Çankırı Araştırmaları Sitesi | Yazılar  
Çankırı Araştırmaları Sitesi  
Çankırı Araştırmaları Sitesinin 2002-2005 dönemi arşiv kayıtlarıdır.
 Arama Forumlar  Yazılar  Resimler  İletişim  
 

www.cansaati.org

   
 
 Ana Sayfa >> Yazılar >> Çankırı Şairleri >> Ahmet Talat Onay (1885-1956) >> YAPRAKLILI HALK ŞAİRLERİ

 
Başlık: YAPRAKLILI HALK ŞAİRLERİ

YAPRAKLILI HALK ŞAİRLERİ YESARİ
Tuht Nahiyesinden olan bu aşığımızın hayatı hakkında fazlaca bilgi yoktur. Yesari'nin Bektaşi olduğu söylenmekte ise de, Hacı Bektaş dergahını sık sık ziyaret ettiği, ve uzun müddet orada kaldığı için "Bekîa-şidir" denilmektedir.
Hacı Bektaş dergahından Ankara'da Marif Vekaleti Kütüphanesi'ne nakledilen mecmualardan birinde Yesari'nİn bir çok şiirine rastlanmıştır. Yesari, 1283'den sonra türbedar olmuştur. Şair Zahmi ile düşüp kalktığı eserlerinden anlaşılmaktadır.

Şiirlerinden örnekler verecek olursak;

Dillerden kimin hayrile hem yadı Alidir Bil ruzı haşir anların imdadı Alidir
Var mı görecek dide-i dünya ile aya Cibrili-eminin dahi üstadı Alidir
Sevdiğile haşreyler ise ademi mevla Ey Hoca benim sevdiğimin adı Alidir
On iki imam bende-i ol halikı mahfi Makbulı hüdadır olan evladı Alidir
Gam çekmesin her dildeki her demde (Yesari) Herzikrü hamidle dahi hem nadi Alidir

MÜSEDDES
Vücud iklimini seyreyleyen bir gühi kafız biz
Anasır hükmünün cemi'yyeîinde nuru kafız biz
Serapa hakü gevher madeni kurbinde safız biz
Ümidi kesmeyiz haktan kerem zulmünden afız biz

Sakın aksi tefehhüm etmeyin beyhude lafız biz
Biziz ol bir bölük üfîadeler hep bertaraftz biz

Bizim her bir vücudumuz serapa haki gevherden
Güher sandığına el sokmuşuz bir rahmi maderden
Ümidi kat'edüp bas eymeyiz hiç, hayrile serden
Bize böyle nasihat eylemişler özge bir pirden

Sakın.............................................................
Biziz ol..........................................................

Oku bu sureyi Meryem bile bilmez bilen dir mi
Bir ademden kamu alem bile bilmez bilen dir mi
Süleymanım diyen haîem bile bilmez bilen dir mi
Ki bir menim diyen adem bile bilmez bilen dir mi

Sakın............................................................
Biziz ol..........................................................

(Yesari) Tali'u ikbalimi ben eyledim takrir
Bana bin rızk içinde-eylemiş yekdanecik takdir
Bihaşa görmedim yekdaneden gayri ben oldum pir
Kulak tut zahide bu nutkumu ben söyleyim bir bir

Sakın.............................................................
Biziz ol...........................................................

MUSAMMAT KOŞMA
Sevdim bir dilberi, gönül serveri
Dudağı sükkeri em, emcesine
Gezmişim her yeri, böyle bir peri
Görmedim ek'seri ademcesıne

Sevdaya duş ider, aşkı çüş ider
Her sözü kuş ider, firamuş ider
Cilve cunubuş ider hatır hoş ider
Badeler nuş ider hemdemcesine

(Yesari) bu kare düştü ne çare
Eyledi avare o kaşı kare
Alem aşikare derdine çare
Sırrınca o yare merhemcesine

Ey canımın canı, açma dihanı
Erkanı merdanı, ehli sen bul
Sure-i rahmanı, seb 'alemsanı
Mucizi rabbani şerri fende bul

Cihanın her ışı, çekerse kişi
Aksidir git işi, itme teşvişi
Sür çıkar endişı, gıi ile kişi
Git bir dervişi mücerrede bul

Ezelden aiıkın, aşka yanıkın
Her sözü sadıkın mürde tanıkın
Mahbubülhatikın, vusla layıkın
(Yesari) aşkın yedi yerde bul

Hazreti Mevlanadan budur niyazım
Pervaneler gibi nare düşesin
Dilerim derdine derman olmasın
Şeyda bülbülü gibi zare düşesin

İki yakan bir araya gelmesin
Seni gören hiç merhamet bitmesin
Ağlamaktan bir dem yüzüm gülmesin
Genç yaşında ihtiyare dönesin

İki gözün birden hem olsun alil
Ellerin göğsünde gez melil melil
Genç yaşın içinde ol seril sefil
Böyle bir sitemle yare düşesin

(Yesari) ağladı sen dahi gülme
Gez dolaş dünyada bir murat alma
Ölürsen ahrette hiç iman görme
Yılanı çok bir mezare düşesin.



HAMDİ
Hayatı hakkında bir kaynak bulunamamıştır. Yapraklılı olduğu bazı kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Bazı mezar taşlarında kitabeleri, Büyük caminin karşısındaki şadırvanda 1302 tarihi vardır.

