Çankırı Araştırmaları Sitesi | Forumlar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
          www.cansaati.org
   
 

 

 
 Tüm Forumlar
 Erhan METİN [Köşe Yazıları]
 
Siyasetçi Kişiliği ile Mustafa Kemal Atatürk
  Yazıcı Çıktısı /Yazıyı Bilgisayarına kaydet  

Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
Erhan Metin
Yetkili Üye


Çankırı
30 Cevap
Gönderim - 29/10/2005 :  23:31:23      
SİYASETÇİ KİŞİLİĞİ İLE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Erhan METİN*

Hani ülkemizde, siyasi bunalımlarda, ekonomik krizlerde, çıkış yolu bulamadığımız anlarda hep söylenen bir söz vardır. “Şimdi Atatürk olacaktı” evet gerçekten Türk Milletinin bitti denildiği anda bu aziz milleti tekrar yükselten, Türk milletinin dünyadaki saygınlığını tekrar getiren tek adamdı Mustafa Kemal. 20.yy’ın başlarında tüm dünyaya emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi dersi veren bir asker, bir komutan; masa başında siyasi deha olan bir liderdi O.

Mustafa Kemal Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilk cumhurbaşkanı ve Türk İstiklal Savaşının kahraman kumandanı. Her şeyin yok olduğu zamanlarda bağımsızlığa olan inancını ve Türk milletine olan güvenini haykırmaktan gurur duyan, ömrünü milletin istiklali uğruna adayan devlet adamıdır. Hayatının en verimli dönemlerini işgal altındaki vatanını düşman çizmeleri altından kurtarabilmek için feda eden Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük kazancı da ömrünü feda ettiği bağımsızlık mücadelesinden başarıyla çıkması olmuştur. Kurmuş olduğu temeller üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti de dünya üzerinde bıraktığı en büyük eseridir. Türk milleti Atasını hep bu eseriyle anacak ve gelecek nesillere anlatacaktır.Kendini milletinin egemenliğine ve bağımsızlığına adayan Mustafa Kemal’in kişiliğinden söz etmek, Türkün manevi şahsiyetine cesaret katacak ve gelecek genç nesillerin önünde bir kutup yıldızı olacaktır.

Türk inkılabını kuran ve yürüten Atatürk’ün kişiliği üzerine başta Türkçe olmak üzere belli başlı dillerde pek çok araştırma yayınlanmıştır. Bu da önderin kişiliğine duyulan ilginin bir işaretidir. Bütün bu eserlerde O’nun kişiliği çeşitli yönlerden, görüş açılarından incelenmiştir. Şüphesizdir ki bu incelemeler içinde yanlış, ters değerlendirmelere sapanlarda vardır. Ama, bütün bu yazarların üzerinde birleştiği husus, Atatürk’ün dahi olduğudur. O, seçkin, üstün yaratışlı bir insandır. Tarihte ender çıkan kişiliklerdendir. Tek başına yükselip yürüttüğü işte başarıya ulaşmasının en büyük sebebi, O’nun bu kişisel yapısıdır.

Sayıları çok daha az olan bazı dahiler toplumsal ortamı da değiştirebilecek çok çeşitli özelliklere sahiptirler. Bu tür dahiler devlet yapısı içerisinde olduklarından daha çok devlet alanında ortaya çıkarlar. Bir devlet adamı ve komutan olan Büyük İskender askerlik ve sanat sezgisi dehası ile yunan ve Pers-Hind uygarlıklarını birleştirebilmiştir. Tarihte üstün asker, büyük devlet adamı çok görülmüştür. Ama toplumsal ortamı değiştirmeye cesaret edenler çok azınlıktadır. İşte Atatürk bu tür ender dahilerden biridir. Türk Milletine, varlığını geliştirebilmesi için bir ufka yayılmış imkanlar sunmuş; o ufka erişebilmenin yollarını göstermiştir. Öyle ise Atatürk, ender görülen bu dahilerdendir. Dehası tek alanla sınırlı değildir. Hep başarılarla geçen zahmetli bir askerlik hayatı, devlet kuruculuğu ve İnkılapçılık özelliği dehasının belirdiği belli başlı alanlardandır. Atatürk’ün dahiliği konusunda İngiltere başkanı Winston Churchill’in bizzat söylediği “Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir, şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu” sözleri manidardır. Bütün sıfatları ile birlikte Atatürk en büyük insan, insanlık davasının en güçlü izleyicisi idi. Atatürk, insanlık ve uygarlık anlayışının en yılmaz temsilcisi, milletlere bağımsızlık, insanlara özgürlük idealinin mümtaz siması idi.

