Çankırı Araştırmaları Sitesi | Forumlar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
          www.cansaati.org
   
 

 

 
 Tüm Forumlar
 Nurettin DERELLİ [Köşe Yazıları]
 
Anılarla Yaşamak
  Yazıcı Çıktısı /Yazıyı Bilgisayarına kaydet  

Yazan Önceki Konu Konu Sonraki Konu  
derelli
Yetkili Üye


ANKARA
201 Cevap
Gönderim - 02/05/2005 :  12:37:41      
Anılarla Yaşamak

Aşağıda okuyacağınız mektup metnini Çankırılı hemşehrimiz emekli öğretmenlerimizden Sayın Gülşen ÇİL’e aittir. Sayın Çil’in mektubunda bahsettiği şehidimiz kendi anlatımı ile rahmetli Sıdıka hanımın eşi şehit ALİ’ye ait olup, bu şehidimiz Çankırı’mızın Korgun ilçesi Kayıçivi köyümüzdendir.

Sayın Gülşen Çil’in anlattığı olay gerçek olup, tarihimizde 25 Nisan 1915 yılında Çanakkale harbimizde yaşanan ve kara harekatlarımız içinde mezar taşındaki yazılardan “Arıburnu Muhabereleri” olarak adlandırılan harpte şehit olduğu tahmin edilen kahraman Ali’miz ile bu harpte şehit olan Mehmetçiklerimizin vermiş olduğu göğüs göğüse mücadele sonucu zaferle kazanılarak, vatanı ve bayrağı için şehit olan kahraman Mehmetçiklerimizi minnet ve şükranla anıyor. Ruhları şad olsun diyorum.

Tarihe şahitlik eden emekli öğretmenlerimizden Sayın Gülşen(Molak)Çil’e teşekkür ediyorum.

Aşağıda metnini yayımladığım değerli öğretmenimizin bu mektubu rahmetli annesi Kayıçivi köyünden "Balcılar" lakaplı olarak bilinen Ayşe hanımın evlenerek soyadı (Molak) olmuştur. Sağlığında anlattığı hatırattan yola çıkarak kaleme alınmış olup Cansaati org sitesinde Çankırı tarihine ışık tutması amacıyla yayımlıyorum. Çanakkale’deki mezar taşında aynen” Mustafa Oğlu Ali” olarak yazılmaktadır.

Saygılarımla,
Nurettin Derelli

Anılarla Yaşamak
Gülşen ÇİL
“Maziyi nasıl taştan çizmişse denizler
Aşkın ebedi tarihidir yüzdeki izler...”Text

Nihal Erkut’un bu güzel rast şarkısını her dinleyişimde düşüncelerim öyle yoğunlaşır, şu yüzdeki çizgilerin anlamı öyle derinleşir ki hep rahmetli annem gelir aklıma.

Çanakkale Savaşını, Kurtuluş Savaşını ve 2 nci Dünya Savaşının zorluklarını gören annemin yaşadıklarını ondan dinlediğim zaman, hep o günüme şükrederim. Şimdi de şükrediyor ve dualarımda “Yurtta barış, dünyada barış” diyorum. Bu günlerde Bayrağımıza ve kutsal değerlerimize sahip çıkmayan onlara saygısızlık yapanların Türk olması, hatta insan olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

Yuvaları dağıtan, milletleri yıpratan savaş, yalnız cephede değil, cephede savaşan her askerin ayrı bir savaşı da onun geride bıraktığı yuvasında yaşanmaktadır. Yıllar önce günlüğümün birkaç sayfasına sıkıştırdığım annemin öyküsü herhalde bunu daha iyi anlatacaktır.

Yıllar sonra köyümü görmek istediğimi söylediğimde eşim beni kırmadı. Bir araba kiralayıp köye gittik.

Köyümü bıraktığım gibi bulamayacağımı biliyordum. Ne olurdu annemin mezarındaki topraklar, evimiz, bıraktığımız gibi kalsaydı.