Eyyühennas al bu çeşmeden vuzu'durma hemin
Kıldı itmam himmeti sahi nebiyel mürselin
Hamdiya gel iş bu beytin cevherinden tarih al
Gafil olma hal bulursun oku daim ya muin.



AŞIK ÖMER
Meşhur Aşık Ömer bazı kaynaklarda Çankırı’lı olarak tanıtılsa da aslen Yapraklı Yüklü Köyündendir. Evinin yeri bile bellidir. Kimse bu aşığa hürmeten buraya ev yapmaz. Köyün önündeki köprü Aşık Ömer'in hayrıdır, o yaptırmıştır. Köy halkı bu köprüyü bu günde tamir etmektedir.
Aşık Ömer şehri cenup veya şark tarafındaki değirmenlerinden birinde değirmenci imiş. Bir hıdırellez (Hıdır tlyas) gecesi değirmen birden bire durmuş Uyuyan Aşık Ömer sesin durmasıyla uyanmış; sebebini anlamak için dışarı çıkmış ve ağaçların secdeye kapandığını, suların uyuduğunu görmüş. Derhal belindeki yağlığını çıkılması mümkün olmayan bir kavak ağacının tepesine bağlamış, o dakikada dualar kabul edildiği için .
"- Yarabbi sazımın üzerine saz, sözümün üzerine söz olmasın."diye dua etmiş. İşte saz ve sözündeki kudret ve halavet bundan ileri gelmiş, keramet sahibi olmuş {Ahmet Talat 13.14.Sah), Şiirlerinden örnekler bulunamamıştır.



OSMAN KUMRU
(Kendi Kaleminden Biyografisi)
1926 yılında .Çankırı'nın Yapraklı ilçesinde doğdum. İlkokulu bitirdiğimde babam vefat etmişti. Yetim kardeşlerimle hayata atıldım. Ankara'da zor şartlar altında amelelik dahil çeş(tli işyerlerinde çalıştım. Birçok meslek öğrendim. Askerliğimi yapıp 1950 yılında kamu sektörü olan Makina Kimya Fabrikasına işçi olarak girdim. Çeşitli kurslara katılıp memur oldum. 1954 sonunda ise emniyete intisap ederek polis okulundan mezuniyetimi müteakip teşkilatın çeşitli birimlerinde bir çok vilayet dolaştım. Bu arada ayrıldığım ilk eşimden bir kız bir oğlan, şimdiki ikinci eşimden de bir oğlan babası oldum. Geçen yıllar arasında müzikle meşgul olup, kanun enstrümanı icra ettim. Ayrıca kütüphanelerde değerli eserlere kendimi vererek bilgi dağarcığımı doldurdum. Emekli olduktan sonra 1980 yılında Almanya'ya gittim ve orada müzik yapıp, dersler verdim. 1984 yılında ise kesin dönüş yaparak İstanbul'a yerleştim. Şimdi ise yılın 4 ayını İstanbul, 8 ayını da Yapraklı’daki bahçe evinde geçirerek bugünlere geldim. Hamdolsun.
Eserimi okuyanlar Belki takdir edecekler Belki de gülecekler Öyle bir gün gelecek heyhat Osman ölmüş diyecekler

YAPRAKLI'YI TANIMAK
Bu kez Yapraklı'yı yazmak isterim
Zira böyle emrediyor hislerini
Ben ilçeme derin saygı beslerim
Okuyunca bana hak verirsiniz

Tüm çevresi yeşil ağaç
Yapraklı Tepeleri çeşit renkli topraklı
Buraya yerleşen elbette haklı
Okuyunca bana hak verirsiniz

Güney kısmı ova, doğulur harman
Doğusu, batısı, kuzeyi orman
Tertemiz havası dertlere derman
Okuyunca bana hak verirsiniz

Araziye nispet nüfusu azdır
En güzel zamanı ilkbahar yazdır
Çiçekler açınca her yer beyazdır
Koklayınca bana hak verirsiniz

Ne kavga olur, ne de arsızlık
Ne cinayet olur, ne de hırsızlık
Ne rüşvet olur, ne de yolsuzluk
Yoklayınca bana'hak verirsiniz

Camileri gibi, okulu da çok
Eski zaman gibi cahilleri yok
Çok şükür halkının şimdi karnı tok
Görünce bana hak verirsiniz

Dedem çamı, Muşgöl, Tekne Kayası
Güllü Alan, Çandak, Dedeköy Yaylası
Ödennesı, Bükleri, Büyük Yaylası
Dolaşınca bana hak verirsiniz

Panayır yerinde güreş festivali
Tertiplenir her yıl bayram misali
Bulunmaz ilçemin eşi emsali
Seyredince bana hak verirsiniz

Kırk çeşmeli pınar yeri kazılmış
Mermerlerden kitabeler yazılmış
Hayırseverlerin adı dizilmiş
Okuyunca bana hak verirsiniz

Tepeler yarılıp, yerler düzlenmiş
Çevreleri fidanlarla bezenmiş
Emekleri geçen hayli özenmiş
Görünce bana hak verirsiniz

Birçıkıver Yapraklı'nın dağına
Bir bakıver etrafına, sağına
Yolun düşsün bahçesine bağına
Seyredince bana hak verirsiniz

Pınarlardan soğuk sular içiver
Yeşil çamlar arasından geçiver
Büyük Yayla konağında göçüver
Dinlenince bana hak verirsiniz

Bendin başındaki mavi gölete
Yolun düşer ise anlat millete
Burada yaşayanlar düşmez illete
Öğrenince bana hak verirsiniz