Mustafa Kemal bütün bu özelliklerinin tabi bir sonucu olarak, Türk milletinin üzerinde kara bulutların dolaşmaya başladığı bir dönemde eşi tartışılmaz siyasi ve askeri bir deha olarak ortaya çıkmış, bu kişilik özelliklerini de en doğru yer ve zamanda kullanarak Türk milletinin ihtiyaç duyduğu, özlem çektiği siyasi boşluğu doldurmuştur. Atatürk’ün bunu yaparken tek kuvvet aldığı şey ise siyasetçi kişiliği ve Türk milletine olan sarsılmaz güveni olmuştur. Onu tarihimizin en büyük devlet adamı ve siyasetçisi yapanda ileriye dönük politikaları ve planlarıdır. Başarılı bir komutan ve devlet adamında ileriyi görme niteliğinin bulunması gerekir. Normal bir komutan veya devlet adamı, içinde yaşanılan olayları değerlendirerek biraz ilerisini görebilir. Ama bir önder olarak belirenler çok daha ilerisini açık ve seçik görürler. Onların bu dehaları toplumlarına yol gösterir. Atatürk’te bu nitelik tam anlamıyla belirgindir. Kimsenin göremeyeceğini sezmiş ve kavramış ,hedeflerini böylece sürekli olarak yürütmüştür . O hedefleri için yaşayan, Türk milletinin mutluluğunu bu hedefler içerisinde taçlandıran bir lider, hedeflerine ulaştığında gerçek mutluluğu göğüsleyen bir siyasetçi ve devlet adamıdır.

Atatürk, Samsuna çıktığı zaman “bir avuç Türk’ün yaşadığı ata yurdunda ulusal egemenliğe dayalı tam bağımsız yeni bir devleti kurmayı” amaçladığı halde; onun çevresinde yer alanların tek düşüncesi, düşmanın yurttan kovulması idi. Saltanatın kaldırılması, cumhuriyet’in ilan edilmesi, halifeliğin kaldırılması, teke ve zaviyelerin, medreselerin kapatılması vs. gibi laik ve çağdaş bir toplum oluşturacak inkılapları hemen hemen hiç kimse düşünemiyordu. Bütün bunları en ince sebep ve sonuçlarına göre düşünen, planlayan biri vardı ki O da Mustafa Kemal’in ta kendisi idi.

Milli mücadele döneminde Atatürk’ün çevresindeki insanlar bu dönemde bunları düşünebilecek kadar ileri görüşlü olmayıp halen Padişah ve halifeye bağlı olduklarından egemenliğinde padişaha ait olması gerektiğine inanmaktaydılar. Ama Mustafa Kemal gerçek bir siyaset insanı olarak bu kanıda değildi. Artık saltanat ve hilafet’in kaldırılması gerektiğini düşünüyordu. Erzurum’da, Sivas Kongresinin hazırlıkları yapıldığı sırada, yakın arkadaşı Mazhar Müfit’e zaferden sonra yapılacakları yazdırırken, hükümet şeklinin Cumhuriyet olacağını da belirtmişti. Düşman yurttan atılıncaya kadar bunu açıklamayıp “milli bir sır” olarak saklaması da onun siyasetçi kabiliyetini ve yüksek şahsiyete mazhar bir lider olduğunu gösteriyordu. Çünkü Mustafa Kemal bu dönemde biliyordu ki en yakın arkadaşlarının bir kısmı dahi cumhuriyet kelimesinden ürkmektedir. Bunun için ilk olarak İnsanların cumhuriyet kelimesi ve daha sonrada cumhuriyet bilinci ile tanıştırılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde ülke kaosa sürüklenmeden gerçek ve ideal yönetim şeklini benimseyip yaşatabilecektir. Hedeflerin sırası geldiğinde halka anlatılması gerektiğine inanan Atatürk hiçbir zaman gaflete düşmemiş ve zamanı gelmeden hedeflerini ve düşüncelerini halka anlatmamıştır. Ne zaman, millet Atatürk’ün düşüncelerine hak verecek düzeye erişmişse hedefler ancak o zaman milletle paylaşılmış ve milletle birlik olarak hedeflere ulaşılmıştır. Büyük siyasetçiler ancak milletiyle birlik olarak, milyonları ortak paydalarda toplamayı başarabilen devlet adamlarıdır.