Köyün yamacında durduk. Çocukluğumda inip çıkmaktan usanmadığım tepenin kayalık bir yerine oturdum. Yorulmuştum. Biraz nefeslendim. Karşı camiden ikindi namazını kılmış bir grup çıkıyordu. Evimizin yeri olduğunu tahmin ettiğim yerde taştan bir ev vardı. Ağaçlar, yollar, sanki daha küçülmüş, her şey öyle değişmiş ki neyin neresi olduğunu kestiremiyordum. Yollar.... BİR DİLİ OLSADA KONUŞABİLSE, dediğim yollar.... Daha bakımlı ama yerleri aynı. Artık at arabaları ve eşekler pek görünmüyor. Bazı kapıların önünde traktörler var. Taksiler var. Bu zaman içindeki hızlı gelişme köyümde de görünüyor. Baktım.... Baktım.... Neyi görecektim? Bilmiyorum. Kim kalmıştı kimi görecektim. Acıları çok olsa da özlediğim anılarımın deryasında buldum kendimi.

Çankırı Kayıçivi Köyü...... Çanakkale Savaşları için asker toplanıyor. Eli silah tutabilen her erkek bu savaşa alınıyor. Zaten bu durumda olanlar köyde kalmak istemiyorlar.

Savaşa katılmak en kutsal görev. Eğer vatan için savaşa gitme imkanı doğmuşsa, o en şanslı erkek oluyordu. Kadınlar, olaya sakin bakmaya çalışıyorlar. Gidenlerin belki bir daha dönmeyeceklerini biliyorlar, sabırla erkeklerinin hazırlıklarını yapıyorlar. Babam da bu savaşa gidiyor. İçimde tarifi imkansız bir öfke ve acı var ki, gücüm yettiğince bağırmak istiyorum ama hiç bağıramıyorum. Hatta konuşamıyorum bile.

Biliyorum, babam uzak yola, çetin yola gidiyor. “Ya dönmezse!" Diyorum ben onu görmeden nasıl yaşarım, ne yaparım.

Hazırlıklar tamamlanacak, bir sabah vakti hepimiz köy yoluna çıktık. Biz, uğurlayanlar giden kafilenin arkasındaydık. Babam, sekiz on metre ötede önümüzden gidiyor. O kadar kişi içinde o öyle farklı görünüyor ki! Koca kafile, içinde yalnız onu görüyorum. Gömleğinin kolları sıvalı, şapkasının siperini önüne indirmiş, sırtındaki torba bir omzunu iyice aşağı düşürmüştü. Pantolonuyla, pabucu arasındaki zayıf bileğinden annemin ördüğü çorap görünüyordu. Ara sıra dönüp dönüp bana, bize bakıyor, boşta kalan elini sallıyordu. İçimdeki sıkıntıya aldırmadan gülerek karşılık vermeye çalışıyordum. Tanrım ne çok seviyorum babamı, ne çok.....

Yol ayırımına geldik. Herkes vedalaşıyordu. Ben annemin elini ayrılık anının korku ve acısıyla sıkıca tutmuştum. Annemin ağlamamak için kendini sıktığını fark ediyordum. Babam ve herkes sıradan ayrılıp son bir kere vedalaşmaya başladılar. Ağabeyim benden önce koşup babama sarıldı. Babamla ağabeyim bir süre öylece kaldılar. Arkasından ben de sarıldım. O sırada beni kaldırıp kucağına aldı.

Öyle kaç dakika kaldık bilmiyorum. İşte o an hayatımda hiç unutamadığım ve hiç eskimeyen en mutlu anılarımdan biriydi. Ben babamın kollarında, babam canımda...

Sonra beni bıraktı, anneme yaklaştı. Annemin iki kolundan tuttu. Sevgi dolu bakışlarla;

- Bak Sıdıka, benden yana meraklanma, çocukları ve seni Allah’ıma emanet ediyorum. Ben dönmeyebilirim. Savaş bu. Dönmezsem üzülmek yok. Şehit ailesi üzülmez. Sen duanı eksik etme. Vatan sağ olsun. Ölüm öyle veya böyle hepimiz için. Paramızı yettiği yere kadar idare et. Gerisi Allah kerim.