Büyük şehirlerde artık kalınmaz
Kalınsa da asla mutlu olunmaz
Yapraklımız gibi ilçe bulunmaz
Yerleşince bana hak verirsiniz

Turizme, halka dönük hizmetler
Saymakla bitmiyor iş bu gayretler
Mahallinde gören eder hayretler
Söyleşince bana hak verirsiniz

Başta genç kaymakam Murat Beyleri
Başkan Karamanoğlu Ahmet Beyleri
Katkılarından ötürü personelleri
Şükranla anarsam hak verirsiniz

YAPRAKLI'DA DEĞİŞİK İSİMLER
Yöremizde kullanılan İsimler
Düşünürken geliverdi aklıma
Canlı cansız, yenir yenmez cisimler
Unutmasın bizden sonra nesiller

Yüksek tepelerin isimleri "gaş"
Yemeklerin, fidanların adı "aş"
Kuru ağaçlara "ayağın gürü"
Yeşillerine biz diyoruz "yaş"

Büyük küfelerin isimleri "hey"
Mandaların ise "kömüş" veya "bey"
Tekeye "erkeç", yavruya "çebiş"
Eşeği yürütürken diyoruz "deney"

Dibek tokmağının adı "solku"dur
Koyundan küçükler "şişek", "îoklu'dur
Köpeğe "enük", yavruya "gölbez"
Diyen bu halkımız sanki haklıdır

Küçükbaş sürünün adları "davar"
Dağdaki kurtların adı "canavar"
Neden saksağan, alaca kargadır?
Yazmaya başlarsam bende çok şey var

Atlara, katıra "gel kın kırı'
Yürümesi için diyoruz "hoşt hösî"
Koyuna, keçiye "gel gizi gizi"
Diyoruz ekseri biz bazı bazı

Büyükbaş hayvana "gel gebiş gebtş"
Yürütürken diyoruz hep "dovvah dovvah'
"Ceviz kedisi, çokelez" sincabın adı
Gugukkuşuna "Ibübük", ördeğe "badı"

Yaşlı hanımlara diyoruz "ebe"
Hamile hanıma diyoruz "gebe"
Yemeniye "çember", çembere "gaman"
Yeni icatların adı "ahir zaman"

Öküz sopasının adı "çermek"tir
Ahır penceresi ise "temek"tir
Çöplüğe "terslik', çömleğe "caba"
Tarım aletine "anadut yaba"

Başörtüsü atkıların adı "çar"
Derelerin adı "coplan" ile "yar"
Teskereler "genge", süzgeç "iliştir"
Eski eşyaların adı "külüstür"

Ekin yığınına "çeç", çeçe "hereni"
Yazmak istiyorum akla geleni
Küçük salkım "cımbıd", çuval da "harar"
Bilmeyen öğrensin belki işe yarar

Semizotu "soğukluk", fasulye "pakla"
Maydanoza "bağdeniz" deriz ne hakla
Doluya "sivürcük", kuşa "sığtrcuk"
Unutma bunları kafanda sakla

Pideye "dınnaklı", yufkaya "yoka"
Peynir/e kızartılan yufkaya "musga"
Rüzgara "örüsger", depreme "hareket"
Düşündükçe yazalım ha bereket

Gübreye "kemüre", hindiye "çoluk"
Çapaya "çepin", nefese "soluk"
Çökelek peynirin adı "keşelek"
Isırık artığı meyva "eşelek"

Ekmek yapılırken lazım "yastağaç"
"Kendürük", "eysiran", hem de "oklağaç"
"Bikleğec"i ister pişen "bazlamaç"
Ağzım sulanıyor, çünkü karnım aç

Yeter dertli Osman burada bitir
Birazda aklına başka şey getir
Bitmeyecek ilginç sözlerden vazgeç
En iyisi başka konuları seç

YEMEKLER İDİ
Bir yemek vaktinde hayale daldım
Eski yiyecekler geldi aklıma
İlham geldi, kalemi elime aldım
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Pestil ezmesiyle tava çöreği
İri hamur ile tatar böreği
Bağ ekşisi ferahlatır yüreği
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Fırın keşkeğini kepçeyle dövmek
Kemikli etini sıyırıp gevmek
Yazma çöreğinin gözünü sevmek
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Tepsiye kotarılmış harmandaşları
Yarmadan yapılan yarmalı aşları
İnce bulgurdan fit f it aşları
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Sac üstünde pişiveren bazlama
Katmer ile içi yağlı gözleme
Kömür üzerinde kanlı cızlama
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Cevizli makarnaya pekmezi dökmek
Yarısının üstünde peynirli ekmek
Cümcük hamurunu köşeli bükmek
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Unu yağla kavrulmuş bulamaçlar
Yayık ayranı katılmış dutmaçlar
Şıradan peliza, pirinçli sütlaçlar
Tadına doyulmaz yemekler idi

