Çankırı Araştırmaları Sitesi | Yazılar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
 

www.cansaati.org

   
 
 Ana Sayfa >> Yazılar >> .Şehir Yazıları >> Politika Yazıları >> SAVAŞIN GELECEĞİ

 
Başlık: SAVAŞIN GELECEĞİ

Muzaffer AKDOĞAN


Uluslararası ilişkiler bir disiplin olarak 20. yüzyılda I. Dünya Svaşı sonunda savaşı önleyebilmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Ancak uygulamada savaş nasıl önlenebilir sorusundan ziyade, büyük devletler arasında savaş nasıl önlenebilir sorusuna çözüm aramıştır. Bu itibarla, Thucydides'in Peloponezya Savaş Tarihi de uluslararası ilişkiler teorosinin ilk klasiği olarak nitelenen ve/veya uluslararası ilişkilere ilişkin ilk yazılı metin olduğu ileri sürülen bir kitaptır.
Devletler her zaman çıkarları doğrultusunda, fayda ekseninde hareket etmişlerdir ve edeceklerdir. Bunu 'ortak çıkar' ya da 'genel yarar' teraneleriyle maskelemeye çalışmaları hiçbir şeyi değiştirmez. Günümüzde savaşın gezegenimizden kalkmış olması gerçekten uzak bir hayal kalırken, savaş, hergünkü televizyon haberlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

1945 ile 1990 yılları arasında akıp geçen 2340 hafta boyunca, dünyamızın savaşmadan geçirdiği hafta sayısı olsa olsa yalnızca üç tanedir. Bu durumda bütün bu yılları savaş sonrası yıllar diye nitelemek güldürü ile içler acısı olayları birbirine karıştırmaktan başka bir anlam taşımaz. Bütün bu yıllar süresince yaşanan 160 çatışma sonunda 35-40 milyon kişi ölmüştü.(1)

1990 sonrası, önce Körfez Savaşı ardından Kafkaslar'dan Balkanlar'a uzanan ve el'an devam etmekte olan bir dizi çatışma, insanlarda yeni bir kaygıya sebep oldu. Kanlı savaşlarla dolu bir döneme mi giriyoruz? Peki bu savaşlar önlenebilir mi?

İcmalen çizdiğimiz genel çerçevenin hiç iç açıcı olmadığını itiraf etmekle beraber, savaşın hiç olmamasını beklemekte bir o kadar safdilliktir. Milletler savaşla hayat bulmuşlar ve yine savaşla hayatiyetini yitirmişlerdir. Seneca da "savaş milletlerin varoluşunun sonucudur" diyerek bu noktaya atıfta bulunmaktadır. Savaş, yaşam kadar doğal ve kaçınılmazdır. Kötülük insanlığın içinde etkili olduğu sürece savaş kaçınılmaz olacaktır.(2) Kenneth Waltz'ın da desteklediği görüşe göre "savaşlar onları engelleyecek birşey olmadığı için çıkar". Savaş, haklı olanın yanında ve yönünde olduğu sürece gereklidir... Mücerret olarak savaş iyidir demek kolay olmadığı gibi mücerret olarak savaş kötüdür demekte kolay değildir.(3) Çünkü silah hem zulmün hem de adaletin emrine aynı uysallıkla itaat eder.(4)
İslami terminolojide kavramı tanımı gereği şiddet içerikli bir eylem olarak kabul edersek menşeini, ilk insan Adem (as)'ın oğulları Habil ve Kabil hadisesine kadar götürmek pekala mümkündür. Ve yeryüzünün ilk silahı, bu hadisede kullanılan ölü bir sığırın çene kemiğidir. O günden beri süregelen bir tartışmadır silahın mı, yoksa insanın mı daha tehlikeli olduğu. O zamandan bu zamana harp harbi beslemiş, günümüzde de etnik ve kimlik bunalımlı çatışmalar halinde devam etmektedir. İnsanoğlu varoldukça da insana mahsus şiddet dürtüsü belirli zaman ve mekanlarda nüksederek, savaş denen toplumsal etki aksülamel verecektir.