Mustafa Kemal’e göre güçlü siyaset halkına geçici çözümler değil, kalıcı ve beraberliği ilelebet devamlı kılacak çözümler getiren siyasetti. Halkının istikbali ve mutluluğu için ömrünü adayan ve çabalayan kimselerde gerçek siyaset adamları olabilirdi. Mustafa Kemal sadece düşmanı yurttan atmak için çabalayan bir devlet adamı ve lider değil yurdun düşmandan temizlenmesinden sonra muassır medeniyetler seviyesine çıkmak için çabalayan ve milletine bunu hedef gösteren bir siyasetçide olmuştur. Atatürk’e göre yurdu düşmandan temizlemek, cehaleti yenmekten daha basitti. O’na göre asıl mücadele bundan sonra başlıyordu. Her şeyin tekrar eskiye dönmemesi ve karanlık günlerin tekrarlanmaması cehaletin yenilmesi ile mümkün olabilirdi.

Mustafa Kemal en yakın arkadaşlarından Fethi Bey’in Minber gazetesine verdiği demeçte “…En iyi siyaset’in her türlü manasiyle, en çok kuvvetli olmakta bulunduğunu kabul ederim. En çok kuvvetli olmak, tabirinden maksadım yalnız silah kuvveti olduğunu zannetmeyiniz. Tam tersine, asker olmama rağmen bu bence, kuvvet muhassalasını meydana getiren amillerin sonuncusudur. Benim istediğim manen, ilmen, ahlaken ve fennen kuvvetli olmaktır. Bu saydığım özelliklerden mahrum olan bir milletin bütün askerlerinin en son silahlarla cihazlandırıldığını düşünsek bile kuvvetli olduğunu kabul etmek doğru olmaz” diyerek iyi siyaset’in altında yatan gerçek güçlerin neler olduğunu açıklamış. Cehalet içindeki bir toplumun iyi ve güçlü bir siyasete sahip olamayacağını mamafih varlığını daim kılamayacağını vurgulamıştır.

Mustafa Kemal Amasya Kongresinde “Vatanın bütünlüğü tehlikededir. Hükümet sorumluluğunu kavramış değildir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken Ulusal egemenlik anlayışının altını çizmiş ve yeni Türk devletinde egemenliğin kaynağını göstermiştir. Yine devamında “ Milletin sesini dünyaya duyurmak ve kaderini tayin etmek için her türlü tesir ve murakabeden uzak milli bir kongrenin toplanması şarttır” diyerek milletin iradesine güvenmenin zamanı geldiğini belirtmiştir. Bu sözlerden çıkarak Mustafa Kemal’e siyaset adamı olarak baktığımızda; onun liderliğinde gelişecek Anadolu hareketini halka malederek; bu hareketin liderliğine de halkın iradesi doğrultusunda seçimle geçmek istediğini söyleyebiliriz. Unutulmalıdır ki gücünü halktan almayan siyasetçiler belirli bir süre sonra yıkılıp giderler. Atatürk günümüzde politikaları ve siyasi fikirleriyle halen yaşamakta ve yaşatılmaktadır. Bunun yegane sebebi de Atatürk fikirlerinin ilkelerinin geçmişten günümüze millet tarafından benimsenmesi ve günümüze kadar yaşatılmasından dolayıdır. Atatürk fikir ve ilkeleri zorunlu kalınarak yaşatılmamıştır; toplumun ihtiyaçlarına ve sorunlarına cevap verdiği için günümüze kadar gelebilmiştir.