Yumurtayı gök paklayı kavurmak
Ak paklada sızguçiarı sıyırmak
Eriklide çekirdekleri ayırmak
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Külde pişer değirmenin külçesi
Közde pişer baldırcanın cücesi
Ya gartalaç ya da yoka incesi
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Haşlanmış yumurtayı yokaya dürmek
Veyahutta bitmiş pekmezi sürmek
Üstüne ince cevizler ekmek
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Toprak çabalarda güveç ve silkme
Yokayı kürek yap, durumu bükme
Çalkamayı ağır iç başına dikme
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Gabak bastısına cevüzler ekmek
Öküzhelvasına pekmezler dökmek
Peynirli söndürmeyi üstüne yemek
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Ayda gıruk, gaçamak, doktutan, pıhtı
Çorbası yapılan gıdamın otu
Mis gibi kokarken davarın eti
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Asmadan koparılmış yaprak sarması
Evlekten koparılmış gabak dolması
Üstünde de gaymaklı yoğurt olması
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Gımalı, mercimekli tarhana çorbası
Garga beyni-yahut yoğurt boranası
Yahutta pekmezli yumurta gayganası
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Dağarcukda gıymalar hep teker gibi
Küp içinde pekmez bitmiş, şeker gibi
Sade yağ kokusu can çeker gibi
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Toyga aşı, içi yoğurt naneli
Alaca pilav içi pirinç daneli
Un helvası sadeyağ miyaneli
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Bulgur gazanına misin sürmek
Altındaki közlere gumpiller gömmek
Pişmiş armutların balını emmek
Tadına doyulmaz yemekler idi

Nerde cevizli, etli sucuklar
Pekmezli daîlı o helvacıklar
Badem hıyarlı nefis cacıklar
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Kesilen etlikler kavrulur ceste
Dikilen ilüşküler kurur güneşte
Tirit için ayak kelle ateşte
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Yokaya sarılan gıkırdak gavurması
Ekmeğe sürülen süt balı savurması
Hele mısır, nohut, buğday gavurgası
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Kor üstünde etlerin közlemesi
Sac üstünde sade yağ gözlemesi
Mantar gibi gabarmış bazlaması
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Hepimizin çekiyor canı nefside
Ama hayal oldu tümü hepside
Kimi tencirede, kimi tepside
Tadına doyulmaz yemekler idi.

Şimdi binbir çeşit şeyler yiyoruz
Yesek te eskilere dönsek diliyoruz
Hep o günlere dönsek diyoruz
Tadına doyulmaz yemekler idi.

YAPRAKLI'YI HATIRLAMAK
Çankırı'dan doğuya uzanan yolda
Sarıbaba mezarlığı katıyor solda
****** değirmeni dokuz dolayda
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Gide gide çeç tepeyi geçersin
Tatlıptnar suyundan da içersin
Kavaklar altına uzanır göçersin
Bu yol.bizi Yapraklı'ya götürür

Derken yolun düşer ovaya, yazıya
Yokuştan sonra gıravut yazuya
Gayretlenip gemi alırsan azıya
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Çilin yazudan sonra Yüklü görünür
Etrafları yeşilliğe bürünür
Garacözün köylüleri sürünür
Bu yo] bizi Yapraklı'ya götürür

Sana iki yol vardır birin tercih et
Şayet yaya isen sciu takip et
Söğütlü pınarda acı suyu terk et
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Gide gide varırsın kireçli yöreye
Ardından girersin buvarsuk dereye
Kuyudan su içmeden gitme ileriye
Bu yo! bizi Yapraklı'ya götürür

Şapşağı bırakıp kuyu yanına
Yolun saracaktır deve boynuna
Terlersin kalın giyme eynine
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Taşlıçaydan sonra garacözüne
Oradan yolun düşer koru özüne
Yorgunluktan ağrı girer dizine
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Vasıtalı isen aşağı yolu seç
Yüklü köyünden sonra saccoğazı geç
ihmal etme asa suyundan iç
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Hayran kalırsın söğüt, iğde, aluca
Arkasından görünür şirin buluca
Çevresi yemyeşil hem de suluca.
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Tut yazusu, tek ceviz ve mezarlık
Solun görü deresi söğütlük, sazlık
Yukarısı namazgah, harmanı düzlük
Bu yo! bizi Yapraklı'ya götürür

Buluca yokuşunu çıktığın zaman
Görünür Yapraklı ilçesi hemen
Sulan buz gibi havası yaman
Bu yol bizi Yapraklı'ya götürür

Üçbin nüfus beşyüz elli hanedir
Evleri ahşap ekseri viranedir
Burada yaşamakta bir gayedir
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Tüm çevresi engebeli dağlıdır.
Etekleri bahçelidir, bağlıdır
Yağı, sütü, peynirleri yağlıdır
Eski Tut nahiyesi. Yapraklı İlçesi

Ahalisi bağlıdır dine, töreye
Galip gelmişlerdir bite pireye
Tren, uçak uğramaz bu yöreye
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Halkın tüm geçimi bahçeden, bağdan
Bazılarının da rençberlik ve dağdan
Kimisinin de yayladan, peynirden, yağdan
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Meskenler iki kat kerpiçten mamul
Çatıfan oluklu kiremidi hamil
İnsanları ağırbaşlı ve kamil
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Üç minaresi var, çok camileri var
Bazıları geniş, bazıları dar
Fazla kış olursa yağar çokça kar
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Ormanları, dağlan taşıyla güzel
Harmanları, bağları kaşiyle güzel
Hava, suyu, yemeği, asiyle güzel
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Pekmezi, üzümü, koruğu güzel
Elması, armud,u, eriği güzel
Coluğu, tavuğu feriği güzel
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Her sokak başında akar pınarı
Altında çam oluk, eskimiş kenarı
Cereyan verilmiş yanar feneri
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Halkında yoktur ahlaksız çakal
Erkeği genç yaşta bırakır sakal
Bir külhanbeyi vardı Kuddusi Çatal
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Birde eskiden babayiğit höddelek
Dalı sabah deyince titrermiş yürek
Gittiği yerde varmış koyunla börek
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