Savaş yöntemleri, savaş biçimleri herzaman aynı değildir. Bunlar gelişme şartlarına uygun olarak, esas olarakta üretimin gelişmesine uygun olarak değişirler. Cengiz Han'ın zamanındaki savaş yöntemleri, III. Napollean'un zamanındakinden farklıydı. 20. yüzyıldakiler de 19. yüzyıldakilerden farklıdır.(5) Hiç şüphesiz günümüz savaşları da 20. yy savaşlarından farklı olacaktır. Ancak savaş eyleminin kendisi pek az değişmiştir. Aldığı biçim ne olursa olsun savaş, halen bir insanın diğerine hükmetmesi meselesidir. Aletler değişmiş olabilir, fakat aletleri kullanan insan halen aynı insandır.

Modern savaş sanatını; savaşın bütün biçimlerini ve bu alanda bilimin bütün buluşlarını öğrenmek, bunlardan akıllıca yararlanmak, bunları yetenekle birleştirmek ve bunlardan birini ya da diğerini şartların uygunluğuna göre zamanında kullanmak oluşturur.

Alvin ve Heidi Toffler' göre, insanlık üç büyük değişim dalgası yaşamıştır. Bunlardan ilkine 'tarım devrimi' yolaçmıştı. İkinci dalga ise kitlesel sanayi üretimine ve savaşın sanayileşmesine sebep oldu birinci dalgada savaşın tarımlaştığı gibi.
70'li yılların sonundan bu yana üçüncü bir dalga çıktı ortaya. Bu dalganın üretim faktörleri artık emek ve hammadde değil, yalnızca bilgi. Gelecekte üçüncü kuşak savaşlar, yan zararları en aza indirgeyerek, verecekleri zararı kişiselleştirebilen son derece geliştirilmiş silahlarla gerçekleştirilecek.(6)
Toffler'ler şu noktaya dikkatimizi çekiyorlar: Zenginliği yaratmanın yoluyla savaş yapmanın yolu aslında aynıdır. Bugün teknolojide ve iş dünyasında yaşanan devrim nitelikli yenilikler, hemen ordulara ve savaş yapma biçimlerine yansımaktadır.

Savaş biçimlerinin de tarih içinde nasıl geliştiğini anlatan bu iki düşünür; yarın, bilgi ve iletişim, ileri ekonomilerin çekirdeğini oluşturacağı için "yazılımın çelik üzerindeki zaferini göreceğiz" diyorlar. Yarının dünyasında askeri kararlar veren robotlar, genetik silahlar, yapay gerçeklik silahları ya da diplomasinin yerini alan dijital medyayı görebileceğiz.
Günümüzde bilgi ve iletişimin ulaştığı teknolojik seviye ile savaşların sanal ortamlara taşındığını görmekteyiz. Burada mücadele bilginin mücadelesidir. Svaştaki şiddet unsuru yerini 'zarar verme' mantığına devretti. Karşı tarafın bilgisayar mekanizmasını kullanılmaz hale getirmek, sistemlerini çökertmek, haber ağını devre dışı bırakmak gibi yapılan hasarlar sanal savaşın başarı girdilerini oluşturmaktadır.

Daha öncede ifade edildiği gibi teknolojideki devrim nitelikli ve içerikli gelişmelerin vakit kaybedilmeden taktik ve teknik itibariyle orduya ve savaş biçimlerine uyarlanmaktadır. Teknolojideki devasa gelişmelerin, dur durak bilmez bilimsel buluşların yine aynı hız ve heyecanla savaş yöntem ve biçimlerinde kullanılabilir kılınması, kaygı veric ve ürkütücü olurken savaş teknolojisini bu raddeye getiren ülkelerce de, güven verici ve ticari getiri aracı olarak kabul ediliyor.
Briand-Kellog Misakı ile savaş tamamen yasaklanmış ve milletler arası bir suç olarak kabul edilmiştir. BM örgütünün, BM Andlaşması'nın imzası ile Briand-Kellog Misakı teyid ediliyor ve tüm milletler arası toplumu bağlayacak düzeye getirilerek, evrenselleşiyordu. Buna rağmen savaş teknolojisi, önüne geçilemez durumda ve yine devletler bütçelerinin büyük bir bölümünü bu alana ayırmakta.