Mustafa Kemal siyasetin, toplumun huzuru ve mutluluğu için bir araç olduğuna inanan ve siyasetin amacının da topluma hizmet olduğunu savunan bir devlet adamı idi. Halk düşünceleri ile tam olarak parlamentoda temsil edilebiliyor ve halkın hakları seçmiş olduğu vekilleri tarafından savunuluyorsa gerçek siyaset ve ideal yönetimin başarısı ancak böyle sağlanmış olurdu. Devlet adamlığının hep başarılar içinde geçmesinin nedeni de çok iyi bir yönetici ve önder olmasındandır. Yöneticiliği etkileyicidir. İnsanları etki altına alma sanatını çok iyi uygulardı. Bunu yaparken de bağlı kaldığı kural halkına güven vererek; dürüstlüğünden taviz vermemiş olmasıdır. “Birbirimize hep hakikati söyleyeceğiz. Felaket veya saadet getirsin, iyi veya fena olsun, daima hakikatten ayrılmayacağız.” sözleri Atatürk’ün geçmişten günümüze bir haykırışı ve siyasi arenada ihtiyaç duyduğumuz pusula özelliğine sahip tecrübeleridir. Onu lider ve devlet adamı yapan, Türk milletini Atasına bağlayanda şahsında toplanmış bu özellikleri olmuştur.

Mükemmel bir siyasetçi olan Atatürk kendisinin bizzat kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkasının tek parti olmasını dahi içine sindirememiş ve iktidar parti icraatlarının izlenebilmesi için başka partilerin kurulması gerektiğine inanarak çok partili bir meclisin oluşması gerektiğini savunmuştur. Asıl gelişmişliğin çok sesli demokratik devletlerce yakalanabileceğine, iyi ve doğruların tartışılarak milletin yararına olan şeylerin uygulanması gerektiğine inanmıştır. Bu konuda Fethi Bey (Okyar); Atatürk’ün kendisine, “serbest Fırka”yı kurdurmak için, şu gerekçeyi göstererek konuştuğunu açıklıyor. “Bugünkü manzaramız bir “Diktatorya” manzarasıdır. Halbuki ben Cumhuriyeti kendi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise milletime miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum” sözleri, Mustafa Kemal’in başında olduğu tek partinin istibdatından bezgin ve endişeli olduğunu göstermektedir.

Fakat Atatürk’ün bu isteği kendisi hayatayken gerçekleşememiştir. Terakkiperver ve Serbest Fırkalar kurulmuş ama zamanla kontrolden çıkarak Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Demokrasi hayatını tehdit edici haller almışlardır. Anadolu’da rejim karşıtları bu parti teşkilatları içerisine sızarak isyanlar ve ayaklanmalar çıkartmışlardır. Bu karışık dönemlerde huzurun tekrar sağlanabilmesi için büyük çabalar harcanmış ve sonunda tek çare bu partilerin kapatılmasında görülmüştür. Cumhuriyet rejimi benimsenene kadar böyle bir girişimde bulunmamaya karar verilmiştir. Atatürk döneminde girişilen çok partili hayata geçiş denemeleri böylece sona ermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Yöneticileri Türkiye’de 1945 sonlarına kadar ülkede yeni bir partinin kurulmasına müsaade etmemiş tek parti anlayışı ile ülkeyi idare etmiştir.

Atatürk “her kişi, istediğini düşünmek, istediğine inanmak kendine göre bir siyasi fikre sahip olmak hak ve hürriyetine sahiptir.” diyerek her kişinin siyasi fikrine saygı duymuş ve bunu kişinin hak, hürriyetleri içinde görev telakki etmiştir. Atatürk’ü siyaset hayatı ve devlet yönetiminde başarılı kılanda bu olmuştur. O ilkeleri ile yaşayan ve bu ilkeleri Türk milletine yaşatmaya çalışan kabiliyetli bir asker, liyakatli bir siyasetçi ve tecrübeli bir devlet adamı idi. Atatürk’ü bilmek onu ilkeleri doğrultusunda anlamakla mümkündür. Mustafa Kemal hayatı boyunca izlediği politikalarında ilkelerinden ve Türk milletinin bağımsızlığından taviz vermemiştir.