İlçenin alimi Hacı Mustafa Efendi
İlçenin muallimi Hacı Hafız Efendi
İlçenin hamidi Haseki İslam Efendi
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Yine ulemadan Hacının AH Efendi
Eşraftan Hafız Şükrü, İrfan Efendi
Bekir Bey, Gıdılar, Hamdı Efendi
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Velhasıl halkının temizdir kökü
İçlerinde bulunmaz serkeş ve kolu
Doğruluk severler vermezler fiti
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Erkekler baş açık pek dolaşmazlar
La havle çekerler kötüye bulaşmazlar
İçkici ve kumarcıya pek yanaşmazlar
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Hanımlar kapalı hep giyerler çar
Sadece helaline yüzünü açar
Din ve töreye bağlı günahtan kaçar
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Yediden yetmişe ibadet eder
Hep atalarının izinden gider
Borcuna sadıktır vaktinde öder
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Hakim, avukat doktor, mühendis
Kaymakam, hemşire, amir ve polis
Çoktur kasabalı yok mevzuu bahis
Eski Tut nahiyesi. Yapraklı İlçesi

Bırakmazlar oruç ile namazı
Pek bulunmaz içinde beynamazı
Büyüye inanmaz, yok sihirbazı
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Birde şu dedikoduyu bırakabilsek
Kahveden kapıdan eve girebilsek
Geçmişi bırakıp ileriyi görebilsek
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Her evde elektrik, su, televizyon
Çamaşır makinesi, buzdolabı, telefon
Eskiden yoktu radyo, gramofon
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Cuma günleri pazarı kurulur
Çok çabuk geçer ortalık durulur
Uzaklardan gelen kimse yorulur
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

İlçe oldu amir, memur geldiler
Yaşanacak yer olduğunu bildiler
Akranlarımızın çoğu öldüler
Eski Tut nahiyesi. Yapraklı İlçesi

Yaşlıları giyer lastikle mest
Camilerde giyer çıkacak arakçın fesi
Gürültü etmezler keserler sesi
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Gayet çabuk imamları, hocası
Hep kazaktır hanımların kocası
Gide gide çoğalıyor hacısı
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Hayret eski bereket şimdi kalmadı
Buzağı emmedi inek almadı
Eski gibi üzüm, meyve olmadı
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı ilçesi

Ya soğuklar vurur, ya dolu yağar
Mahvolur ağaçlar üzüntü boğar
adeyağ, peynir yok, sütü az sağar
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Yollar güzel oldu vasıtalar çok
Çarşıda her şey var bir kuş sütü yok
Emekli çoğaldı herkesin karnı tok
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Halkın yarısından çoğu yabanda
Sendeki rahatlık yoktu babanda
Sürüyle davar var şimdi çobanda
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Birazda çevreyi hatırlayalım
Konuyu dağıtıp batırmayalım
Bir şeyler yazalım oturmayalım
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Gürgen, Ilısılık, Dibisin dağı
Ödenne, Bükler, Kedigıran bağı
Meşhur Büyükyayla, Teknekaya yağı
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Guyucağın gaş, Akçoğun, gaş, selaan gaş
Dikenni yayla, sünnük oylağan gaş
Suğusduğu, öte dağ ile papurun gaş
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Öküz pınarı, mehran, eşgıdının dağı
Balhaçce, gavaklıgöz, örencük dağı
Analıgazı, imamın erüklü, Yapraklı
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Badem çamı iki çay gavuşuğu, armucca
Dümbek cevüzü gavak gecesi ayulubaça
Garamadan,bendin başı,çamahmetin baca
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

Meselce yazu, akbayır ile aluçlu düz
Çığlarım ağılı, hur'şudin gölünde yüz
Daşiıharman, yamaçlıbağ, eteşgötü düz
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi

****** govası, dönekdondurun dere
Küllük depe, azyazu gecesi, garaboydere
Tut yazusu, keleşoon dere, gumluk dere
Eski Tut nahiyesi, Yapraklı İlçesi