Soğuk Savaş döneminin iki dev gücü, Rusya ve ABD, son günlerde stratejik istikrar kapsamında, stratejik saldırı silahları (START) konularının, stratejik savunma silahları (ABM) sorunlarını birbirinden ayrı görüşülemeyeceğini vurgularken, %75'ini nükleer silah başlıklarında, kalan %25'inin de özel depolarda bulunan plütonyum stoklarının kullanım dışı bırakılmasında hemfikir gözüküyorlar.

Silah sınırlandırılmasına gidilmesi, nükleer tehdit unsuru uzun erimli füzelerin kaldırılması, plütonyum kaynaklarının kullanım dışı bırakılması, teknolojik savaş silahlarının hedef olarak kişileştirilmesi ya da verdiği zararın en aza indirilmesi ve bu yönde gelişen gelişmeler ümit verici olmakla birlikte insan denen tamahkâr varlık ve içinde taşıdığı doymak bilmez 'sahip olmak' ve 'güçlü olmak' hırsı insanı derin derin düşündürüyor. Barışın yaşandığı, savaşların olmadığı bir dünya belki hepimizin temennisi, ama sadece sözde kalan bir temenni.

Her komutan ve devlet tarafından bilinen bir gerçek vardır. Bu gerçek; "savaş hiledir". Strateji, teknik ve taktikleri ile hile yollu savaşa hizmet etmektedir. Bu nedenle hileyi stratejiye eşdeğer tutabiliriz. Bu itibarla günümüz barış söylemleri, silahsızlanma girişimler havada kalmaktadır ve kalacaktır.

NOTLAR

1 Alvin ve Heidi Toffler, Guerre et Contre-guerre; XXI. siécle, Paris, Fayard, 1994, s. 24. Edward Luttak ise 1945 ile 1989 yılları arasında 158 tane savaş olduğunu, 23 milyon kişinin öldüğünü söylüyor. "Toward post heroic warfare", Foreign Affairs, Mayıs-Haziran 1995, s.109-122
2 Sezai Karakoç; Sûr, Diriliş Yayınları, İstanbul, s.140
3 Karakoç, age. s.140
4 Ahmet Turan Alkan; Üç Noktanın Söylediği, Ötüken yayınları, İstanbul-1996, s.197
5 Josef Stalin, Strateji&Taktik, Yorum Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-1992, s.33
6 Pascal Boniface, Güçsüzlük İsteği, Uluslararası ve Stratejik Tutkuların Sonu mu?, Yapı Kredi Yayınları, Çev. Alp Tümertekin, İstanbul-1997, s.63


Hit: 360
Oylama: Oy Puanı: 0 Oy Sayısı: 0 (Puan aralığı: 1 = çok kötü, 10 = çok iyi)
Eklenme Tarihi: 01/06/2003
Yazan/Kaynak: Muzaffer AKDOĞAN
Yazanın Emaili/websitesi: n/a
Gönderen: admin
Yorumlar: 0 Yorumlar |


Geri Dön
İlgili Diğer Makaleler
“ÇANKIRI’YA ÜNİVERSİTE KURULMASINI İSTİYORUZ” İMZA KAMPANYASINDA SON DURUM

APOLLON ve DİONYSOS

BAŞBAKAN'DAN ÇANKIRILILARA FAKÜLTE SÖZÜ

Çankırı’nın Faydalanabileceği Teşvikler

Hastalıklı Şehir

iki konuda...

Kim Söyliyecek

Milletvekillerine Genel Sorular

SAVAŞIN GELECEĞİ

SAYIN HİKMET ÖZDEMİR'E AÇIK MEKTUP

SAYIN ÖMER SAĞLAM'A CEVAP

TEBRİK-TEŞVİK-TEKLİF

-2147467259|Operation must use an updateable query.
Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git