetleyiniz. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle buraya taşıyınız. Dilimize gereken özeni göstermeyen ve kurallara uymayan bildiriler silinecektir.

   



Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git