İSMAİL KINACI
(Kendi Kaleminden Biyografisi)
İlkönce soyadımı ihtiva eden "Kınacı" kelimesinin neden alındığını açıklamak mecburiyetindeyim. Buradaki "Kınacı" kelimesi, ne kına ticareti, ne de kına yakma işlemi ile ilgili olmayıp. dedem Mustafa'nın düğünlerde tebdili kıyafet yapıp kınaevine kadın kıyafetinde güzel kadın seyretmek bahanesiyle gitmesi ve orada kadınların oyuna çıkarmak için kaldırmak istediklerinde yapmış olduğu hareketinin sezilerek kargatulumba düğünden atılmasından sonra "KINACI" lakabını kazanmasından ibarettir.
Bendeniz, kazamızın Yukarı Mahallesinde 17 Ağustos 1926 tarihinde mütevazi bir evde doğmuşum. On yaşında iken annemi kaybettim. 1933-1934 yılında Merkez İlkokuluna kaydoldum. 1938-1939 öğretim yılında devre birincisi olarak ilkokulu bitirdim. Kazamızda ortaokul olmadığından o sırada yeni açılmış olan Kastamonu Gölköy Enstitüsü'ne öğretmen olmak üzere kaydoldum. İkinci Dünya Harbi'nin çeşitli zorlukları içerisinde okula devam ettim. 1944 yılı Ekim ayında Öğretmen olarak mezun oldum. Okulda verilmek istenen kültür bilgileri yanında arıcılık ve buna benzer zirai bilgilerle dolu olarak, bitirmiş olduğum ilkokula öğretmen olarak tayin oldum. 1946 yılında dayımın kızı olan Zeliha ile evlendim. 1953 yılı Mayıs ayında vatanı vazifemi yapmak üzere Polatlı topçu Okulu'na yedeksubay yetiştirilmek üzere çağrıldım. Okulu bitirdikten sonra Asteğmen olarak görev yaptım. 1954 Ekim ayında askerlikten "terhis olarak asli vazifem olan öğretmenliğe döndüm. Bu arada eski çalıştığım Merkez Okulunda kadro bulunmadığından kazamızın 10 km. güneyinde bulunan Yüklü Köyü
ne tayin edildim. Orada 1.5 yıl çalıştım. Sonra merkezde açılan kadro üzerine eski görevime nakledildim. 1956 yılından 1974 yılına kadar burada vazife ifa ettim. 1974 yılında 30 yıl bir ay hizmetten sonra emekli oldum. Daha sonra okuldan almış olduğum tatbiki bilgiler neticesi fenni arıcılık yapmak üzere çalışmalara devam ettim. Sonra romatizma hastalığına duçar olduğumdan arıcılığı bıraktım. Bugüne kadar emekli olarak yaşamaktayım. Bu arada ufak tefek şiir yazmakla meşgul oldum. Bunlardan bir tanesi de aşağıda yer alan "ELVEDA" şiiridir.

ELVEDA
Elveda okulum sana Elveda,
Elveda çocuklar size Elveda,
Elveda kalem, defter, kitaplar
Cümleden elveda aziz öğretmen

Bin dokuz yüz kırk dört öğretmen oldum,
Okul ve hocadan çok feyiz aldım,
Bu şevkle mesleğe sevinçle daldım,
Elveda sizlere irfan ordusu.

Millete hizmettir mesleğin Özü,
Ders vermek sanatı doğrudur sözü,
Kem gözle bakanın kör olsun gözü,
Elveda sizlere irfan ordusu.

Okullar mukaddes şirin bir yuva,
Çalışana bihakkın ederler dua,
Yağcılık bilmezsen emeğin hava
Elveda sizlere irfan ordusu.

Öğretmen hürmete layık bir kişi
Kitap, defter, kalem çocuktur işi,
Gündüzün hayrı gecenin düşü
Elveda sizlere irfan ordusu.

Okul, öğretmen, çocuk, müfettiş,
Senede bir defa görürsün teftiş,
Oku, tetebbu et, meslekte yetiş.
Elveda sizlere irfan ordusu.

Ey çilekeş öğretmen aldırma sakın,
Müfettiş gelince gururun takın,
Dürüst ol, eğilme, ALLAH'a yakın.
Elveda sizlere irfan ordusu.

Öğretmenlik daim tanrı sanatı,
Çocukla uğraşmak bütün hayatı,
Otuz yi! çalıştım aldım beratı,
Elveda sizlere irfan ordusu.

Meslek hayatımda çok cefa çektim.
Çocuğa dürüstlük tohumun ektim.
Objektif olmayan teftişten bıktım,
Elveda sizlere irfan ordusu.

Müfettiş beylerin teftiştir işi,
Çıkarlar kabuktan beğenmez işi,
Yağlamak bilmezsen hor görür kişi,
Elveda sizlere irfan ordusu.

Elveda mesleğim sana elveda.
Hayatım nısfında olmuştur feda,
Boş kubbede kalmış bir garip seda,
Elveda sizlere irfan ordusu.



(AĞIT)
MERHUM VE MEGFURUN LEH HACI SAKİR EFENDİ İÇİN YAZILMIŞ OLAN DESTAN

(Hayat hikayesi tesbit edilemeyen Sıddı-ğın Deli Ahmet lakaplı şair tarafından kaleme alınmıştır.)

Köşk eyle bendimi canı gönülden
Bir bir beyan eden dehan hu çeker
Çıkmaz derunumdan ateşi suzan
Atar kendini nura pervan hu çeker.

Gelmedi cihana böyle bir rana
Gün gibi aleme olundu nüma
Hidayeti haktan bir melek sima
Behçeti huri rıdvan hu çeker

İki defa beyti eyledi tavaf
Hak anın cürümünü eylesin muaf
Zelle Sadır olmaz söylemez hilaf
Kalbi derununda Sübhan hu çeker

Yapıldr mektebi oldu Müheyya
Düştü kasabaya şöhreti ziya
Huzuruna gelen kılardı haya
Hak olup ol kadri keman hu çeker

Günden güne artar anın şöhreti
Kendine ihtiyar eder gurbeti
Bilmedik anın nedir niyyeti
Bir çadırdır dünya mihman hu çeker

Sübyan okutmakta yoktur emsali
Nazırı bulunmaz gezsen cihanı
Böyle imiş taktiri emri yezdanı
Hafızlar safında Kur'an hu çeker

Talim üzre ilmi kılarlar eda
Hefîü semalara erişir seda
Olsun ondan razı Hazret! Hûda
Sürurundan arşı rahman hu çeker

Çok hafızlar hıfzını eyledi tamam
Camii kebire olundu imam
Eda eyle daim sevgiyle siyam
Cemaati kübra şükran hu çeker