Annem;
- Yolun açık olsun Alim. Bizi hiç düşünme. Evimizdeyiz. Köyümüzdeyiz, bize ne olur ki. Sen dikkat et. Allah’a duacıyım. İnşallah Türk’ün zaferiyle bitecek bu savaş.

Babamın nemli gözleri köyün yamaçlarına takıldı. Bir an döndü, tekrar yine bana, bize baktı... baktı.... Kafile başının düdüğü hepimizi hareketlendirdi. Babam yine, o koca torbasını omuzladı sıraya girdi. Köşeyi dönene kadar herkes sessiz bakakaldı. Yorgun, ümitsiz kalabalık, geri döndük. Yine ağlama sızlama yoktu. Bu sessizlikte hırs vardı, öfke vardı. Şimdi köy sessizdi. Köy erkeksiz kalmıştı. Sadece çok yaşlılar ve çocuklar vardı. O akşam eve girmeyi canım istemedi. Güneş dağların arkasına girerken gök kızıllaşmış, ben babamı şimdiden özlemiştim.

O günden sonra, annem, ağabeyim ben bir yaşam mücadelesine girdik. Annem durmadan tarlada çalışıyordu. Çok konuşamıyorduk. Ağabeyim hayvanları güdüyor, odunumuzu yarıyor, her işe koşuyordu. Bir arada olduğumuz zaman çok azdı. Babamı ve babamın bizimle olduğu zamanlarda duyduğum özlem gitgide çoğalıyordu. Annem ekmeğimizi evde yapardı. Ocağın üstüne koyduğu geniş saçta pişirdiği ekmekler öyle güzeldi ki! Kimse onun gibi pişiremezdi. Bana elbiseler dikerdi. Babam gideli, elbiselerimiz eskidiğinde yamalıyor ve yine giyiyorduk.

Aradan kaç ay geçti bilmiyorum. Babamın şehit olduğu haberini aldık. Yalnız babamın değil, birçok kişinin haberi kısa aralıklarla geliyordu. Yas yoktu. Bunlar sanki beklenen haberlerdi. Annem, ağabeyim daha fazla çalışmaya başladılar. Köyde herkes çalışıyordu. Zaman, bu tempo içinde beni de yoğurdu. Annemin birçok işine paylaşmaya başladım. Babamın yokluğu ile bizler hemen büyümüştük. Artık oyunlarımız, nazlarımız bitmişti. Annemin acısı ve işleriyle yalnız bırakmıyor onunla birlikte çalışıyorduk.

Çanakkale zaferini duyduk. Bu zaferden herkes gurur payını aldı. Ama çalışma, didinme durmadı. Arkasından istiklal savaşı... Bu sefer dört beş yıl içinde çocukluğunu bitirip askerlik yaşına gelenler uğurlandı. Ağabeyimi de gönderdik. Annem yine o eski metanetiyle;

- Özlemle yoksullukla geçen bu yıllar içinde hep ayakta durmaya çalıştık. Dualarım bu sefer yerini bulmuş olacak
Bu daha mühim. Hepimiz gidebilsek, düşmanı buralara kadar sokmasak, diyordu. ki, ağabeyim sağlıkla döndü. Behiye teyzem beni Çankırı’ya getirdi. Hayatımın geri kalan bölümü burada geçti. Cumhuriyetin kuruluş şenliklerini burada yaşadım. Burada evlendim. Şapka Devrimi nedeniyle Çankırı’ya gelişinde Mustafa Kemal Paşamı burada gördüm. Eşimle millet mektebinde okumayı yazmayı öğrendim.

Zaman geçiyor, mücadele bitmiyor, ama şekli değişiyordu. İkinci Dünya Savaşını görmedik, fakat yoksulluklarını yaşadım. Şimdi dört çocuk annesiyim. Hatta artık anneanneyim, babaanneyim.