Öyle ki, Milli mücadele ve Mustafa Kemal dönemi, gerekse Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, iç politikada olduğu gibi dış politikanın oluşturulmasında da M. Kemal’in ağırlığı ve bir çok konuda belirleyiciliği söz konusuydu. Özellikle, Türk dış politikasının genel yönelimini belirlemede Atatürk’ün son sözü söylediği bilinmektedir. O dönemin koşulları içinde Mustafa Kemal karar verici olarak kalmamış, gerektiğinde diplomasinin uygulanmasını da üstlenerek örneğin Fransa ile yapılan 21 Ekim 1921 antlaşmasının görüşmelerini bizzat yürütmüştür. Zor anlarda kritik kararlar vermek zorunda kalmış ve verdiği kararlar sonunda başarılar elde etmiştir. Cumhuriyet dönemi dış politikası grafiği incelendiğinde Atatürk dönemi dış politikasının dinamik, başarılar getiren bir politika olduğu; bu dönemde Türkiye’nin aranan, sözü dinlenen bir memleket olduğu da gözden kaçmamalıdır. Mustafa kemal iç ve dış politikada uzman görüşlerine de önem vermiş bakanlığın raporlarını da dikkatlice incelemiş, yakın çevresindeki yönetici ve diplomatlarla uzun tartışmalara girmiş kararlarını bundan sonra oluşturmuştur.

* - Çankırı Belediyesi - Prof. Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi – Araştırmacı (üye)


Not: ERHAN METİN - Tarih ve Kültür- Kayıkçı Matbaacılık-Çankırı 2004
aynen alınmıştır

DİPNOTLAR

1-Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi (Atatürkçülük) , Komisyon, Yüksek Öğretim Kurulu yay, Ankara 1997, s.9
-Türkiye Cumhuriyet Tarihi, Atatürk Araştırma Merkezi, C.2, s. 403-408
-Ahmet Mumcu, T.C İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, M.E.B.yay, Ankara 2003, s. 68
-Atatürk İlke ve İnkılapları I/2, Komisyon, YÖK.yay. , Ankara 1996, s.7
-Sabahattin Selek, a.g.e, s.209-210
-Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, Kastaş yay., İstanbul 2000, s.261-270
-Ahmet Mumcu, Atatürk ilkeleri ve inkılap Tarihi, s.69
-Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk edebiyatı vakfı yay., s.264
-Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Komisyon, Selçuk Üniversitesi yayınları, Konya 1998, s.384
-Baskın Oran, Türk Dış Politikası, İletişim yay, C.1, s.74
-Karman İnan, Dış Politika, Timaş, İstanbul 1999 s.113
-Can Dündar, Sarı Zeybek, Atatürk'ün son üçyüz günü, İstanbul 2004


Düzenleyen - Erhan Metin on 29/10/2005 23:35:50

Düzenleyen - Erhan Metin on 02/11/2005 12:32:19

Düzenleyen - Erhan Metin on 02/11/2005 12:33:54

serdengeçti
Okur


ankara
11 Cevap
Gönderim - 20/11/2005 :  12:42:05     
  Kaç kişi Atatürk'ün düşüncesine ve ideallerine sahip ve kaç kişi onun ilkelerini yaşatmak için çabalaıyor. Önce bunu düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Erhan Bey

 sayfa başına git


Forumda görüş beyan etmek ve yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir.
Yer alan ifadeler kişisel olup, hiçbir kurum ve/veya kuruluş adına görüş bildirilmez, bildirilse dahi kişisel kabul edilir ve yer alan her görüş yazarını bağlar. Site grup, cemaat, klik  vs bir sınıflama olmaksızın herkese açık olduğu için LÜTFEN POLEMİKLERE GİRMEYİNİZ, sadece kamuya sunacağınız bilgi ve görüşleri bizlerle paylaşınız. Yazılara yapılacak tenkitler edebi ve bilimsel formlar ve bilimsel etik açısından uygun olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal halinde, hukuka, ahlaka aykırı görüş beyan edildiği ve ticari reklam yapıldığı durumlarda yazının yayınına izin verilmez. Kitap,dergi tanıtımları ticari sayılmaz. Yazılarınızda yaptığınız alıntılar (iktibaslar) için açıkça kaynak gösteriniz.

Çankırı Araştırmaları sitesi'
nde yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının yada telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması, yayınlanmaması, editörlerimizin ve üyelerimizin kaynak belirtmeden herhangi bir alıntıyı sitemizde yayınlamaması önemle rica olunur. Kaynak belirtilmeksizin sitemizde yayınlanan alıntılar ve görüşler yazarlarını bağlar.

Kalite Anlayışımız:
Lütfen bildirilerinizi yayınlamadan önce yazım kuralları ve içerik açısından kontrol ediniz. Mümkünse önce word belgesi olarak yazıp denetleyiniz. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle buraya taşıyınız. Dilimize gereken özeni göstermeyen ve kurallara uymayan bildiriler silinecektir.

   



Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git