Dünya kederinden yoktur pervesi
Berk urdu ruhunda nurun ziyası
İksirli azamdır geçer duası
Gelen şifa bulur insan hu çeker

Manasında ona olurdu irşat
Kalbi şikest olup kalmadı kuşat
Terki dünya olup ahireti abad
Vird idüp rezişab lisan hu çeker

Havacalar ayrılmazdı peşinden
Çift güvercin ayrı düştü eşinden
Gezer mecnun gibi dağlar başından
Hak olup zemini üryan hu çeker

Hasta düştü sübyanları görmedi
Kimse anın ne olduğunu bilmedi
Arayıp derdine çare bulmadı
Havfe düştü anda Lokman hu çeker

Şeb 'i saat sekiz geldi Azrail
Oluruz cümlemiz emrine kail
Bundan ibret alın olmayın gafil
Hazırlandı kervan cümle hu çeker

Allah diyerek verdi canını
Çağırdı ahiret serancamını
Şeytandan hıfzetsin hak imanını
Ol asiyab gibi devran hu çeker

Yetim kaldı anın ol kerimesi
Ayrılmadı andan ciğerparesi
Yakasını çak eyler ağlar annesi
Kayınvalidesi divan hu çeker

Erdi kasabaya ah u bilfirkat
Çok imiş bilmedik anda keramet
Simden sonra kopar bize kıyamet
Hazireti Nuh gibi tufan hu çeker

Yıktı kasabanın temel taşını
Akıttı cümlenin gözün yaşını
Terkeyledi cümle din kardeşini
İnsan cinni melek el'an hu çeker

Cemaati kobran binden ziyade
Melaikler matem eyler semada
Vuhşu îuyur devran eder havada
Vindi andelipten figan hu çeker

Mektep çocuktan kılarlar seda
Kerbela çölünden oldu ziyade
Üç hafız hıfzını kılmadı eda
Yanar derununda pişman hu çeker

Andan sonra ötesine erilmez
Hak ne işler ise göze görünmez
Ameli saiih kula sual sorulmaz
Yanında yoldaşı kılman hu çeker

Hafızlara yeter anın duası
Kıyamete kadar artar nüması
Niceleri bitap aşk müptelası
Ciğer kesap olur bünyan hu çeker

Hafızlar görmedi anı postunda
Yıkılıp her biri ayak üstünde
Çak edip yakasını ölüm kastında
Yanar derunumla hicran hu çeker

Ferdası gece koptu bir tufan
Harekete düştü büsbütün cihan
Sildiler kadrini ol vakit insan
Aklı idrak eden merdan hu çeker

Sabi sübyan anda ettiler efkan
Dediler yarabbi sen eyle ihsan
Ne kara günlere kaldık el'aman
Günahımız çoktur mizan hu çeker

Ol ruzi mahşerde şefaat kani
Livaülhamidınde cuş etme beni
Sırat köprüsünde bekleriz seni
Şad hazer günahım isyan hu çeker

Hamdi hak yolumda gözleri zayi
Cürmü isyanın-,tu kılma cezayı
Dilinden yad etme daim hüdayı
Surete naksolmaz nihan hu çeker



FADİME'NİN DESTANI
Sıddığın Deli Ahmet 13 Zilkade 1313
Bugün yaşı 60'ırı üzerinde olan insanlarımızın hafızalarında acı bir iz bırakan Fadime'nin hikayesi yöresel halk edebiyatımızın en önemli destanlarından biri olma özelliği taşımaktadır. Bu destan birbirine sevip evlenen iki gencin acıklı hikayesini anlatan bir anonimdir.
Fakuğun Fadime isimli bu genç kız ince hastalık denilen vereme yakalanmış ve düğün gecesi hastalanmıştır. Eşiyle odalarını ayırırlar. Kısa bir süre içinde Fadime ölür. Damat İsmail bu acıya dayanamaz ve saz çalarak bu acısını dindirmeye çalışır. Acılarını şu dörtlüklerle dile getirir:
Fadime'min boyu uzun, kaşı kare
Bulamadık derdine çare
Fadime'mde onulmadık yare
Aman doktor bize imdat eyle

Evlerinin önü Yapraklı'ya bakar
Fadime'min kokusu mis gibi kokar
Bu dert bizi iflah etmez yaralar
Aman doktor bize imdat eyle

Eşinin ölümü üzerinden bir ay sonra İsmail de aynı hastalığa yakalanır. Kaçınılmaz sonla biten bu acı hikaye bugün bile Yapraklılılar'ın belleklerinde derinliğini korumaktadır.



YÜMNİ
Dömeke şehitlerinden Yüzbaşı Osman Efendi'nin oğludur. Annesi Tuhtlu Plevne Şühedasından Yüzbaşı Emrullah Ağanın kızı Necvet Hanım'dır. Annesi tarafından Yapraklılı'dır. Yümni, 1306'da Çankırı'da doğmuştur, İsmi Hasan Nizamet-tin'dir. Mahlası Yümni'dir.
İptidai tahsilini İskilip'te gördükten sonra 1319'da Kastamonu İdadisinde (1323) eğitimine devam etmiş, darülfünun edebiyat bölümünden mezun olmuştur. Çankırı'da bir süre tarih öğretmenliği yapmış, daha sonra Sinop'a tayin olmuştur. 5 sene öğretmenlik, 3 sene nahiye müdürlüğü yapmış olup, daha sonra avukat olmuştur.. Şiire meraklıdır. Kuvvetli bir kaleme sahiptir.
- Nizamettin Yümni eserlerini bastırmak için toplamış, ancak Eflani nahiyesinde (1334) nahiye müdürü iken evi yanmış ve eserleri de bu yangınla birlikte kül olmuştur. Yümni, bu yangında kaybolan eserleriyle ilgili olarak "Hatırımda kalanları yazdım ise de eserlerimin onda ikisini ancak teşkil eder" demiştir.