Yıllar sonra babamın mezarını da Çanakkale’de bulduk. Ezineli Yahya Çavuş’un takımında savaşmış. “ 25 Nisan 1915 Mustafa oğlu Ali” Babama ait en son bilgi mezar taşındaki bu yazılar.

Ne yazık ki annem ve ağabeyim bunu göremediler.

Köyüm, seni şu yamaçta seyrederken kaç günü, kaç geceyi ve zamanı yaşadımsa şimdi hepside mazide kaldı. Her şeyin bir başlangıcı varsa, sonu da olacaktır. Önemli olan bu iki arasındaki zamanı onur ve şerefle yaşamaktır. Her Türk ailesi gibi ben ve ailem ve zamanı en güzel şekilde değerlendirdik. Bunun huzurunu yaşıyorum.

Bunca yıl sonra, eşimin çocuklarımın, torunlarımın sevgisi yanında yaşadığım kısacık baba sevgisi hep yüreğimdedir!

Bu kadar sevgiyi içinde barındıran şu yüreğimiz ne cömert.

Gülşen ÇİL



Resim, torunu Gülşen (Malak) ve Emekli albay Ali ÇİL.

imge
Yetkili Üye


ankara
31 Cevap
Gönderim - 05/05/2005 :  09:06:10       
  Sayın Derelli,
Böyle güzel bir anıyı okuma fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim. Bizlere böyle güzel bir vatan bıraktıkları için şehitlerimize minnetarız.
Saygılar,  sayfa başına git
sezen
Yetkili Üye



102 Cevap
Gönderim - 09/05/2005 :  07:33:47     
  Bizi soykırımla yada soysuslukla suçlayan insanlara sormak lazım vatanı için hiç düşünmeden canını ortaya koyan ve yine gidenlerini aynı metanetle yolculayan böyle bir millet nasıl olurda böyle bir şeyle suçlana bilir bilmiyorum. HAdi onlarda çıkıp desinlerki bizde bu topraklar için savaştıkta hakkımızı istiyoruz desinler. hayırlı günler

 sayfa başına git


Forumda görüş beyan etmek ve yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir.
Yer alan ifadeler kişisel olup, hiçbir kurum ve/veya kuruluş adına görüş bildirilmez, bildirilse dahi kişisel kabul edilir ve yer alan her görüş yazarını bağlar. Site grup, cemaat, klik  vs bir sınıflama olmaksızın herkese açık olduğu için LÜTFEN POLEMİKLERE GİRMEYİNİZ, sadece kamuya sunacağınız bilgi ve görüşleri bizlerle paylaşınız. Yazılara yapılacak tenkitler edebi ve bilimsel formlar ve bilimsel etik açısından uygun olmalıdır. Kişilik haklarını ihlal halinde, hukuka, ahlaka aykırı görüş beyan edildiği ve ticari reklam yapıldığı durumlarda yazının yayınına izin verilmez. Kitap,dergi tanıtımları ticari sayılmaz. Yazılarınızda yaptığınız alıntılar (iktibaslar) için açıkça kaynak gösteriniz.

Çankırı Araştırmaları sitesi'
nde yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının yada telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması, yayınlanmaması, editörlerimizin ve üyelerimizin kaynak belirtmeden herhangi bir alıntıyı sitemizde yayınlamaması önemle rica olunur. Kaynak belirtilmeksizin sitemizde yayınlanan alıntılar ve görüşler yazarlarını bağlar.

Kalite Anlayışımız:
Lütfen bildirilerinizi yayınlamadan önce yazım kuralları ve içerik açısından kontrol ediniz. Mümkünse önce word belgesi olarak yazıp denetleyiniz. Sonra kopyala-yapıştır yöntemiyle buraya taşıyınız. Dilimize gereken özeni göstermeyen ve kurallara uymayan bildiriler silinecektir.

   


-2147467259|Operation must use an updateable query.
Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git