KALENDERİ
Vechin güzelim maîtaul'enveri vefadır
Çeşmanı siyahındaki pek cezbe fezadır.

Gamzede tebessüm ediyor feyzi melahat
Mestane nigahında şeğer cilve nümadır

Huriyer olur hüsnüne sefbeste-i tazim
Bir hande-i pür işveni bin can fedadır

Üftadene muğber oluşun leyli siyahtır.
Bir.nazlı nigarın güzelim subhi sefadır

Kurbanlığa amade benim rehgüzanmda
Ziraki visalin bana bir idi dubadır.

SEMAİ
Gönül isterdiki geçsin hayatım hep güzellikle
Hilal ebri sanemle, gonca lebler, ince bellerle

Gönül isterdiki bir zevki nuşanuş her şeb
Sabahı şevke ersin şarkılarla, şiiri gazellerle

Gönül isterdiki ey sevgili leylayı dilaşup
Hûda göstermesin hiç gezdiğim gülşende illerle

Gönül isterdiki güç olmasın geç olsun her mektup
Oyalandım bu türlü bisemer darbı mesellerle

Gönül isterdiki, ki bu riya mahvolsun alemden
Seçilsin sofıi-har şiyaveler sahte amellerle

Gönül isterdiki, olsun bu millet müttehit, mes'ut
Sarardım fYümniyi) artık bu şikeste emellerle

ADANALI ZIYA MERHUMA NAZİRE
Yakardı narı aşkla alemi canana kalsaydı
Delalette kalırdık rehberi şeytana kalsaydı

Terakkii bais ehli sa 'y ü irfandır
Vatan bilmem n'olurdu himmeti nadana kalsaydı

Edanı namını eylerdi i'la arşı a'laya
Yakardı belki beytullahı da devrana kalsaydı

Nasibi milletin haki mezellete sürünmekti
Eğer icrayı hakku ma 'delet sultana kalsaydı

Uyandı gayreîullah tığı zulmü çakıcak etti
Batardık yoksa (Yümni) iş eğer insana kalsaydı.

DİVAN
Düşse dil şüphesiz ol dilberi ra 'naya düşer
Kaysi sevdazadenin meyli, ki leylaya düşer

Zühriye hüsnünü gördükçe gönül vecde gelir
Raht pür ta 'bini kim görse o sevdaya düşer

Hatta halü ruhi zibanı melekler görse
Arzı resk eylemeye arza temaşaya düşer

Dediler va 'deli vuslaylamiş ağyare o şah
Sa 'di ikbal biliriz echelü ednaya düşer

Ben nasıl eylemeyim naieler ey gonca/ naz
$ebi hicrinde figan bülbülü şeydane düşer

Kalmadı kalbi hazininde dilzarü temannaya düşer
Vustiçin beyhude düzarü temennaya düşer

Ko, bu hicranlar içimde bizi nalan olalım
(Yümnî) alamu-mihan arifi) danaya düşer

HİCRAN İNİLTİLERİ
Kaldım bu gün yazık yine muhtacı tesliyet
Hiç kimse ah anlamıyor hali zarımı
Parlak tebessümle gel, ümidi tarımı
Ey kainatı aşkımı tezyin eden melek

Öldür ızdırabınt dili bikararımm
Revamı böyle aşıkı pür şeyvan eylemek
Mahvoldu zevk u şevkidili handekarımın
Artık yeter tahassürün ey hüsnü gülpikap
Sönsün yeter şu ruhu yakan narı ızdırap

Bir suphi nevbahar olacak vuslatın bana
Ey şiirimin ila 'hesi ismet melikesi
Feryat eden şu ruhu garibin medet sesi
Sensin ve isterim sen o! ey yar can feda




FİKRİ
1327 yıltnda'vefat eden Yapraklılı Fik-ri'nin hayatı hakkında yeterli bigi edinılerne-rniştir. Ancak Fikri'nin şu iki dörtlüğü temin edilebilmiştir.

Görünce aklımı yağmaya verdi
Ahu bakışların keman kaşların
Görünmez şöyle bir davaya verdi
Ahu bakışların keman kaşların

Fikriya neylesin düşmüş ağvaya
Ne yaman düşmüşüz faydasız yare
Garip bülbül gibi düşürdü zare
Ahu bakışların keman kaşların


Hit: 96
Oylama: Oy Puanı: 10 Oy Sayısı: 1 (Puan aralığı: 1 = çok kötü, 10 = çok iyi)
Eklenme Tarihi: 17/09/2005
Yazan/Kaynak: www.yaprakli.gov.tr
Yazanın Emaili/websitesi: www.yaprakli.gov.tr
Gönderen: kanibey
Yorumlar: 0 Yorumlar |


Geri Dön
İlgili Diğer Makaleler
MESAY-I VEDA

Şairin Özgeçmişi

TUYUĞ

YAPRAKLILI HALK ŞAİRLERİ

-2147467259|Operation must use an updateable query.
Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle       © Çankırı Araştırmaları Sitesi hatsanat site yönetim sayfa başına git